Duygu Gürbüz: Kit Harington’ın oyunculuğuna değil kendisine hayranım

Uzun süredir yazarlarımızla yaptığımız sohbetlere bir ara vermiştik. Artık bu hasrete bir son verme zamanı.

Bu sefer sizlerle birlikte tanıyacağım yazar arkadaşım Duygu Gürbüz. Duygu bizim sitemizde yazarlık yapan sevgili Nisan’ın ablası. Nisan’la uzun süredir tanışmamıza rağmen yüz yüze tanışmamız geçtiğimiz sene sonunda olmuştu. Aynı gün Duygu’yla da tanışacaktık ama kendisi yetişemedi ve görüşemedik. Fakat kardeşinden mütevellit Duygu’nun da müthiş bir insan olduğundan şüphem yok. Haydi, hep birlikte haber ekibimizin yeni üyelerinden Duygu’yu daha yakından tanıyalım.

Duygu merhaba. Nasılsın?

Teşekkürler Bora iyiyim sen nasılsın?

Teşekkür ederim. Her röportajımızda sorduğum klasik bir soruyla başlamak istiyorum; Duygu Gürbüz kimdir?

1994 yılında Bursa’da doğdum ve büyüdüm. Aslen Kahramanmaraş’lıyım. Bilkent Üniversitesi, Muhasebe Bilgi Sistemleri’nden geçen yıl mezun oldum. Kanada’da yüksek lisans yapmaya karar verdim ve istediğim okula kabul aldım. Fakat sonrasına bazı kişisel problemlerden dolayı gidemedim. Şu an mali müşavirlik sınavlarına hazırlanıyorum. 2 aydır İstanbul’da yaşıyorum. Tabii ki dizi ve film izlemekten, yüzmekten, sporu takip etmekten ve yemek yapmaktan hoşlanıyorum.

Sen bizim minnoş habercimiz ve benim sosyal medya ekibinden de arkadaşım Nisan’ın ablasısın. Fakat aramıza katılman hayli zaman aldı. Nasıl oldu bu iş? Nasıl karar verdin bizimle birlikte olmaya?

Yüksek lisans durumum iptal olunca Bursa’da evdeyken doğal olarak büyük bir boşluğa düştüm. O sırada da çok fazla dizi izliyordum. Nisan da çok fazla dizi izliyorsun neden bizim sitede yazmıyorsun dedi. Ben de zaten daha önceleri Nisan yazarken de özeniyordum ona ama üniversitede vaktim olmamıştı. Hazır vakit de varken bana da mantıklı geldi bu fikir. Nisan Ayça’ya bahsetti benden, deneme yazımı yolladım ve şu an buradayım. (Gülüyor)

Duygu ve kız kardeşi Nisan.

İyi ki de buradasın. Çok vakit kaybetmeden aklıma takılan soruyu sormak istiyorum. Kanada’da yüksek lisans yapma fırsatını neden reddettin?

Yüksek lisans yapmaya karar verdikten sonraki bekleme sürecinde maalesef Türk Lirası oldukça değer kaybetti. Kanada doları ben gidene kadar neredeyse üç katına çıkmış olacaktı. Ailece bu konuya ayıracağımız bütçeyi karşılamamızın mümkün olmadığına karar verdik. Tabii ki çok üzüldüm ama ailemi de zorlamak istemedim. “Demek ki Türkiye’de kalmam gerekiyor ve burada yapmam gereken şeyler var” diye düşünerek kendimi motive ettim. Sitede yazmaya başlamamın da oldukça pozitif etkisi oldu ruh halim açısından.

Yakın zamanda Nisan’la birlikte İstanbul’a yerleştiniz. İki genç kadın neler yapıyorsunuz İstanbul’da?

Nisan iş için gelmeye karar verince ben de o ilk etapta tek kalmaması için onunla gelmeye karar verdim. Hafta içi Nisan zaten işten dönünce yorgun oluyor çok bir şey yapamıyoruz, hafta sonu da İstanbul’u gezmeye çalışıyoruz.

Çalışıyor musun şu an?

Şu an çalışmıyorum. Mart’ta olacak mali müşavirlik sınavına hazırlanıyorum.

Bursa’da büyümüşsün, Ankara’da okumuşsun ama İstanbul hepsinden farklıdır. Nasıl buldun İstanbul’u?

Daha önce de İstanbul’u gezme fırsatım olmuştu fakat yaşamak gerçekten çok farklıymış. Ankara’ya ve Bursa’ya “Kalabalık, her yerde çok insan var, çok araba var” diye söylenirdim ama İstanbul’dan sonra ikisini de mumla arıyorum. Burası gerçekten çok kaotik ve benim yapıma pek uymuyor sanırım. (Gülüyor)

İlk başta böyle hissetmen çok normal ama. Bir süre sonra öyle bir alışıyorsun ki o kaosa dünya yansa umurunda olmuyor.

Sen Nisan’dan büyüksün ama anladığım kadarıyla abla-kardeş gibi değil de arkadaşsınız. Nasıl bir ablasın?

Evet çok haklısın. İkiz gibi büyüdük zaten, ben ne yaptıysam o da yaptı. Birçok ilgili alanımız da doğal olarak birlikte şekillendi. Ayrı zevklerde olduğumuz bir konu neredeyse yok diyebilirim.

Bu iyi bir şey mi peki? Ben mesela her şeyiyle benim gibi olan birini daha istemezdim etrafımda. 

Hayır aslında her zaman yanımda sevdiğim şeyleri birlikte yorumlayacağım birisi olması hoşuma gidiyor. Birbirimize de bir şeyler katmış oluyoruz.

Hayır aslında derken iyi bir şey mi demek istedin?

Aramızı bozmaya mı çalışıyorsun yoksa Bora? (Gülüyoruz)

Çok belli ettim sanırım. Hemen çeviriyorum lafı.

Aranız öyle iki lafla bozulacak şey mi Allah aşkına?

Doğru söylüyorsun ama tartıştığımız zamanlar da oluyor tabii. Bu röportaj sonrası onlardan biri olmaz umarım.

Aman diyeyim, adım çıkar. Tamam, Nisan’la ilgili tüm sorularımı gömüyorum buraya.

Derin bir nefes alayım o zaman ben de. (Gülüyor)

İstanbul’a alışamayacağına karar verirsen gideceğin yerin neresi olacağını düşündün mü hiç?

Muhtemelen tekrar Bursa’ya dönerim ama farklı fırsatlara da açığım.

Nisan’dan vuramadım yazar ekibinden bir şeyler çıkarmaya çalışayım. Nasıl buldun ekibimizi?

Gerçekten hepiniz çok samimi insanlarsınız. Aynı zamanda herkes çok dolu ve kendini geliştirmiş. Ekibin arasındaki iletişimi de çok seviyorum.

Nisan dışında kimseyle yüz yüze görüşmedin sanırım. İlk kimle tanışmak isterdin?

Aynen, daha kimseyle görüşemedim. Herkesle tanışmak isterim ama Nisan bana Hafize, Batuhan ve senden daha çok bahsettiği için sizinle tanışmayı çok istiyordum aslında.

Muhteşem Bursa ekibi… İstanbul’daki yazarlarla mutlaka bir araya gelmelisiniz bir gün. Salih’in güvenli kollarına bırakın kendinizi ve sizi saatlerce yürütsün mesela.

Evet, İstanbul’daki arkadaşlarla da buluşmayı bekliyorum. Ben de yürüyerek gezmeyi severim, Salih’le iyi anlaşırız biz o zaman.

Gerçekten sizi saatlerce yürütüp sürekli konuşur ama zerre sıkılmazsınız bu süre boyunca. 

Kendine ayırdığın vakitlerde neler yapıyorsun?

Dizi izlemek dışında film izlemeyi de çok seviyorum. Onun dışında Galatasaraylıyım ve takımımın maçlarını kaçırmıyorum asla. Basketbola ayrı bir tutkum var, fırsat buldukça maçları yerinden seyretmekten hoşlanıyorum. Gün batımı ve doğuşunda yürüyüş yapmaktan hoşlanıyorum.

Futbol mu, basketbol mu?

Basketbol daha ağır basıyor benim için. Futbola göre daha zevkli ve eğlence kısmı daha fazla olan bir spor.

Dizi ve filmlere ilgin olduğunu söyledin. Ne türden hoşlanıyorsun?

İki alanda da en çok polisiye ve gerilim türleri ilgimi çekse de favorilerim arasına romantik, aile, dram türleri de girebiliyor.

Bu ara hangi dizilerle vakit geçiriyorsun?

Son zamanlarda Outlander, Anne with an E ve Russian Doll izledim. Bu üç yapımı da çok sevdim.

Russian Doll yavaş başlayıp sonradan hayranlık uyandıran yapımlardan oldu. Sen neler hissettin izlerken?

Evet haklısın, ilk olarak çok sevdiğim bir film olan Groundhog Day’in aynısı gibi başladı. Önce dedim ki “Herhalde filmin çok benzerini çekmişler, dizi olarak sıkıcı olur bu”. Fakat 3. bölümden sonra olay değişmeye başladı ve konu farklı noktalara gitti. Beklemediğim şeyler oldu dizinin kalan bölümlerinde. O yüzden hoşuma gitti.

Netflix’in son zamanlarda yayınladığı dizileri beğenmeyenlerin sayısı oldukça fazla. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?

Aslında ben de hak veriyorum bu konuya. Netflix yapımı olan beğendiğim dizi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Netflix’in sonradan başka kanallardan aldığı dizileri izleyebiliyorum daha çok. Yine de her türde yaptıkları dizi sayısı fazla, yani seçenek çok. Bu nokta da platformun artı bir özelliği bana göre.

Hakan: Muhafız’ı izledin mi?

İzledim, fena bulmadım. Öncülük etmesi açısından desteklenmesi gereken bir yapım tabii ki ama ben süper kahraman dizilerini çok fazla sevmiyorum. O yüzden favorilerim arasına giremedi.

Şimdi Türk oyuncuların yer alacağı iki dizi daha hazırlanıyor. Birinde Beren Saat diğerinde Tuba Büyüküstün var. Sence başarılı olacak mı bu diziler?

Bence totalde kesinlikle başarılı olurlar. Çünkü iki ismin ve Türk dizilerinin Güney Amerika, Balkanlar ve Arap dünyasında oldukça fazla hayran kitlesi var. Yani bu isimler bir saat boyunca masada oturup konuşsalar bile mutlaka izleyecek bir kitleleri var.

Peki sen iki oyuncu arasında bir tercih yapsan?

Ben Beren Saat’i dizilere daha çok yakıştırıyorum, bana daha sempatik geliyor. Ayrıca Beren Saat’in dizi dışı hayatındaki duruşundan dolayı da bu soru benim için kolay oldu.

Yoksa sen de Nisan gibi feminist misin?

Evet özellikle ülkemizdeki her kadının olması gerektiği gibi öyleyim ama Beren Saat’in daha çok muhalif duruşunu seviyorum.

Beren Saat’in muhalif duruşunu biraz açar mısın bize?

Beren Saat bence dizi sektöründe bulunduğu yerleri kaybetmemek için yapmacık bir tavır içerisinde olan oyunculara benzemiyor. Ülkede gerçekleşen adaletsiz ve haksız durumlar karşısında tepki verdiğine hep şahit oldum. Bu da ülkemizde az bulunan bir şey olduğundan kendisine hayranlık besliyorum.

Oyunculara geldik madem. Beren Saat dışında beğendiğin Türk oyuncuları sorayım sana.

Zerrin Tekindor, Aras Bulut İynemli ve Demet Evgar’ı çok beğeniyorum.

Yabancı oyuncuları da öğrenmek isteriz.

Kit Harington ve Benedict Cumberbatch her yapımlarını mutlaka izleyeceğim isimler.

Benedict Cumberbatch için lafım yok ama Kit Harington sence Game of Thrones’tan sonra bu popülerliğini sürdürebilecek mi?

Bana da aslında başka rollere o kadar yakışmaz ve tutmaz gibi geliyor ama samimi olmak gerekirse ben onu oyunculuğundan daha çok sempatik bulduğum için izlemeyi seviyorum. (Gülüyor)

Masada oturup konuşsa da izler misin yani?

Evet, oturmasa ve konuşmasa da izlerim.

Kit Harington’ı bu kadar seviyorsan Game of Thrones’la ilgili bir sorum var. Final sezonundan neler bekliyorsun?

Yine samimi olmam gerekirse Game of Thrones final sezonunda ne olabilir, neler bekleniyor, sızdırılan senaryo var mı diye internetten girip baktım her yerden. Meraklı bir insan olduğumdan dayanamadım önceden görmek istedim. Yani kısacası yazılanların gerçekleşmesini bekliyorum. (Gülüyor) Onun dışında gerçekten uzun süre konuşulacak bir final yapacaklarını düşünüyorum. Beklentim ucu açık hiçbir konu kalmaması ve izleyiciyi soru işaretleriyle bırakmamaları.

Soru işareti bırakmamaları mümkün olur mu sence?

Olabilir bence. Yani büyük soru işaretleri değil tabii ki ama dizinin gerçekten hastası olan insanlar için her detay önemlidir. Bazı konuların havada kalması gibi bir durum olmaz umarım.

Biraz da filmlerden bahsetmek istiyorum. Bugüne kadar izlediğin ve herkesin izlemesini istediğin film hangisi?

Pleasantville ve Ed Wood şu an aklıma direkt gelen iki film. Bu iki film de bence insanın hayatına pozitif yönde etki eden yapımlar. İzledikten sonra umut ve mutluluk veriyorlar izleyiciye. İkisini de defalarca izledim.

Ben ve benim gibi izlememiş olanlar için konularından kısaca bahseder misin?

Pleasantville eğer Truman Show izlediyseniz ona birazcık benzerlik gösteren bir yapım. İki kardeş kendilerini çok sevdikleri siyah beyaz bir televizyon dizisinin içerisinde buluyorlar. Bu iki kardeşin, rutin bir hayat yaşayan kasaba sakinlerine olan etkileri filmin konusunu oluşturuyor. Ed Wood ise, zamanında sinema sektörünün en kötü  filmleri olarak adlandırılan yapımları çeken Ed Wood’un gerçek hayat hikayesini anlatıyor. Aldığı eleştirilere rağmen asla pes etmeyen Ed Wood’u Johnny Depp oyunculuğunda izlemek insanın içini ısıtıyor.

Gerçekten ilgi çekici geliyor kulağa.

Kitaplarla aran nasıl?

Kitap okumayı da çok seviyorum. Şu an maalesef ders çalıştığım için kitap okuma oranım azalsa da yine de okumaya çalışıyorum.

En son hangi kitabı okudun?

En son Albert Camus’dan Yabancı kitabını okudum. Üniversitede derslerimin bir kısmı Fransızca’ydı ve biraz unutmaya başladığımı fark ettim. Bu yüzden son zamanlarda Fransızca kitaplar okumaya çalışıyorum.

Kaç dil biliyorsun?

İngilizce ve Fransızca’nın dışında basit seviyede Rusça biliyorum. Okulda Rusça alırken birçok Azerbaycanlı arkadaşla tanışıp yakın ilişkiler kurmuştum. O sebepten yabancı dil olarak sayılır mı bilmem ama Azerbaycan dilini de anadil seviyesinde konuşabiliyorum. Onlar bizi rahat anlıyor ama onlar konuştuğunda ilk etapta ben onları anlamıyordum. Bence güzel bir dil.

Duygu seni çok iyi tanıyan insanların bile bilmediği yönlerinden bahseder misin bize?

Beni tanıyan insanlar genelde neşeli olduğumu, dert sahibi olmayan gamsız biri olduğumu söylüyorlar genelde. Fakat aslında her şeye incinebilen, birçok konuyu saatlerce düşünüp kafasına takan bir insanım.

Nasıl atlatıyorsun peki bu durumu?

Bir konuyu çok düşünüp dert edindiğimi fark edince direkt beni neşelendirecek dizi bölümleri veya filmler açıyorum. Zaten izlerken kendimi çok kaptırdığım için doğal olarak unutuyorum.

Peki diyelim biri sana üzüleceğini düşünemeden bir söz söyledi. Bunu onunla paylaşmıyor musun?

Hayır genelde içime atarım, kendi kendime dert edinirim. (Gülüyor)

Şu huylarım olmasa çok daha iyi bir insan olurdum dediğin bir şey var mı?

Yeni tanıştığım insanlara karşı çok soğuğum, benimle ilk etapta iletişim kurmakta zorlandıklarını söylerler. Yakından tanıdıklarımla da çok fazla konuşurum, her şeyden bahsederim belki başlarını ağrıtıyorumdur. Arayı bulmak isterdim yani.

Eline bir imkan geçti ve dünyada bir şeyi değiştirme şansın var. Bunu ne için kullanırdın?

Klişe mi olacak bilmiyorum ama muhtemelen ülkeler arası sınırları kaldırırdım. Bir topraktan başka bir toprağa geçerken binlerce prosedüre uğramak bence gerçekten çok saçma. Sınırlar olmasa zaten muhtemelen birçok sıkıntı da ortadan kalkardı.

Burada bir süre acaba röportajı yapan Duygu da bu cevapları ben mi veriyorum diye düşünüyorum. Bana da birçok kişi ilk tanıştığımızda benden hiç hoşlanmadığını söyler. Ve eğer benim de bir şansım olsaydı kesinlikle yapacağım tek şey ülkeler arası sınırları kaldırmak olurdu.

Peki diyelim ki bütün sınırlar kalktı. Ülkeler var ama istediğin yere gidebiliyorsun. İlk gideceğin yer neresi olurdu?

İlk olarak İskoçya’ya giderdim muhtemelen. Doğal güzelliklerine ve tarihine hayran olduğum bir yer.

Gelecekle ilgili planların var mı?

Yakın geleceğimin planı henüz kafamda şekillenmedi fakat hayatımın bir döneminde ve olabilecek en yakın zamanda bir dernek açmak istiyorum. Yardım amaçlı olan ve adalet arayışındaki insanlara yardımcı olacak bir kuruluş şeklinde. Muhtemelen birçok insan bunu hayal etmiştir, benim de içimdeki bir istek.

Belli bir düşüncen var mı bu isteğinle ilgili yoksa herhangi bir konuda yardıma ihtiyacı olan herkese yetişebileceğin bir dernek mi olsun istiyorsun?

Herhangi bir konuda yardımcı olan, herkese yetişebilecek bir dernek olarak düşündüm. Üniversitedeyken Toplumsal Duyarlılık Projesi’nde yer almıştım, kulubün hayatın her alanında insanlara yardım eden birçok kolu vardı. Yani üniversite öğrencileri olarak bile organize olup düzenli olarak yardım edebilmiştik ihtiyaç sahibi insanlara. İleride maddi ve manevi olarak yeterli olduğumda neden aynısını yapamayayım ki diye düşünüyorum.

Olmayacak bir şey değil gerçekten. Ama iş eninde sonunda maddiyata dayanıyor. Para senin için ne ifade ediyor?

Maalesef öyle. Paranın öneminin farkındayım, fakat hayatımda önceliğime koyduğum bir nokta değil.

Hayatında öncelikli olan neler var?

Hayatımda en önce ailem ve arkadaşlarım geliyor. Kariyer benim için daha alt sıralarda.

Nasıl bir arkadaşsın?

Arkadaşlarım üzgün olduklarında onları neşelendirmek için her şeyi yapabilecek tipte bir arkadaşım. Aynı zamanda çabuk küsen biri değilim, o yüzden şimdiye kadar kırgınlık yaşadığım bir arkadaşım olmadı.

Peki sen üzgün olduğunda onlar da senin için aynı şeyi yapıyorlar mı ya da senin böyle bir beklentin oluyor mu?

Aynı beklentiye ben de giriyorum tabii ki, üzgün hallerimi yalnız geçirmek istemem. Onlar da benim yanımda oluyorlar.

Ne şanslısınız. Yanlış anlama ama sizin jenerasyonda arkadaşlıklar daha sabun köpüğü. Bu yüzden böyle arkadaşlıklar yakalamışsanız birbirinizi bırakmayın sakın.

Bu arada röportajın başında yemek yapmayı sevdiğini söyledin. En güzel şunu yaparım dediğin yiyecek hangisi?

En güzel tatlı alanındaki yiyecekleri yapabiliyorum bence. Kek türevlerini yapmaktan hoşlanıyorum, değişik içeriklerle değişik şekillerle yapmaya çalışıyorum. Mutfağı sanat olarak görüyorum yani.

Değişik içeriklerden kastın nedir?

Klasik malzemeleri birleştirmekten ziyade internetten gördüğüm farklı kombinasyonları uygulamaya çalışıyorum. Netflix’i eleştirdik ama platformda The Final Table diye 10 bölümlük çok güzel bir aşçılık programı var, röportajın burasına kadar gelen olduysa izlemelerini tavsiye ederim. Ben oradaki bazı tarifleri denemiştim.

Bir gün İstanbul’a geldiğimde oradaki tüm ekibi sizin eve toplamak farz oldu. Çünkü tatlı dedin, değişik tatlar dedin. Bunlar bizim için yeterli sebepler.

Tabii ki, seve seve.

Okurlarımıza söylemek istediğin bir şey varsa söz sende.

Bu sitedeki yazarların hepsi içerikleri sizlerle buluştururken gerçekten büyük özverilerde bulunuyorlar. Okurlarımızın herkese gerekli takdiri vermeye çalışmalarını isterdim. Aynı zamanda eleştirilerini de pek göremiyorum, eleştirilerini bize iletseler iki tarafa da daha yararlı olur bence. Bizi okudukları için onlara teşekkür ediyorum.

Bu güzel sohbet için ben de kendim ve okurlarımız adına sana teşekkür ederim. Bir teşekkür de Nisan’a tabii; Seni bize getirdiği için.

DUYGU İLE KISA KISA

Aile mi arkadaşlar mı?

Aile.

Çantanda mutlaka bulundurduğun bir şey?

Islak mendil.

Asla vazgeçmem dediğin aksesuar?

Küpe.

Tek bir makyaj malzemesi kullanma hakkın olsa?

Eyeliner.

Hamburger mi pizza mı?

Hamburger.

En sevdiğin tatlı?

Kemalpaşa tatlısı.

 

 

 

 

Bora Yıldırım

1986 yılında İstanbul'da doğdum. 2008 yılından beri Bodrum'da yaşıyorum. Gezmeyi ve kitap okumayı severim. Çok konuşur, çok gülerim. Vakit buldukça yazarlığa kabul edilme sebebim olan yerli dizileri izlemeye çalışıyorum. Yabancı dizileri izledikçe yerli dizilerin geldiği noktaya üzülsem de bir gün eskisi gibi tadı ağızda kalan dizilerin televizyonlarda daha çok yer bulacağına inanıyorum.

Önceki Yazı

Big Little Lies’ın üçüncü sezonu olacak mı?

Sonraki Yazı

Hanna | İlk Bölümü İzledim Yorumluyorum