The Umbrella Academy | 1. Sezon İncelemesi ve Apocalypse Suite

Gerard Way’in hikayeleri ve Gabriel Ba’nın mükemmel çizimleriyle ilk kez 2007 yılında Dark Horse Comics tarafından yayınlanan çizgi roman serisi The Umbrella Academy, benim için hakettiği değeri görememiş çizgi romanlar arasında yer alıyordu. Netflix, serinin diziye uyarlanacağı hakkında ilk açıklamayı yaptığında heyecanlanmama rağmen dizinin çizgi romandan çok farklı olacağına emindim. Peki öyle oldu mu?

Evet. Hatta farklı olmasını bir kenara bırakalım, birkaç gönderme dışında çizgi romana dair hiçbir şey yok. Tabii ki evren ve karakterler dışında. Elbette birebir uyarlama beklemiyordum, zaten bir Netflix dizisi bütçesinin bile yetemeyebileceği prodüksiyon gerekirdi. Bu yüzden Netflix’in The Umbrella Academy’sini, bir çizgi roman uyarlaması değil de kendi başına bir dizi olarak izlemeye çalıştım. Bunu yapınca biraz daha güzel gözükmeye başlasa da çizgi romanı tam olarak unutturamadı. Bu yüzden yazı sadece The Umbrella Academy dizisini değil, bolca dizi-çizgi roman karşılaştırması da içerecek.

Öncelikle, Allison dışındaki karakterleri oynayan oyuncuların seçimi çok başarılı olmuş. Özellikle Klaus’u canlandıran Robert Sheehan, tam anlamıyla döktürmüş. Karakterin vurdumduymazlığını çok güzel yansıtmış. En az bu kadar başarılı performans sergileyen diğer oyuncu ise Ellen Page, onun dizide yer alacağını görür görmez Vanya’ya ne kadar uygun olacağını biliyordum. Yer aldığı her sahnede hissettirdiği gerilim, verdiği depresiflikle şüphesiz en iyi performansı ortaya koymuş. İsmi olmayan tek karakter No. Five’ı oynayan 15 yaşındaki aktör Aiden Gallagher de kesinlikle önde gelen performanslardandı.

Dizi, genel olarak The Umbrella Academy: Apocalypse Suite çizgi romanını konu almış ama TUA: Dallas serisinden de karakterler ve ögeler var; Hazel, Cha-Cha, Time Commission gibi. Kıyametin kopacağı ve önlenmesi gerektiği başlangıçta çok güzel anlatılmış ama bölümler ilerledikçe konunun işlenişi öyle dağılmış ki dizi nereye varacağını bilemez hale gelmiş. Çizgi romanda üvey babası Sir Reginal Hargreeves’in bir düşmanı sayesinde “süper kötüye” evrilen Vanya, dizide Umbrella Academy’ye takıntıları olan bir adam tarafından kötü yola sürükleniyor. Bu dönüşüm dizide daha çok hoşuma gitti çünkü Leonard’ın geçmişi ve motivasyonu çok güzel açıklanmış ama Vanya’yı süper kötüye dönüştüren şey aslında iki durumda da aynı: dışlanmışlık. The Umbrella Academy üyeleri, yıllarca beraber kardeş gibi büyüdükleri Vanya’yı, bir dakikalığına bile ciddiye almıyor ve o da başkasına sığınıyor.

Zaten sezon boyunca sürekli aile olmanın önemi vurgulanıyor ama gerçekte olan, zengin bir adam tarafından zorla bir araya getirilmiş ve çoğu birbirine nefret dolu olan yedi insan. Yani ortada bir aile var ama en ufak bağ yok. Tabii Allison ve Luther hariç ki bu ikilinin bir arada olduğu her an beni boğdu, odaklanacak o kadar şey varken -kıyamet gibi- bunların gereksiz romantizmini izledik. İşte bu, dizinin nereye varacağını bilemez hale gelmesinin sonucu. Konudan çok karakterlere odaklanmak. Bu yüzden birkaç gün sonra kıyamet kopacağı bilinmesine rağmen kimse tehlikede hissetmiyor. Biri kendisini manipüle eden sevgilisiyle inzivaya çekiliyor, biri kafayı bulmak istiyor, biri sevdiği kadının katillerini arıyor, ikisi romantizm peşinde. Gerçekten aklı başında olan tek karakter No. Five. Durum böyle olunca karakterlere ne olacağını önemsemiyorsunuz. Hatta sezon boyunca endişelendiğim tek an, donut dükkanında çalışan kadının ölümden döndüğü sahneydi. Dediğim gibi, konuyla bir yere varamayan dizinin kaçış noktası karakterlere odaklanmak olmuş ama bu durum keşke karakter gelişimiyle desteklenseydi. Sezon boyunca değişen, ilerleme kateden tek karakter Klaus ki onun gelişiminin anlatılması dizinin yaptığı en iyi şeydi.

Çizgi romanda her sayının başlangıcında Sir Reginald Hargreeves’in notları yer alıyor. Bu notlar genellikle karakterler hakkında bilgiler içeriyor. Bu bilgiler dizide karakterlere ufak ufak yedirilmiş fakat çok önemli bulduğum bir noktadan dizide bahsedilmemesi beni şaşırttı. Sir Reginald, her çocuğu yeteneğine göre tersten numaralandırmış yani en yetenekli olan No. Seven, Vanya. Yeteneği en az önemli olansa No. One, Luther. Dizide bundan bahsedilmemesine rağmen bu sıralamanın doğruluğu apaçık ortada. Vanya’nın ne kadar güçlü olduğunu geç de olsa görüyoruz. Luther ise ilk bölümden itibaren ne kadar zayıf ve gereksiz bir karakter olduğunu belli ediyor. Sadece No. One olduğu için kendisini ekibin lideri olarak görüyor ama hemen hemen her olayda çuvallıyor. Hatta kardeşlerini dinlemeyip Vanya’yı kitleyerek onun içindeki canavarı çıkaran da Luther’ın ta kendisiydi. Karakterini zayıf bulduğum bir diğer Umbrella Academy üyesiyse Allison. En önemli yeteneklerden birine sahip olmasına rağmen dizide Allison ile ilgili işlenen konular, anne olması ve Luther’la olan garip ilişkisinden ibaret.

Netflix’in diğer süper kahraman dizilerinden gelen alışkanlığından ötürü olsa gerek, The Umbrella Academy’de de beş bölümde anlatılabilecek bir hikaye on bölüme yayılmış. Hazel ve Cha-Cha çok eğlenceli karakterler olmalarına rağmen onların birçok sahnesinin gereksiz uzun olduğunu hissettim.  Bu sahneler bence dizinin sürükleyiciliğinin önündeki en büyük engeldi. Karakterlerin bu kadar başlarına buyruk hareket etmeleri de dizinin zorlama noktalarından olmuş. Şu altı insan bir araya gelip düzgünce iletişim kursalar, sorun sadece beş bölümde çözülecek.

Hargreeves, intihar ederek Umbrella Academy’yi yeniden bir araya getirmeyi amaçladı ama sanırım hikayedeki en büyük kırılma noktası bu çünkü eğer Hargreeves intihar etmeseydi, Klaus o kutuyu çalmazdı ve Reginald’ın günlüğü Leonard’ın eline geçmezdi. Böylece Vanya’nın güçleri gizli kalırdı ve kıyamet yaşanmazdı. Anlam veremediğim nokta, No. Five’ın dediğine göre ne olursa olsun Vanya bir şekilde kıyamete sebep oluyormuş. Ama maalesef dizi “No. Five bunu nereden biliyor?” sorusuna cevap vermeyerek gizli kalmış kritik bir ayrıntıyı es geçiyor.

Dizi, çizgi romandan çok farklı olsa da yapılan göndermeler oldukça hoştu. Spaceboy lakabı, Eyfel Kulesi olayı, White Violin bölüm ismi, dizide kimsenin anlam veremediği Dolores, Allison’ın güçlerini kendi çıkarları için insanları manipüle etmede kullanması, Ben heykeli, Klaus’un ellerinde “hello” ve “goodbye” yazıları… Diziyi beğenenlere çizgi romanları ısrarla tavsiye ediyorum. The Umbrella Academy’nin, Apocalypse Suite ve Dallas’tan başka hala devam eden Hotel Oblivion adlı bir serisi daha var. Dallas, Apocalypse Suite’den sonra yaşananları ele alıyor yani olası bir ikinci sezon büyük ihtimalle TUA: Dallas’tan uyarlanacak.

Salih Çiftçi

Önceki Yazı

“Sinema ve Online Film/Dizi Platformları Araştırma” sonuçları açıklandı

Sonraki Yazı

Game of Thrones’un final sezonundan ilk fragman geldi