The Name of the Rose

Yabancı dizi sevenleri memnun eden yeni yapımlar birbiri ardına ekranlara gelmeye devam ediyor. Bu, bizim işimizi hem kolaylaştırıyor hem zorlaştırıyor. Nasıl derseniz, kolaylaştırıyor çünkü yazmak için seçeneklerimiz artıyor ama hangisini yazacağımıza karar vermek ise aynı oranda bizi sıkıntıya sokuyor. Bu yazıda Umberto Eco’nun uluslararası alanda çok satan romanı The Name of the Rose‘un Rai Fiction ve Tele München Group ortaklığında ekranlara gelen uyarlamasıyla karşınızdayım. Sekiz bölümlük bu miniseri bir İtalyan-Alman tarihi dönem draması. İşte dizi hakkında edindiğim bilgilerle ilk bölümüne ait yorumlarım;

Kimler Oynuyor

The Name of the Rose, esinlendiği kitabın isminin ağırlığına yakışacak bir kadro zenginliğine sahip. Birçok kaliteli ismin ön planda olduğu dizide yardımcı oyuncuların da çoğu tanıdık yüzlerden oluşuyor. Ana kadrodaki isimlerden ve canlandırdıkları karakterlerden bahsedecek olursam, Baskerville’li William (John Turturro), Bernard Gui (Rupert Everett), Melk’li Adso (Damian Hardung), Remigio (Fabrizio Bentivoglio), başrahip (Michael Emerson), Jorge (James Cosmo), Occitan’lı kız (Antonia Fotaras), Salvatore (Stefano Fresi), Malachia (Richard Sammel), Margherita / Anna (Greta Scarano), Bencio/Benno (Benjamin Stender) ve Aymaro (Max Malatesta). Dizinin senaryo koltuğunda Andrea Porporati, Giacomo Battiato, John Turturro ve Nigel Williams yer alırken Giacomo Battiato aynı zamanda dizinin yönetmenliğini de üstlenmiş durumda. The Name of the Rose, 11 Marzo Film ve Palomar‘ın ortak prodüksiyonuyla izleyiciyle buluşuyor. Unutmadan ilk bölümün başlarında tanık olacağınız dizideki seslendirmeyi de Peter Davison yapıyor.

Konusu Neymiş

Başlamadan önce şunları kısaca bilmekte fayda var diye düşünüyorum;

Engizisyon mahkemesi: Engizisyon (Latince: inquisitio, soruşturma), Katolik Kilisesi’ne bağlı bir mahkeme sistemiydi. Zalim işkence yöntemlerini benimseyen bu dini yargılama sistemi, kilisenin tehdit olarak gördüğü tarikatları ortadan kaldırmıştır. Bu sistem suçu mutlaka itiraf ettirme anlayışına dayanır. Ayrıca 15.yüzyıldan itibaren büyücü olarak tabir ettiği kişileri vahşi yöntemlerle cezalandırmıştır.

Engizitör: Katolik kilisesinde soruşturma kurumu adına soruşturma yapan kimse.

Fransisken: Bir İtalyan rahibi olan Assisili Francesco’nun, İsa’nın isteğine göre yoksulluk hayatı sürmeye ant içmiş müritleriyle kurduğu tarikattır. Fransisken tarikat esaslarına göre, Fransiskenler tam bir yoksulluk içinde, dilenerek yaşarlar ve yoksul halk çevrelerinde İncil’in hükümlerini yayarlar. Sırtlarına kahverengi bir cüppe, bunun üstüne de aynı renkte bir harmani giyerler. Bellerine, önden düğümlenen ipten bir kuşak sararlar. Çıplak ayaklarına sandalet giyerler. Başlarında bir kukuleta vardır.

Avignon Papalığı: Avignon Papalığı yedi tane papanın 1309’dan 1378’e kadar Avignon’da (başta Aries Krallığı’nda, sonrasında Kutsal Roma İmparatorluğunun bir parçası, şimdi Fransa’da bir yer) yaşadığı dönemdir. Avignon Papalığı, Fransa Kraliyet Sarayı ile papalık arasındaki çekişme sonucu ortaya çıkmıştır.

The Name of the Rose, izleyiciyi 1327’deki yoksulluğun ve inanç farklılıklarının gölgesindeki Kuzey İtalya’ya götürüyor. Henüz amacı tam belli olmayan ama görünürde Avignon Papalığıyla yapılacak olan yoksullukla ilgili bir müzakereyi yönetmek için imparator tarafından görevlendirilen, eski bir engizitör olan Fransisken keşişiyle beraber genç bir keşiş adayı Alpler’deki bir manastıra ulaşır. Fransisken keşişi Baskerville’li William ile onun çırağı, keşiş adayı Melk’li Adso kiliseye vardıkları sırada bir cenaze törenine tanık olurlar. Ölen kişi kilisenin üyelerinden biridir ve kendi canına kıydığı söylenmektedir. Ama parlak zekası ve eski kariyerinin de verdiği tecrübeyle Baskerville’li William’ın bu olayın nasıl gerçekleştiğine dair ciddi şüpheleri oluşur. Bu sırada, Papayı eleştirenlere karşı soruşturma açan acımasız sorgulayıcı, engizisyon mahkemesi üyesi Bernard Gui manastıra doğru yola çıkmıştır. Gui’nin hedefinde de Fransisken keşişi Baskerville’li William bulunmaktadır.

Ne Umdum Ne Buldum

Dünya genelinde 50 milyondan fazla satmış bir romanın uyarlaması bir yabancı dizi hayranını nasıl heyecanlandırmaz? Çok heyecanlıydım tabi ki. Üstüne bir de muazzam kadrosunu görünce beklentim tavan yaptı. Ta ki IMDb puanıyla karşılaşana kadar. Daha diziyi izlemeden hayal kırıklığına uğradım. Arkasındaki dev organizasyonlar, harika kadro ve kitap… Evet kitap… Tabi ya! Kitabın hayranları olmalıydı bu düşük puanın sebebi. İyi bir okuyucuyu beğendirmek hiç kolay iş değildi. Kesin burun kıvırmışlardı diziden.

Aklımda bu şüphelerle izledim ilk bölümünü. Kitabı okumamış ve filmini izlememiş biri olarak biraz daha objektif bakabiliyordum. Konu gerçekten etkileyici, kadro tek kelimeyle müthiş, çekimler hiç de fena değil. Ama yine de bir şeyler eksik geliyordu bana. Tamam vasat bir dizi değil ama beklediğim gibi bir parıltısı da yok diye düşündüm. Anlatılmak istenen ya çok aceleyle verilmeye çalışılıyordu ya da kitabın vermek istediğinden farklı düşünceler ön plana çıkarılmıştı. Çünkü kitap hakkında okuduklarımı dizinin ilk bölümünden alamadım. Belki de ilk bölüm olması itibarıyla dizi henüz konuya tam olarak girmedi. Peki beklemeye değer mi? Bu konuya ve kadroya mı? Kesinlikle evet.

Sosyal Medya Bu Dizi İçin Ne Diyor

The Name of the Rose beğenilmiş hatta hakkında beklediğimden daha fazla olumlu yorumla karşılaştığımı söylemem gerek. Dizinin konusunun yanında kadrosundan da çoğu yorumda övgüyle bahsedilmiş. Tarihi dönem dizisi arayanlar için şiddetle tavsiye edilen dizi için olumsuz bir yorumla karşılaşmamış olmak; daha önce çok iyi yapımların çöp, vasat, izlemeyin sakın, vakit harcamaya değmez gibi eleştirilere maruz kaldığına şahit olduğum için bende büyük şaşkınlık yarattı.

Kimler Bunu İzlemeli

Şans verip devam ederler mi bilemem ama kitabı okuyanlar diziyi mutlaka izlemeliler. Ya memnun kalacaklar ya da kitabın kıymetini daha iyi anlayacaklar diye düşünüyorum. Benim gibi kitabı okumamış ama yabancı dizileri seviyorsanız en azında göz kamaştıran kadrosu için diziyi takip etmelisiniz. Ayrıca kitabı okuyanlardan duyduğum kadarıyla harika bir konuyla karşılaşacağız. Konusu… Kadrosu… Bana göre yabancı dizi seven herkes IMDb puanına aldırış etmeden diziyi mutlaka izlemeli.

Ben Beğendim Çünkü

The Name of the Rose, çok büyük şöhrete sahip bir kitabın uyarlaması. Bu yüzden beklentiyi karşılamak çok kolay değil. İyi kadro şart ama bu tek başına yeterli bir özellik olmayabilir. Dizi, çekimlerinden müzik seçimlerine, kullanılan kostümlerden mekanlarına kadar her şeyiyle izleyiciyi tatmin etse bile kitabın okuyucusu için bunu sağlayamayabilir. Ben sadece izleyici olarak konuşacak olursam her şeyden önce böyle bir kadronun takip edilmeyi hak ettiğini düşünüyorum. Ayrıca ilerleyen bölümlerde anlatılmak istenenin daha açık ve iyi bir şekilde verileceğine inanıyorum. Tabi dizinin sekiz bölümlük bir miniseri olduğunu düşünürsek bir sonraki bölümde bunun görülmesini beklemek anormal olmaz.

Utku Ertem

Önceki Yazı

Supernatural final yapıyor!

Sonraki Yazı

Netflix’in ikinci orijinal Türk dizisi Atiye’nin çekimleri başladı