Manhunt | Federal İçermeyen Seri Katil Hikayesi

Yaklaşık bir yıl önce burada yayınlanan ilk yazımda tanıttığım dizinin adı da Manhunt’dı.

Tabi bu benzerlik sayesinde birdizihaber’in yuvarlak olduğu ya da yazarın artık kendisini tekrarlamaya başladığı iddia edilebilir ama bence komik olmaz, yapmayın yani.

2019’un hemen başında yayınlanan üç bölümlük bir minidizi Manhunt.

Detaylara geçmeden önce aslında ilk konuşulması gereken belki de üç bölümlük bir dizi dizi midir, uzunca bir filme daha çok benziyor sanki yaklaşımı olabilir. Netflix sağolsun 10 bölüm civarı sezonları hepsi bir arada yayınladığından beri değişen alışkanlıklarımız çerçevesinde üç bölüm gerçekten de çıtır çerez haline geldi. “Ben ki sezon sezon” diye başlayan dizi başarılarımızın arasında Manhunt gibi yaklaşık iki buçuk saat içerisinde anlatacağını anlatıp kenara çekilen yapımlara dizi demek iyice zorlaştı. Bu anlamda uzun ve kaliteli bir film seyretmek için karşısına geçilmesi gereken Manhunt İngiltere’de yaşanmış bir hikayeyi, bir seri katil avını ekrana taşıyor. Gerçek polisiye severlerin ilgisini çekeceğiden emin olduğum dizi yüksek bir tempo ve hiç bitmeyen aksiyon sahneleri yerine İngiltere’de bir polis soruşturması nasıl ilerler, elin polisi nasıl çalışır, seri katil federaller olmadan da yakalanabilir mi gibi sorulara ışık tutmakta.

Alışageldiğimiz yabancı dizi dünyasından tanıdık isimleri göremediğimiz bu ITV yapımında başrollerde abartısız ve kaliteli oyunculuklarıyla Martin Clunes, Katie Lyons ve Claudie Blakley izleyicinin karşısına çıkıyor. Yıllar önce Behzat Ç seyrederken dizinin benim için en çekici yanlarından biri olan samimiyetten izler yakaladığım bu mini dizi / kısa filmin IMDb puanı ise 7.6. Dizi de esas oğlan olarak izlediğimiz DCI ( İngiliz polisinde sorumlu dedektife denk düşüyor, Amerikan Polisinin “Lieutenant”ı gibi ) Colin Sutton’un anılarına dayanarak kaleme alınmış olan senaryo ise şüphesiz bu puanın en büyük sebeplerinden biri .

Zamanında soruşturmayı yürütmüş olan dedektifin anıları üzerinden senaryolaştırıldığı için çok gerçekçi bir akışa sahip olan Manhunt hakkında, tam da bu noktada özellikle, altının çizilmesi gereken konu ise belki de İngiliz polisinin çalışma teknikleri. Çok teknolojik çözümlerden veya kahramanlıklar silsilesinden bahsetmiyorum. Dizi de bahsetmiyor zaten. Aksine çok gerçekçi ve sade bir anlatımla ekranda yer alan öyküde mesela polisin hazırladığı dosyaya “maalesef yeterli değil bunlarla dava açamam” diyen bir savcı çıkıyor karşınıza. Sonra ülkemizde bağzı siyasilerin “polis fezlekeleri savcı iddianamesine dönüşüyor” diye verdiği demeçler geliyor aklınıza.

Bütün soruşturma gece 10 civarı parktan geçerken uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden bir genç kadınla başlıyor. Kimse “gece o saatte ne işi varmış o parkta” demiyor kurban için, ya da “bak bir de arkadaşlarıyla buluşup alkol almış cık cık cık” falan yapmıyor. Asılacaksan bile İngiliz ipiyle asıl gibi bir laf vardı sanırım, insan elinde olmadan hak veriyor. Bütün bunlar yetmezmiş gibi kızını kaybetmiş acılı aileyi Fransa’dan İngiltere’ye getirtip şehrin lüks bir otelinde konaklatan İngiliz polisinin anne ve babayı cinayet mahalline götürürken ki inceliklerine inanmakta zorlanıyorsunuz. Avukatından utanılabilen ülkemizde ise dilin ucuna çok şey gelse de ve esasen bu sadece bir dizi tanıtımı olsa da, buraya da kocaman yazmak gerekiyor.

ŞULE ÇET İÇİN ADALET !!!

İnsanoğlu olarak çok da matah bir şey olmadığımız kesin. Fazla kusurlu, uyumsuz, bencil, zararlı ve düşüncesiz bir canlı türü olduğumuz söylenebilir. İşte bütün bu eksiklerimize bir de güdü kontrolü başarısızlıklarımız eklendiğinde ortaya tam bir canavar çıkıyor. Her toplumda karşılaşılabilecek olan bu canavarlarla nasıl mücadele edildiği ise toplumun kalanı hakkında bir fikir vermekte. Bu bakış açısıyla izlendiğinde klasik bir “insan avı” hikayesinin ötesinde üzerinde düşünmeye / konuşmaya değer bir çok konuyu kucağınıza bırakacak olan ManHunt ülkemizin birbirinden değerli yayın platformlarında izlenememekte olup merak edenler için internetlerin içinde bir yerlerde tıklanmayı bekliyor.

Ozan Kayahan

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Önceki Yazı

Deutschland 83’ün Yaratıcısından Netflix Dizisi “Unorthodox” Geliyor

Sonraki Yazı

Hulu The First’ü ve Sarah Silverman’ın I Love You America’sını İptal Etti!