The Punisher | 2. Sezon İncelemesi | Hoş geldin Frank

Marvel ile Netflix iş birliğiyle gelen dizilerin birer birer iptalinden sonra The Punisher’ın da çok büyük ihtimalle iptal olacağını bilsem de ikinci sezonu heyecanla beklemekten kendimi alamadım. Bunun sebebi hem ilk sezonun çok başarılı olması ve tatmin edici bitmesi hem de Punisher’ın en sevdiğim çizgi roman karakteri olması. Ayrıca ikinci sezonun ana kötüsü Jigsaw(Billy Russo) olduğundan heyecanlanmamak elde değildi.

Bütün bu merakıma ve heyecanıma tepki olarak ikinci sezon aşırı yavaş başladı. Atlıkarıncada yaşanan olayın üzerinden bir yıl geçmiş. Michigan’da sakin bir hayat yaşamaya çalışan Frank’i görünce alıştığımız The Punisher aksiyonunun çok uzağında olduğumuzu anladım. Diğer tarafta New York’a bakınca, beklediğim gibi psikolojisi yerlerde Dinah ve Billy vardı. İkinci sezonun bu üçlü arasında döneceğini düşünüyordum ki başımıza bir de Ruslar ve John Pilgrim çıktı, tabii bir de Schultz ailesi. Sezonun Punisher-Jigsaw savaşıyla geçeceğini beklerken ortaya başka kötü adamların çıkması heyecanımı daha da körüklese de sadece 13 bölümde bu kadar karakterin hikayesinin başarıyla anlatılmasını mümkün göremedim ve öyle de oldu. Olayların gelişmesine göre Billy Russo-John Pilgrim karakterlerinden birisi hep arka planda kaldı. Hatta John, ikinci bölümde ormanda kaybolduktan sonra altıncı bölüme kadar tekrar ortaya çıkmadı bile. İki kötü adamın da aynı sezon içinde kullanılmasının sebebi dizinin devam edip etmeyeceğinin belirsiz olması sanırım. Çünkü John karakteri çok başarılıydı ve senaristler ondan vazgeçmek istememiş olabilirler. Russo’nun Jigsaw olma hikayesini de bir yere kadar getirdikleri için onu çıkarmak zaten olmazdı. Bunu bir eleştiri olarak söyleyemiyorum çünkü durum tamamen dönüp dolaşıp dizinin iptal olmayı ihtimaline, yani Disney’e bağlanıyor.

Sezon başına geri dönelim. Frank’in bu kadar sakin bir hayat sürmesi güzel bir şey olmasına rağmen beni rahatsız etti. Çünkü bu adamın oraya ait olmadığını çok iyi biliyordum. Zaten nereye gitse belayı çektiği için hikayenin sonu bir şekilde trajediye bağlanacaktı, yine. Bu yüzden Beth ile olan ilişkisinin kısa kesilmesi daha iyi oldu. Amy ile olan ilişkisine gelince… Başlangıçta çok büyük bir ön yargıyla baktım çünkü okuduğum hiçbir Punisher çizgi romanında Frank’in bir insana bu kadar şefkat dolu yaklaştığını görmemiştim. Hatta “Uzun Soğuk Karanlık” adlı altı sayılık seride yetiştiremeyeceğini düşündüğü için kendi çocuğundan bile vazgeçmişti. Ön yargımın sebebi buydu ama Amy ile olan baba-kız ilişkisi gerçekten güzel işlenmiş. Frank’in, birini korumak istediği zaman büründüğü karakter beni her bölümde kendine biraz daha hayran bıraktı.

Olayın üzerinden koca bir yıl geçmiş olmasına rağmen Billy’yi atlatamamış Madani. Tamam sevdiği adamın kendisini kafasından vurması kolay olmasa gerek ama her sahnede gözleri yaşlı bir Dinah görmekten çok sıkıldım. Çünkü çatışma Frank ile Billy arasında olması gerekirken Dinah bu olaya çok fazla dahil oldu. İlk sezonda çok başarılı işlenen bu güçlü karakter ikinci sezon boyunca “drama kraliçesi” olmaktan öteye gidemedi. Öte yandan Curtis de önceki sezona göre çok sinir bozucu olmuş. Fazla fazla yardımı dokundu ama iyilik yapayım derken Frank’in işlerine çomak soktuğu da oldu. Özellikle senatörü Mahoney’e teslim etmesi başlı başına fiyaskoydu. Hem Frank’i hem Amy’yi tehlikeye attı. Aralarındaki arkadaşlığı sevsem de Frank’in Curtis’e bir kere kafa atmasını istemedim desem yalan olur.

Biraz da Billy Russo ve Dr. Dumont ilişkisini konuşalım. Yani klişeyi. Babasını küçük yaşta kaybetmiş bir psikolog kadın, babasıyla aynı kaderi paylaşan suçlu hastasına aşık oluyor. Bak sen, bu bir yerden tanıdık geldi bana. Harley Quinn? Ayrıca bu kadın böyle iyi dövüşmeyi nerden öğrenmiş de koskoca İç Güvenlik Ajanını evire çevire dövüyor? Krista Dumont olmadan çok daha iyi bir Billy, dolayısıyla çok daha iyi bir Jigsaw görebilirdik. Aralarındaki diyaloglar bile çok basitti. Russo’nun yüzünü eleştirmeden de edemeyeceğim. Frank, bu adamın yüzünü bir aynada defalarca parçaladı. Bunun sonucu tıraş kesikleri mi? Terapi boyunca yüzünün mahvolduğundan bahsedip ağladı ama maskeyi çıkarınca… Kopardığın yaygara bunun için miydi Billy?

Bir diğer kötü adamımız John Pilgrim’e dönelim. Billy’yi ne kadar beğenmediysem bu adamı o kadar beğendim. Zengin ve güçlü bir ailenin piyonu olmasına rağmen başarıyla işlenmiş bir düşmandı. Olduğu kişiye evrilişini ve amacını kısa ama net bir şekilde anlatabildiler. Larkville Karakolu’ndaki çatışma sezonun en iyi aksiyon sahnelerinden biriydi. Senaristler sezon başında birkaç bölüm onunla ilgili ne yapacağını bilememişler ama John sonraki bölümlerde hikayeye tekrar dahil olurken durumu kurtardılar. Sadece Frank-John arasında geçen ayrı bir sezon izlemek isterdim. Frank’in finalde asıl şeytanları yani Schultz ailesini cezalandırıp John’a çocuklarını yetiştirmesi için bir şans vermesi hoşuma gitti. Fragmanlar sezonun bir noktasında Billy-Pilgrim ortaklığı olacağına dair ipuçları veriyordu ama neyse ki böyle bir şey olmadı. O durumda Pilgrim haketmediği bir sonla karşı karşıya kalırdı diye düşünüyorum.

Önceki sezon için yazdığım yazılarda Frank’in acımasızlık seviyesini eleştirmiştim. Çizgi romanlarda hatta Daredevil’da gördüğümüz caniliğe kendi dizisinde yaklaşamadı bile. Vicdan yaptığını hatta can bağışladığını gördük. Pedofil birinin canını bağışladı, bu saçmalıktan başka bir şey değil. Punisher’ın yapacağı bir şey hiç değil. Bunu bir kenara bırakırsam, çizgi romanda okuduğum bir olaya gönderme yapılması hoşuma gitti. “Beyaz Giysili Kızlar” serisinin 3. sayısında Punisher, camın arkasındaki bir kızı öldürdüğünü sanıyordu ama cesede baktığında kendi mermisi olmadığını anlamıştı. Dizide de aynı şey Billy’nin ekibi için getirdiği kadınlarla yaşandı. Billy Russo, Frank’i fiziksel olarak yenemeyince mental olarak yenmeye çalışmıştı ama yine başaramadı.

Sezonun son sahnesinde Madani’nin teklifini kabul etmeyip kendi yoluna bakması Frank için çok iyi bir sondu. Zaten sezon boyunca “Lütfen olaylar bittiğinde gidip Beth’i bulmasın.” diye dua ettim. Frank’in yapması gereken bu: Punisher olmak. Dizi iptal edilse de edilmese de biliyoruz ki Marvel sinematik evreninde bir yerlerde Frank, hala Punisher.

Salih Çiftçi

Önceki Yazı

Sinem Kobal’ın Hakan: Muhafız’ın kadrosuna katıldığı iddia edildi

Sonraki Yazı

Netflix, Black Mirror: Bandersnatch’in tercih sonuçlarını açıkladı