Vurgun | Çıkmamış Candan Ümit Kesenlerin Hikayesi

Gold Film’in hazırladığı yeni dizi Vurgun geçtiğimiz akşam ilk bölümüyle Fox TV’de seyircisiyle buluştu. Altan Dönmez ve Orkun Çatak’ın yönetmenliğini yaptığı dizinin senaryosunu Başar Başaran ve Emre Özdür kaleme alıyor. Dizinin müzikleri Alpay Göltekin, Zeynep Alasya, Caner Özkan ve Güldiyar Tanrıdağlı tarafından hazırlanıyor.

Dizinin başrollerinde Erkan Petekkaya, Deniz Çakır, Emre Kınay ve Begüm Birgören var. Diğer önemli rollerde Altan Erkekli, Aliye Uzunatağan, Cemal Toktaş, İnanç Konukçu, Berna Koraltürk, Filiz Ahmet, Mehmet Bozdoğan ve Cenk Kangöz yer alıyor.

Mutlu bir evliliği ve bu evlilikten bir oğlu olan zengin iş adamı Kemal Vardar (Erkan Petekkaya) bir gece fabrikasında çıkan yangın sonrası komaya girer. Doktor olan amcası Erdoğan (Altan Erkekli) onun için elinden geleni yapmıştır ama sonuç değişmemiştir. Kemal on yıl boyunca komada kalmış ve bu süre içerisinde hemşire Asya (Begüm Birgören) onunla özel olarak ilgilenip bir gün uyanacağına hep inanmıştır. Buna inanan bir diğer kişi de yengesi Nezahat’tir. (Aliye Uzunatağan) On yıllık bu sürede Kemal tıbben ölü sayılmış, karısı Reyhan (Deniz Çakır) ve en yakın arkadaşı Vedat (Emre Kınay) evlenmiştir. Onun bu duruma düşmesine sebep olan kardeşi Turan (Cemal Toktaş) ağabeyinin yokluğunda karanlık kişilerle olan ilişkilerini ilerletmiş, amcası Erdoğan hastalanıp eve mahkum olmuştur.

Yıl 2019… Vedat’ın doktoru ikna edip uyanmasını engellemeye çalışmasına rağmen Kemal uyanır. Erdoğan hastalanmadan önce yeğeni için hangi yıl uyanırsa o zaman uygulanacak rehabilitasyon dosyalarını saklamıştır. Asya bu dosyalara göre gerekli tedaviyi uygulayıp Kemal’in kısa sürede tamamen iyileşmesini sağlar. Kemal, karısı ve oğlunun hasretiyle başa çıkmaya çalışırken günler geçer ve sonunda Reyhan’ın yaşadığı eve gider. Kimse Reyhan’ın Vedat’la evlendiğini ona söyleyememiştir ve eve giren Kemal hayatının şokunu burada yaşar.

Dizinin genel hikayesi böyle. Gelelim ilk bölümün bende bıraktığı etkilere. Dizinin genel hikayesi kağıt üzerinde bence çok etkileyici. Düşünsenize bir gün uyanıyorsunuz aradan on sene geçmiş. Anneniz ölmüş, karınız en yakın arkadaşınızla evlenmiş, çocuğunuz sizi tanımayıp en yakın arkadaşınızı baba biliyor. Üstelik komada kaldığınız onca sene boyunca hayatınızda önemli yeri olan birçok kişi sizi hiç ziyaret etmemiş. Ölmeden toprağa koymuşlar sizi. İnsan çıldırmaz da ne yapar?

Benim için dizinin ilk falsosu da burada başlıyor. Dediğim gibi dizinin hikayesi dallanıp budaklanmaya çok müsait. Fakat oyunculuklar o kadar göz tırmalıyor ki hikayenin içine bir türlü giremiyorsunuz. Peşinen söyleyeyim; Erkan Petekkaya hayatımın hiçbir döneminde oyunculuğunu beğendiğim biri olmamıştır. Vurgun’da da beni şaşırtmadı. Aynı mimikler, aynı bakışlar… Ne zaman bağıracak, ne zaman sakinleşecek, şaşırdığında yüzü nasıl olacak? Bunların hepsini tahmin edebiliyorum izlerken. Fakat Deniz Çakır, Emre Kınay ve Cemal Toktaş bu kez beni çok şaşırttılar. Üçünün de oyunculukta yaptıkları şeylere genel olarak hayranlık duyan ben neredeyse hiçbir sahnelerinde onlara inanmadım. İlk bölümde oyunculuk anlamında beni tatmin eden iki isim vardı; Begüm Birgören ve İnanç Konukçu. Asya’nın on yıl boyunca bebek gibi baktığı adama olan aşkına da, Kayhan’ın dostunu karşısında sapasağlam gördüğünde verdiği tepkiye de inandım. İnanç Konukçu’yu Adı Zehra isimli diziyle tanımış ve orada da çok beğenmiştim. Karakter oyunculuğunda önümüzdeki dönemde çok daha başarılı olabilecek potansiyeli var. Umarım doğru projelerle yoluna devam eder.

Dizinin yönetmenlik kısmını beğendim. Özellikle genel planlarda hoş resimler vardı. Diyaloglar da oyunculuklarla süslenebilse esasen çok başarılı olabilirmiş. Ama ne Kemal’in uyandığında verdiği tepkiler ne de Reyhan’ın Kemal’i gördükten sonra anıları sakladığı dolap önünde yıkılmış bir vaziyette ettiği feryatlar beni etkilemedi. Hatta Kerem’in baba diye Vedat’a sarıldığı sahnede bile kılım kıpırdamadı. Bu ruhsuzluk ilk bölümün geneline sirayet etmişti ama umarım bu durum ekibin birbirine uyum sürecinin bir sonucudur. İkinci bölümle birlikte karakter inandırıcılığı konusunda daha başarılı işler bekliyorum.

Az önce Kerem demişken değinmeden edemeyeceğim bir konu geldi aklıma. Kemal komaya girmeden bir gün önce oğlu Kerem’in doğum günü kutlandı ve bu kutlama Kerem’in ikinci yaş günü içindi. Aradan geçen on senede Kerem’in on iki yaşına gelmiş olması gerekirken izlediğimiz oyuncu Aybars Kartal henüz on yaşında. Buna çok takılmıyorum. Koca koca insanların lise öğrencisini oynadığını izledi bu gözler. Fakat Kerem yaşına göre fazla küçük bir çocuk gibi davranıyor. Sevimli oyuncu o kadar tatlı ki insanın büyüdüğüne inanası gelmiyor.

Dizinin müziklerini çok beğendiğimi eklemeden de geçmeyeyim. Başarısız bir jeneriği bile müzikle kurtarmayı başarmış çalışan ekip. Üstelik bölüm boyunca sahnelerde kulağımıza dokunan notalar da insanın ruhunu okşuyordu. Müzikleri hazırlayan ekibi ayrıca tebrik ederim.

Dizinin yayın günü sıkıntılı. Karşısında Diriliş Ertuğrul ve Sen Anlat Karadeniz gibi reyting konusunda çok iddialı iki dizi var. Açıkçası Vurgun’un Diriliş Ertuğrul’dan izleyici alabileceğini zannetmiyorum. Sen Anlat Karadeniz’in de kemik tabir ettiğimiz bir izleyici kitlesi var ama hikaye gereği oradan biraz reyting gelebilir. Kanal D’nin Çocuklar Duymasın dizisinin reytingleri zaten çok parlak değil ve bence Vurgun en çok bu dizinin izleyicisini çekebilir. Yine de asıl reyting oranları üçüncü bölüm sonrası ortaya çıkacaktır.

Yazı boyunca çok söyledim ama eğer oyuncular gerçek bir ekip olabilirse dizinin mayasını beğendim. Ortada Türk izleyicisinin ilgisini çekebilecek bir hikaye var. Konu da dallanıp budaklanmaya çok müsait. Eğer doğru hamleler yapılırsa Vurgun’un başarılı olması için hiçbir engel görmüyorum. Yolu açık olsun.

Bora Yıldırım

1986 yılında İstanbul'da doğdum. 2008 yılından beri Bodrum'da yaşıyorum. Gezmeyi ve kitap okumayı severim. Çok konuşur, çok gülerim. Vakit buldukça yazarlığa kabul edilme sebebim olan yerli dizileri izlemeye çalışıyorum. Yabancı dizileri izledikçe yerli dizilerin geldiği noktaya üzülsem de bir gün eskisi gibi tadı ağızda kalan dizilerin televizyonlarda daha çok yer bulacağına inanıyorum.

Önceki Yazı

Hazal Kaya ve Ali Atay evlendi

Sonraki Yazı

Avcı Dişiler: Leoparlar National Geographic WILD’da