The Passage | Küçük İblis Vampirlere Karşı

2019 ’un ilk vampir dizisi yayınlandı.

Esasen Amerika’da çok satanlar listesinde yer alan ve Amy Bellafonte’nin distopik bir gelecekte insanlığı koruduğu bin yıllık hayatını anlatan bir üçlemeye dayanan The Passage’ın ilk sezonu ana karakterin, Amy’nin çocukluğuna, her şeyin nasıl başladığına odaklanıyor.

Başka bir deyişle tutarsa yıllar boyu sürecek bir proje var karşımızda. Zaten aslında dizi bir film üçlemesi olarak planlanmış başlangıçta ama sonradan vazgeçilmiş ve Fox tarafından televizyona uyarlanmış.

“Bir kız bütün insanlığı kurtarabilir mi?” sorusuyla izleyicisiyle buluşan The Passage’da söz konusu kız benim gibi birisi için tam bir sinir bozukluğu. Hani şu 10-12 yaşlarında çok bilmiş çocuklar vardır ya, her lafa girerler, susmak bilmezler ve ayrıca etrafa bir tavır falan… Hah işte Amy tam da onlardan birisi olarak kurgulanmış. Elbette bazılarının çok sevimli bir kız çocuğu olarak göreceği ama benim çocuksevmez karakterim sebebiyle iblis olarak adlandırdığım bu küçük ve dengesiz insanların nadide bir örneği etrafında şekillenen hikâyenin ikinci sezon onayı almasına ise kesin gözüyle bakmak mümkün.

İlk beş bölümü geride kalan dizide erken başlangıçlı alzheimer hastası karısını kurtarmak için Doğu Avrupa’da bir yerlerde bir vampirin peşine düşen bir bilim adamıyla başlıyor hikayemiz. Ben bu vampiri bulursam onun kanından bişiler yapar karımı tedavi ederim diye yola çıkarken yakın arkadaşı bir başka nöroloğu da yanına alan Dr. Jonas Lear her ne kadar vampir yakalama amacına ulaşsa da bu arada doktor arkadaşı Tim Fanning vampirin saldırısına uğruyor ve olaylar olaylar.

Hop diye yıllar sonrasına giden dizimizde bir bakıyoruz ki bu vampirlerin üstün iyileşme yetenekleri federal hükümetin ilgisini çekmiş, “herşeyin ilacı” olarak tanımlanabilecek birşeyler üretmek üzere her zamanki gibi çok gizli bir tesiste “Nuh Projesi” adı altında insanlar üzerinde klinik çalışmalara başlamışlar bile. Elbette “patient zero / ilk hasta” olan Dr. Fanning bu sırada tam bir vampire dönüşmüş diğer denekler ise idam mahkumları arasından seçilmiş gözlem altında tutuluyorlar.

Biraz daha seyredince anlaşıldığı üzere meğer hükümet bu vampir yapıcı virüsü izole edip çoğaltmayı başarmış, an itibariyle istiyorlar ki virüsün iyileştirici özellikleri kalsın ama şu kan içmeydi güneşe hassasiyetti, beyin fonksiyonlarındaki azalmaydı falan bu yan etkileri bir ortadan kaldıralım.

Burada özellikle değinmek gereken bir nokta var. Bu çok başarılı bilim insanları mümkünse evlenmesin ve çocukları falan olmasın lütfen. Hayır, ailesinden birisi hastalanınca tedavi bulacağım diye bir başlıyorlar saçmalamaya sonu yok yeminle. Hatırlayanlar olacaktır, Resident Evil’da T virüsü de yine bir doktorun kızımı iyileştireceğim diye kasması sonucu ortaya çıkmıştı, sonra dünya zombie’den geçilmez hale geldi, yedi film boyunca Milla Jovovich neler çekti.

Tekrar The Passage’a dönersek, efendim bilim adamları kan içmeyen vampir yaratmaya çalışırken Asya’da ortaya çıkan ölümcül bir grip salgını sebebiyle, “bu vampirlerin kanından aşı yapmamız lazım hem de hemen yapmalıyız” demeye başlıyorlar. Zaten bu Amerikalılar “ulvi” bir sebeple harekete geçmesinler, ellerine yüzlerine bulaştırmaları kaçınılmaz. Misal arada bir dünyanın bir yerlerine demokrasi ve barış falan götürmeye kalkmalarını hatırlayın, hah işte burada da çok farklı şeyler olmuyor. Bu araştırmacılar gurubundan en az etik olanı çıkıp “yahu” diyor “biz hep yetişkinlere veriyoruz bu virüsü onlar da vampir oluyorlar, o zaman bu sefer bir çocuğa verelim çünkü denek ne kadar gençse o kadar geç vampir oluyor”. E tabi şimdi böyle devasa bir grip tehdidi varken bir çocuğun lafı mı olur diyen bilim kurulu hemen babasız ve annesi de yüksek dozdan ölmüş küçük bir kızı gözüne kestiriyor.

İşte iblisimizle burada tanışıyoruz. Anlıyoruz ki yaşıtı tüm diğer iblisler gibi dışarıdan sevimli, tanıyınca çok bilmiş, illa ki süper zeka ve bir o kadar da rahatsız edici bir tarzıyla arz-ı endam eden kız çocuğu karakteri, Amy Bellafonte bir anda dizinin başrolüne oturuyor.

Zaten çok anlattım daha fazla detay vermek istemiyorum. Amy virüse rağmen vampir olmadan seni beni vampirlerden koruyacak, burası kesin, bir anlamda Blade’in kız çocuklusu yani. Tabi ilk sezonda küçük kızımız Blade gibi uçan tekmeler atıp etrafa hunharca saldıramayacağı için de bu görevi üstlenen bir yetişkin figürü adına Brad dizide diğer başrolü kapıyor. Böyle baba yarısı, zaten zamanında kendi kızını kaybetmiş, Amy’i de sahiplenerek bütün dünyaya karşı ikimiz tadında dünya tatlısı bir karakter olan Brad de esasen FBI ajanı ve tabiî ki de aslında onyüzbin kişiyi bir kerede öldürecek kadar dövüş sanatı ve silah uzmanı falan. Yani burada da pek sürpriz yok.

İlk sezonu on bölüm olan dizinin yaklaşık yarısı geride kalmış olmasına rağmen olayların başında sayılırız, daha hikayenin heyecanlı yerlerine tam gelemedik, bekliyoruz. Öte yandan olayların çok ağır ilerlediğini düşünmenizi de istemem, anlatım tarzıyla karakterlere ve geçmişlerine oldukça önem verilen The Passage kendini izlettirebilen bir dizi, IMDb’den aldığı 7.6 puanla da bunu kanıtlıyor.

İçerdiği tüm klişelere rağmen vampir dünyasına dair yaratıcı denebilecek dokunuşları da olan The Passage bu tür dizilerin en büyük handikapı olan “bilimsel açıklama yaparken saçmalamak” tuzağından ise maalesef kurtulamıyor. Eğer biolog veya doktor değilseniz zaten çok da takılmayacağınız bu tür hatalar aslında sık tekrarlanmadığı için de seyir keyfini fazlaca bozmuyor. Söz konusu seyir keyfini borçlu olduğumuz oyunculara gelirsek iblis Amy’i Sanissa Sidney canlandırırken koruyucu ajanımız Brad’e Mark-Paul Gossalear hayat vermekte. Baş kötü vampirimiz ise “aa bu adam şey değil mi hani şeyde vardı” kadrosundan karşımıza çıkan Jamie McShane, Tim Fanning’i oynuyor.

An itibariyle öyle açayım televizyonu da seyredeyim diyemeyeceğiniz The Passage birkaç tık uzağınızda, bilgisayar dünyasında bir yerlerde kendisine vakit ayırmanızı bekliyor.

Ozan Kayahan

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Önceki Yazı

MotherFatherSon 6 Mart’ta başlıyor

Sonraki Yazı

Kuzgun 3. bölümden ilk sahne yayınlandı