You | 1. Sezon İncelemesi

Caroline Kepnes’in aynı isimli kitabından uyarlanan Lifetime dizisi You, on bölümlük ilk sezonu bittikten sonra 26 Kasım’da Netflix’e geldi ve Netflix’in ana sayfasında ilk kez gördüğümde ilgimi çekti. Buna rağmen sıfır beklentiyle başladığım diziyi inanılmaz sürükleyici buldum ve benim için 2019’un ilk binge-watch serüveni oldu. Okuduğum yorumlarda dizinin ve ana karakter Joe’nun Dexter’a benzetildiğini görsem de ben bu benzerliği tekrar izlememe rağmen yakalayamadım. Tek benzerlik monologlar ve bence bu dizinin en güzel parçası. Olayların Joe’nun gözünden günlük yazar gibi anlatılması diziyi beğenmemdeki ana etken oldu diyebilirim. Diziye süreklilik katan da bu zaten. Hatta bir bölümde bu yöntem Beck için de denenmişti ve bu benim için çok daha ilgi çekici olmuştu ama maalesef çok kısa sürdü. Çünkü her ne kadar her şey Beck ile alakalı olsa da dizinin asıl anlatmak istediği karakter Joe.

You, yukarıda bahsettiğim anlatımla geçmişini aşamamış, takıntılı, bugünlerde “stalker” diye bahsedilen türde sapık bir adamın aşık olmasıyla gelişen olayları işliyor. Sahibi olduğu kitap mağazasına gelen yazar hanım Beck’e ilk görüşte vuruluyor Joe. Joe’nun hemen Beck’in yanına gidip bir kitap önermesiyle başlayan etkileşimin ikişkiye dönüşmesini birkaç bölüm boyunca izliyoruz. Bu sırada tabii ki dizinin yan karakterlerini de iyice tanıyoruz ve onların hikayeye olan etkisi yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Başlarda yardımcı karakterlerin çok gereksiz olduğunu hatta Beck-Joe sahnelerini baltaladıklarını düşünmüştüm ama sonradan görüyoruz ki dizinin önemsizmiş gibi görünen karakterleri bile çok önemli noktalarda öne çıkıyor. Bunun en önemli örneği, dizinin en küçük karakteri Paco’nun en kritik sahnede verdiği kararla Beck’in sonunu getirmesi.

İlk görüşten ilişkiye giden bu süreç içerisinde, Joe akla mantığa sığmayacak şeyler yapıyor. Beck’in evini gözetliyor, her adımını takip ediyor, evine girip eşyalarını, kıyafetlerini ve telefonunu çalıyor, sevgilisini öldürüyor, arkadaşlarını araştırıyor… Bunları yaparken ve monolog şeklinde anlatırken o kadar sakin kalıyor ki her şey izleyiciye normal geliyor. Yaptıklarının yanlış olduğunun farkındasınız ama Joe’dan nefret edemiyorsunuz. Bunda biraz Beck’in de payı olabilir. Çünkü Joe ne kadar öyle görmek istemese de Beck, tam da Benji’nin anlattığı gibi biri. Sürekli bir şey bekleyen ama asla karşısına bir şey vermeyen, aldatmayı alışkanlık edinmiş bir ilgi meraklısı. Yani ben Joe’dan ne kadar nefret edemediysem Beck’ten o kadar nefret ettim ki Beck’in kendisi de sezon finalinde ne kadar korkunç biri olduğunu “İkimizin aynı türde kötü olduğunu mu düşünüyorsun?” diyerek kabul ediyor. İkisinin de sorunlarının neye dayandığını biliyoruz, bu konuyu boş bırakmamaları iyi olmuş çünkü aksi takdirde durduk yere aldatan ve durduk yere birilerini öldüren karakterlerle dolu bir dizi olurdu. Joe’nun sorunu kendisini büyüten Mooney ve yine kendisini aldatan eski sevgilisi Candace’dan kaynaklanıyorken Beck ise babasından ve kendisini sürekli kontrol eden yakın arkadaşı Peach’ten dolayı böyle bir insan olmuş.

İlk süreç bittikten sonra ilişki başlayınca dizi tam da “İki sorunlu insanın ilişkisi nasıl olur?” sorusuna cevap veriyor. Hem Joe hem Beck, kendi tarzlarınca sorunlu olmaya devam ediyor. Joe Beck’in hayatındaki engelleri yine her türlü sapıklığı yaparak ortadan kaldırıyor, bu işlem en yakın arkadaşını öldürmeye kadar uzanıyor. Beck ise her zaman yaptığı gibi kendisine en ufak ilgi gösteren insana sığınıyor ve psikologuyla Joe’yu aldatıyor. Joe’nun yaptıkları doğru demiyorum ama o her şeyi sevdiği kadın için yaparken Beck kendisi için yapıyor. İzleyici burada bir çatışmaya giriyor zaten. Joe mu daha kötü yoksa Beck mi?

Dizideki oyunculuk performanslarını çok başarılı buldum. Joe’yu canlandıran Penn Badgley Gossip Girl’den, Peach’i canlandıran Shay Mitchell ise Pretty Little Liars’dan tanıdık. Bu ikisi dışında kadroda çok tanınan bir oyuncu yok ama Beck’ten tutun Paco’ya kadar herkesin oyunculuğu diziye çok yakışmış. Dizinin müzikleri de iyiydi diyebilirim ama sinematografi açısından pek bir özelliği yok. Konu olarak basit olsa da sürükleyici işlenişi beğendim ve herhangi bir beklentiyle başlamadığım için baya keyif aldım diziden. Özellikle son bölümlerde sürekli akış değiştirerek psikolojimi altüst etti diyebilirim. Dizide mantık hataları yok değil ama izlenebilirliği etkileyecek kadar dikkat çekmiyor. Sonuysa tam olarak beklediğim gibi bitti, her sorununu birilerini öldürmekle çözen Joe, Beck’i psikopatlığını aşkı için yaptığına ikna edemeyince bir şekilde ondan da kurtulmak zorunda kaldı ama öldürdüğünü düşünmüyorum.

Caroline Kepnes, ilk kitaba devam niteliğindeki Hidden Bodies’i yazmış ve Netflix diziyi Lifetime’dan satın almış. Yani ikinci sezon direkt olarak Netflix’ten yayınlanacak. Beck’in kesin olarak öldüğünü görmedik ve Candace’in de geri dönüşüyle birlikte Beck-Candace-Joe üçgeninde bir ikinci sezon izlememiz mümkün görünüyor.

Salih Çiftçi

Önceki Yazı

The CW, Batwoman için pilot bölüm siparişi verdi

Sonraki Yazı

Deadly Class | İlk Bölümü İzledim Yorumluyorum