Amerikalıları Dövdüğümüz Dizi | Proven Innocent

Hemen heyecanlanmayın, ortada “Kurtlar Vadisi Irak” tadında bağzı pis Amerikalıların ağzını yüzünü döken kahraman Türk askerlerinin anlatıldığı bir dizi yok. Konu daha çok bir haddini bilmemek, bilmediği işe soyunmakla ilgili, dövdük diyorsak biz bunların dizisini yaptığı şeyleri sabah kahvaltıda ekmek arası anlamında….

Amerikan televizyonlarında bahar dönemi dizileri arasında yayına başlayan “Proven Innocent” eli yüzü düzgün diyebileceğimiz bir hukuk dizisi aslında. İçinde bol bol “objection your honour*” repliklerine “sustained**” cevaplarının eşlik ettiği dizimiz temel olarak Amerikan hukuk sisteminde yaşanan hataları, yanlış kararları ve mahkûmiyetleri konu alıyor.

İşte tam da bu nokta  bizim Amerikalıları dövdüğümüz kısmı oluşturmakta.

Başka bir deyişle “burası çok önemli”.

Dizimizde her bölümde bir hatalı karar bir yanlış mahkumiyet düzeltilmekle beraber şöyle kallavi bir yargı kumpası ne bileyim onlarca askerin olmadı yüzlerce öğretim üyesinin bir kerede yargılandığı afili davalar gündeme gelmiyor. Beş bölüm geride kaldı epi topu en fazla bir tane kötü polis dedektifi gördük ki aman allahım yere göğe sığdıramadılar bir dedektif elaleme suç atmış diye. Kimsenin ay meğer bunlar teröristmiş kumpas kurmuşlar allah affetsin falan diye etrafta gezinmediği dizi bu yönüyle sıradan bir TC vatandaşı için çok zayıf, çok naif kalıyor haliyle.

Yeri gelmişken altını çizmek lazım. Okumuş olanlarınız vardır, tuğla gibi koca koca üç kitaplık bir seri yayınlanmıştı zamanında, “Ejderha Dövmeli Kız” ilk kitabıydı hani, hatırlamışsınızdır, defalarca filmi de çekildi.  Yüzlerce sayfa boyunca İsveç gizli servisinde yıllar önce yaşanan bir yolsuzluğun dünyanın en büyük komplosu, hayatta olabilemez şaşırtıcılıkta bir şeymiş gibi anlatıldığı seriyi bitirdiğimde gülümsemiştim sadece. Hey yavrum hey, biz Susurluk dönemini yaşamışız, sen ne anlatıyorsun diye geçmişti içimden.

Proven Innocent’da benzer duygularla izlediğim bir dizi aslında. Hani fırsat olsa yapımcıları, senaristleri karşıma alıp bak dostum biz süper kahraman Yıldız Savaşları Matrix falan çekiyor muyuz siz neden böyle yapıyorsunuz diyesim var.

Herkes bildiği işle uğraşsın yahu, hadi cemaat örgütlenmesi üzerinden gitmeyi hayal edemediniz ama hepsi bu değil ki.

Siz daha Beyaz Saray’ın karşısına Trump’ı tavuk olarak resmeden balon koyan adamı başkana hakaret diye tutuklamayı becerememiş bir milletsiniz. Affedersin sanatçınız ödül töreninde “Fuck Trump***” diyor da terörist ilan edilmiyor, ne haddinize yargılı mahkemeli dizi yapmak…

İşte bütün bu yetersizliklerle kaleme alınan senaryo sonuçta bölüm başı bir kişinin hapisten kurtulmasından öteye geçemiyor.  Davalara baktığınızda da öyle aman aman bişey yok açıkcası. Misal iddianamesi yazılmadan içerde yatan ya da Trump “onu öyle bırakmam” dediği için hapse atılmış olan birileri çıkmıyor karşımıza. Yok efendim yeni DNA kanıtı, aman da parmak izi hatalıymış olmadı görgü tanığı korkmuş bıdı bıdı, çıtır çerez işler yani.

Kısacası başka bir evrende, ülkemizden çok uzak bir galakside geçermişçesine izleyebileceğiniz bir hukuk dizimiz oldu. Zamanında kendisi de hatalı bir karar sonucu 10 yılını hapiste geçirmiş, hapisteyken hukuk okuyup  avukatlığa hak kazanmış esas ablamız Madeline Scott’ı Rachelle LeFevre’nin canlandırdığı dizide ortağı bir diğer süper avukatı da Russel Hornsby canlandırıyor. Masumların hakkını savunmak için “innocence project / masumiyet projesi” altında bir sosyal sorumluluk projesinde görev alan avukatlarımızın özel hayatları da geleneksel şekilde dizi boyunca araya sıkıştırılmakta. Birkaç bölüm seyrederseniz bir de diziye eklenen Eyalet savcısı seçimleri ve dönen numaralar konseptine şahit olabilirsiniz. Zamanında Madeline’i yok yere hapse atan hain savcı (Kelsey Grammar) seçimlere girince elbette kahramanlarımız buna karşı çıkıyorlar filan. Yani hikayeye siyaseti de ekleyelim demişler ama bu çabaları için senaryo ekibine kısaca “çocuklar gidin kumda oynayın arkadaşlarınızı da rahatsız etmeyin” demek gerekiyor.

An itibariyle ülkemizdeki yayın platformlarında yer almayan dizimizi internetlerin kuytu köşelerinde yakalayıp seyretmek mümkün.

Sonuç olarak “Arabın derdi kırmızı pabuç” tadında duygularla izlenebilecek dizimizi tarif ederken cümle başında kullandığım ırkçı sayılabilecek deyim için de özür diliyorum ama kedi bakmış yara sanmış mı yazsaydım ne yazsaydım yani…

*Objection your honour: avukatın “Hakim bey/hanım itiraz ediyorum” çığlığı

**Sustained: Hakimin “Kabul edildi” demesi

***Fuck Trump: Bilmiyorsanız nasıl yabancı dizi seyrediyorsunuz anlamadım ki, “kahretsin Trump” diyeyim bari

Ozan Kayahan

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Önceki Yazı

La Casa de Papel 3. sezon tanıtım, görseller, yayın tarihi

Sonraki Yazı

Çarpışma’da Çukur buluşması! Çarpışma’nın 16. bölümünden tanıtım, önizleme ve görseller yayınlandı