The Umbrella Academy | İlk Bölümü İzledim Yorumluyorum

Geçtiğimiz günlerde Netflix’te yayınlanan The Umbrella Academy beklendiği gibi ses getirdi ve güzel bir izleyici kitlesi yakaladı. Aksiyon, macera ve komedi türlerinde olan dizi çeşitli “kahramanlık” güçleri olan yedi kişiye odaklanıyor. Konusuna detaylı olarak değineceğim dizi  Gerard Way‘in hikayesini kaleme aldığı ve  Gabriel Ba‘nın çizimlerini yaptığı bir çizgi roman uyarlaması. Çizgi roman çok sevilmiş, hatta 2008’de Eisner ödülü bile almış. Girizgahı fazla uzatmadan detaylara geçiyorum;

Kimler Oynuyor?

Dizinin yaratıcısı Jeremy Slater, ki kendisi Fantastic Four ve Death Note gibi filmlerin yanısıra The Exorcist‘in de yaratıcısı ve yazarı. Her ne kadar Death Note tam bir hayal kırıklığı olsa da, The Exorcist kulvarında iyi bir diziydi. Oyuncu kadrosunda sinema dünyasından tanıdığımız Ellen Page ilk göze çarpan isim. Misfist’le tanıdığımız Robert Sheehan, daha önce Merlin, Game of Thrones ve Black Sails’de izlediğimiz Tom Hopper ve daha çok müzik dünyasından tanısak da Scream: The TV Series’in 3. sezonunda da izlediğimiz Mary J. Blige kadronun diğer dikkat çeken isimleri. Ekibin kalanını ise; David CastañedaEmmy Raver-LampmanAidan Gallagher ve Colm Feore gibi isimler oluşturuyor.

Konusu Neymiş?

Spoiler vermeden anlatmam gerekirse, hepsi aynı gün doğmuş 41 çocuğun yedi tanesini evlat edinen Sir Reginald Hargreeves çocukların özel güçleri olduğunu fark eder. Hepsiyle ayrı ayrı ilgilenen Hargreeves’ın çocuklarının kimisi zamanda yolculuk yapabilirken kimisi ölülerle konuşabilme yeteneğine sahiptir. Bu çocuklarla Umbrella Akademi’sini kuran Hargreeves’in zaman içinde işler istediği gibi gitmez ve çocuklar birer birer evden yani akademiden ayrılır. Yıllar sonraysa onları bir araya getiren şeyse babalarının ani ölümü olur.

İşte buradan sonra asıl hikayemiz başlıyor. Babalarının ölümü için evde buluşan kardeşlerin arasında geçmişte hoş şeyler yaşanmadığını öğrenirken, diğer yandan farklı kayıplar verdiklerini, hayatlarının farklı yönde ilerlediğini de öğreniyoruz. Gelişen olaylarla aksiyon başlıyor hemen. İlk bölümde hikayenin nereye gideceğini kestiremiyorsunuz, onu özellikle belirtmek istiyorum.

Ne Umdum Ne Buldum?

İçerisinde “özel güçler” olduğunu öğrendiğimden beri Heroes benzeri bir dizi bekliyordum açıkçası. Eh Heroes’la birçok ortak noktası olduğunu da söyleyebilirim. Ama hikaye ilerleyişi ve karakterler daha farklı. Her fantastik kahramanlık dizisinde olduğu gibi bir “gücümüz var o zaman Dünya’yı kurtarmalıyız” durumu da söz konusu, evet. Ama hikaye biraz farklı başlıyor ve ilerliyor ilk bölüm için. Dizinin ciddiyetini çözememiştim tanıtımlarında, izledikten sonra hafif ciddiyetsiz havasını çok sevdim. Yormuyor, kasmıyor izlerken. Ama boş da değil. Arayı güzel tutturmuşlar bence. Ayrıca karakterlerin genel yapısını da sevdim. Bazı karakterler için “klişe” terimini kullanabilirim ama klişeliklerini izleyiciye güzel sunmuşlar açıkçası. Eğlenceli havası da çok büyük bir artı olmuş.

Sosyal Medya Bu Dizi İçin Ne Diyor?

İzleyiciler ikiye ayrılmış durumda. Türünü sevenler için başarılı bulunan dizi, bazı izleyiciler tarafından da hiç beğenilmemiş. Öte yandan IMDB puanı an itibariyle sekizin üstünde. Bir kısım izleyiciyse “Netflix Marvel’le anlaşmasını iptal ettiğine göre bu alternatif kahramanlık/süper insan dizilerine kaldık o yüzden ses çıkarmadan izleyelim” düşüncesinde. Haksız da değiller açıkçası Netflix bunun gibi Marvel dışından alternatif kahramanlık/süper insan dizileriyle gelecektir artık bizlere… Tabi bir de Netflix’in izleyicisini vasata alıştırdığı için dizinin beğenildiğini savunan bir kesim de var ki, haklılık payları üzerine oturup ciddi ciddi düşünülmeli bence.

Kimler Bunu İzlemeli?

Efendim yukarıda da belirttiğim gibi süper güçler, Dünya’yı kurtaralım, kurtarırken güzel müzikler de dinleyelim, hikayede klişeler olabilir ama o kadar da olmasın, karakterler komikli de olsun ama ciddili hikayesi de olsun hep goygoy olmasın diyorsanız kesinlikle izlemelisiniz. Bu bağlamda Heroes, Misfits, Doom Petrol ve Titans gibi dizileri sevenler The Umbrella Academy‘i de sevecektir.

Ben Beğendim Çünkü

Hikayesinin ve karakterlerinin “ergen işi” olmaması çok büyük bir artı oldu benim için. Her karakterimiz 30 yaşında mesela. Evet bazılarının “eğlenceli” kişiliği yaşını daha küçükmüş gibi gösterebiliyor ama öte yandan bir karakterimiz çocuk bedeninde olmasına rağmen 58 yaşında… Aile draması gibi duran havası var ama bu çok göz önünde değil. Daha çok çocukluğu beraber geçmiş bir grup arkadaşın yıllar sonra tekrar bir araya gelmesiyle başlayan, geçmişleriyle ve günümüzde olanlarla baş etme çabaları diyebilirim hikayenin bu kolu için.

Açıkçası diziye başlama nedenim Robert Sheehan ve Ellen Page’di. Zira Ellen Page’i çok severim ve Robert Sheehan’ını çok özledim. Ama sanırım Robert Sheehan’dan çok onun Misfits’deki Nathan karakterini özlemişim. İlk bölümdeki ciddiyetsiz havasını o kadar sevdim ki, bu havanın ilerleyen bölümlerde kısmen de olsa diziye de yansıyacağını düşündüğümde çok seviniyorum. Her iki oyuncu da alışık olduğumuz karakterlerle karşımıza çıktılar ama yine de izlemek çok keyifliydi.

Değinmeden geçemeyeceğim bir konu daha var ki o da; müzikleri. Özellikle girişte kemanla başlayan “phantom of the opera” ve bölüm arasında ve sonunda duyduğumuz şarkılar çok başarılı tercihler olmuş bence. Öte yandan izleyicilerin ayrıldığı bir nokta da müzikleri olmuş, yani beğenmeyen de çok. Ama ben bayıldım. Velhasıl ben tavsiye ederim efendim, izleyiniz.

Hafize Mutlu

Bazen hayatımın kalanını sadece anime, dizi ya da film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.

Read Previous

Nightflyers, İlk Sezonun Ardından İptal Edildi

Read Next

Bir Aile Hikayesi’nden ilk tanıtım yayınlandı