Paranoia Agent (Mousou Dairinin) | Sosyal Gerçeklere Sürreal Yaklaşım

2004 yılında 13 bölüm olarak izledik bu animeyi. Künyesinden ve konusundan birazdan detaylı olarak bahsedeceğim ama girizgahı yazar ve yönetmeni olan Satoshi Kon‘dan bahsederek yapmazsam sensei’ye saygısızlık etmiş olurum. 47 yaşında kanserden kaybettiğimiz Satoshi Kon’u daha çok Paprika ve Perfect Blue gibi filmlerinden tanıyoruz ama bir de Paranoia Agent gibi oldukça alternatif bir anime serisi var kendisinin. Anime dünyasının David Lynch’i diye anılan Satoshi Kon‘u anime dünyası için bile alternatif kalan fikirleri sayesinde her bir yapımı türünün çok farklı bir örneği olmayı başardı. Paranoia Agent da öyle… Satoshi Kon‘la ilgili şurada -biraz da güzelleme niyetine- bir yazı yazmıştım. O zaman sensei’ye bir dakikalık saygı duruşunda bulunup anime detaylarına geçiyorum;

Madhouse stüdyosunun orijinal animesi olan Paranoia Agent’in yazar ve yönetmeni yukarıda belirttiğim gibi Satoshi Kon. Baş animatörüyse Orange, Steins Gate ve Space Dandy gibi animelerde de animatörlük yapmış bir isim olan Hamasaki Hiroshi. Müziklerinin arkasındaki isimde Hirasawa Susumu. Onu da Paprika, Sennen Joyuu gibi filmlerden hatırlayabilirsiniz. Yani Satoshi-sensei’nin yapımlarına mükemmel fon müziğini hep bulan bir isim. Burada da aynısını yapmış. Açılış jeneriğinden tutun da sahne müziklerine kadar hepsi dikkat çekici ve çok başarılı. Seiyuu kadrosunda da Sakaguchi Daisuke (Clannad, Gintama, Kekkai Sensen, Hyouka), Iizuka Shouzou (Sennen Joyuu, Hajime no Ippo: Rising), Seki Toshihiko (Kill la kill, Saiyuuki Gaiden) ve Noto Mamiko (Clannad, Elfen Lied, Fairy Tail, Kimi ni Todoke) gibi birçok kez karşımıza çıkmış isimler var.

Gelelim konusuna… Tsukiko Sagi yarattığı Maromi isimli peluş oyuncağın başarısıyla hayatına devam ederken, çalıştığı firma ondan popüler bir figur daha yaratmasını ister. Sagi ne kadar uğraşsa da yeni bir figür bir türlü tasarlayamaz. Bu stres altında boğulurken bir gece yolda şapkalı, patenli ve elinde beyzbol sopalı bir çocuğun saldırısına uğrar. Bu haber tüm bültenlerde yayınlanırken Sagi de uzunca bir süre yeni figürle ilgili çalışmak zorunda kalmaz. Animenin hikayesiyse tam da burada başlıyor. Sagi’den sonra şehirde kim ne zaman aşırı stres içeren bir durumda olsa, elinde beyzbol sopalı bir çocuk onlara saldırıyor. Polisin şüpeli bulduğu uzunca bir süre araştırma yaptığı bu sopalı çocuğun kimliği ise asıl merak konusu oluyor.

Parania Agent, beyzbol sopalı çocukla sorunlarından kaçmaya çalışan karakterlerine nasıl bir çözüm bulduğunu anlatıyor izleyicisine. Bölümler ilerledikçe birbiriyle bağlantılı karakterlerinin ve sosyal hayatlarındaki baskının nasıl ilişkili olduğunu gösteriyor. Sürreal bir şekilde de bu sorunlara çare buluyor. Kahramanlarına kaçış noktası yaratıyor. Anime öyle noktalara geliyor ki zaman zaman paradoksa bile giriyor, sezon finaline doğru gerçek ve hayal birbirinden ayrılmaz hale geliyor. Kısaca izleyicisinin kafasını bir hayli karıştıyor. Bazen takip etmeyi zorlaştırıyor. Fakat mesajlarını bence çok güzel veriyor. Ve bence hiç de fena olmayan bir finalle noktayı koyuyor.

Öte yandan animedeki farklı zaman ve mekan kullanımları Satoshi Kon’un ilginç karakterleriyle (neredeyse tüm karakterlerin gerçeklik anlayışı çok farklı) birleşince oldukça farklı yapım ortaya çıkmış. Hikaye anlatımındaki farklılık da hemen göze çarpıyor. Ama temel konu stes. Kaynağı ne olursa olsun, bazen haklı sebepler bazen haksız sebepler bazen de saçma sebepler… Ama stresin, özellikle toplum baskısının oluşturduğu stresin bunaltıcılığını, yaşanan çıkmazları izleyicisine sonuna kadar hissettiriyor Satoshi Kon. Çoğunlukla kendi yarattığı hayallerin, fantazilerin, gerçeklerin kurbanı olan insanları odağına alıyor anime. Paranoyayı da atlayamam tabii. Büyük ustanın kullanmayı en çok sevdiği şey olan paranoya bu seride de birçok kez karşımıza çıkıyor.

Animenin tam olarak temeline aldığı bir ana karakterinin olmaması bir başka ilginç yön bence. Evet hikaye Sagi’nin başına gelen bir olayla başlıyor ve beyzbol sopalı çocuğun saldırılarına odaklanıyor ama çocuğun bir türlü bulunamaması, her bölümde farklı karakterlerin hikayelerini izlememiz animeyi ana kahramanı olmayan bir yapım kategorisine sokmaya yetiyor da artıyor bile. Elbette belli başlı karakterleri var fakat “asıl karakter budur” diyebileceğim birisi yok. Velhasıl şahsına münhasır yönetmen, büyük usta Satoshi Kon yine şahsına münhasır bir anime yapmış bizlere… Şans vermenizi şiddetle öneririm. Sevip sevmeyeceğiniz konusunda referans olamam ama oldukça farklı bir deneyim sizleri bekliyor.

Hafize Mutlu

Bazen hayatımın kalanını sadece anime, dizi ya da film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.

Önceki Yazı

Ünlü isimlerin keşfedilme hikayeleri kitap oldu: “Nasıl Star Oldular?”

Sonraki Yazı

“İlk ve Son Aşkım” FilmBox HD ekranlarında