Ayça Özbay

Game of Thrones’un (GOT) ilk bölümü ülkedeki yayıncısı Digitürk’ün davul zurnayla duyurduğu gece 04.00 yayınında yaşanan sorunlarla başlangıç yapmış oldu. Gönül Türk izleyicilerin de dünyanın kalanı gibi sorunsuz bir yayınla karşılaşmasını, dev projenin son bölümlerini en yüksek kalitede izleyebilmesini ve bunun için de çok yüksek maliyetlere katlanmamasını istese de bu belki de başka bir yazının konusu olabilir.

Diğer yandan, GOT’un televizyona dönüşünün çok vakit alması izleyicide çok büyük beklentilere neden olmuş, prodüksiyondan gelen haberler, çekimlerin süresi ve zorluğuna dair ulaşan detaylar da bu heyecanı körüklemişti. İlk bölümün ardından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, gerek kadrosu gerek çekim teknikleri ve devasa bütçesiyle GOT her zamankinden daha büyük ve epik bir hikâyeye hazırlanıyor. Red Wedding’in kanlı olduğunu düşünenlerin, bundan sonraki bölümlerde bambaşka bir vahşet seviyesiyle karşılaşacaklarının garantisini de vermeyi başarıyor.

İlk bölümün sakin havası, izleyicileri hikâyenin içerisine yeniden çekme konusunda oldukça başarılıydı. Özellikle yapımcıların sanki bilerek son dakikada açıkladıkları “Finalden önce izlenmesi gereken 21 bölüm” listesini tamamlamaya vakit bulamayanlar için, karakterlerin nerede olduğu, son ittifaklar ve stratejiler konusunda bir hatırlatma niteliğinde olan bölüm birçoklarını da memnun etti.

Buraya kadar ve belki bundan sonra da bahsedeceğim her şeyin yer aldığı podcastimizde de duyulabileceği gibi, bazıları Sansa’ya görümce, Bronn’a sinsi benzetmeleri yapıp “bu kadar az vakit varken ekranda aşka ne gerek vardı” dese de, giriş bölümünün karşılıklı gelecek orduların toparlanması amacı da taşıdığı açıktı.

Hepimizin bildiği gibi geçtiğimiz sezonun son bölümünde çöken duvar ve Winterfell’e doğru yürüyüşe geçen Whitewalkers ordusu bir yanda, Jon ve Daenerys’in (yazar bundan sonra pratik olması açısından Danny diyecektir) kurduğu ittifaka gönüllü ve gönülsüz katılanlar bir yanda ve tabii her daim kendi postunu kurtarma, iktidarı elde tutma gayesi içerisinde giderek yalnızlaşan Cercei ve onun paralı ordusu Altın Mürettebat bir yerde.

Liderlerin parmakla gösterilmesinin zor olduğu, karakterlerin çok hızlı parlayıp çok hızlı söndüğü GOT tarihi açısından bakıldığında, en azından bu kanatlarda ciddi değişimler olmadığı görülebildi. Bunun ikinci bölümün sadece on saniyesi için bizlere bir garanti verdiğini hepimiz biliyoruz. En sevilen karakterleri ani biçimde öldürmesiyle tanınan GOT, izleyici için ikinci bölüm itibarıyla temposunu artıracağı vaadini de fragmanla verdi.

Benim açımdan, dizinin ilk bölümünün en kayda değer anları uzun zamandır birbirlerini görmemiş ve bir kısmı iyi bir kısmı düşman ayrılan karakterlerin bir araya gelişleriydi. Ve tabii bir de Lyanna Mormont’un tüm bayraktarların arasından cesaretle kalkıp gene Jon’a ayar vermesi… Ben ve Lyanna’ya dair taht hayallerim de yine kendi başına bir yazının konusu olabilir. Ama biz karşılaşmalara geri dönelim.

Belki de en merak edilen Sansa ve Danny’nin bir araya gelişiydi. Bu karşılaşmanın Danny açısından alışılmadık bir mütevazılık içerdiğini düşünüyorum. Bu güne kadar çok az güldüğünü gördüğümüz bu karakterin Sansa söz konusu olduğunda 32 diş gülümseyip espriler yaptığını görmek oldukça üzücüydü. Diğer yandan, Sansa – tam da hayalimdeki gibi ve biraz da Cercei’i anımsatan- daha vakur tavrıyla duruma daha uygun bir duruş sergiledi.

Jon ve Bran’in fazlasıyla kısa olan ama birçok şeyi kısa sürede anlatmayı başaran karşılaşmasının, Sansa ve Danny’nin gölgesinde ezilmesiyse bir miktar burukluk yarattı. Daha sonra yapılan konuşmalardan da anladığımız kadarıyla henüz kimse Bran’in tam olarak ne olduğunu anlayamadı. Onun da kendisini anlatma çabası içerisinde olmadığı rahatlıkla görülebiliyor.

Sansa ve Tyrion ikilisinin sevimsiz kabul edilebilecek zorunlu konuşmasıysa benim en merak ettiklerimdendi. Sansa’nın geçen senelerde ne kadar büyüdüğünü görebildiğim, “Tyrion sana ne oldu da dizinin en parlak karakterinden bugünkü pozisyonuna geriledin” diye düşünmeden edemediğim bu anlarda, aklıma Jon’un Danny’nin odasına girdiği esnada merdivenin altında durup hala da anlamlandıramadığım bir bakış atan Tyrion’ın geçmesi belki de bir şeyler kaçırdığıma işaretti.

Arya-Jon, Arya-Gendry, Arya-Hound karşılaşmalarının kendi içinde aile, dost ve düşman temsili oluşturduğu muhakkak. Diğer yandan, görülen o ki belki de en fazla insanla yolu kesişen ve her seferinde bambaşka bir yolu tercih eden Arya’nın halen kaybedebileceği bir şeyleri var. Nitekim geçtiğimiz sezonun sonunda gördüğümüz buz kesmiş ruhu tanıdıklarının geri gelmesiyle bir miktar çözülüyor gibi.

Jon ve Sam’in bir araya gelişleri; ilk bölümün, sezonun kalanını nasıl şekillendireceğini gösterdi. Sam’in Jon’a gerçeği anlatması ve önündeki zor seçimleri göstermesi, Sam açısından oldukça duygusal bir sahnenin hemen ardından geldi. İzleyicilerin bu kısma takıldığını duymak beni şaşırttı. Sam’in Jon’u Danny’e karşı gaza getirmesinin pek mümkün olmadığını düşünmekle birlikte, en yakın arkadaşına ailesinin katlinden haberi olup olmadığını sorması kadar normal bir şey de olmadığını düşünüyorum. Diğer yandan, kişisel fikrim Jon’un Danny’ e ettiği yemini mücbir nedenle karşılaşmadığı sürece bozmayacağı yönünde. Diğer yandan, sevdiği kadının halası olduğunu idrak ettiğinde vereceği tepkiyi merakla beklediğimi, haneler arasındaki ahlak farkını da vurgulayarak, söylemek isterim.

Cercei’in kalede çevirdiği işlere hiç girmek istemediğimden, kendisinin önem kazanacağını düşündüğüm sonraki bölümlere kadar sessizliğimi korumak niyetindeyim. Aynı şekilde bölümün son saniyelerinde karşımıza çıkan Jamie’yi de yeterince uzadığını düşündüğüm bu yazıya konu etmemek istiyorum. Sadece ikinci bölümde kendisini geçmiş suçları için sadece Stark’ların değil ama aynı zamanda iki ejderli bir Kraliçenin yargılayacağını hatırlatmak gerek diye düşünüyorum.

Son olarak Soğan Şövalyesi, Varys ve Tyrion’un bir araya geldiği bir savaşta kimin kazandığından bağımsız olarak birbirinden zeki hamleler görme şansımız olacağını söyleyerek yazıya kendimi zorlayarak bir nokta koyuyorum.

Sonraki bölümlerde görüşmek üzere…

Ayca Ozbay

Önceki Yazı

Alden Ehrenreich, Cesur Yeni Dünya’nın (Brave New World) dizi uyarlamasında başrol oldu

Sonraki Yazı

Çarpışma’nın 18. bölüm tanıtımı yayınlandı