Utku Ertem

Neredeyse iki yıldır merakla beklenen Game of Thrones, sekizinci ve son sezonunun ilk bölümü “Winterfell”le izleyiciye merhaba dedi. Dizi yedinci sezonunu öyle bir yerde bırakmıştı ki takip eden herkesin daha son bölüm bittiğinde verilecek uzun arayı kara kara düşündüğüne eminim. Söylemeden edemeyeceğim, ben de “iki yıl ara vermek nedir” diye bir hayli sinirlenmiştim ama yeni bölüme başlarken zamanın su gibi akmasına, hayatım boyunca defalarca benzer örneklerle karşılaşmama rağmen bir kez daha hayret ettim. Peki ilk bölüm bunca zaman beklememize değdi mi? Gelin bu sorunun cevabına ilk bölümde yaşananları yorumlayıp öyle karar verelim;

Eve gelir gelmez aklımda sorularla ekranın karşısına oturdum. Ak Gezenler nereye kadar ilerlemişlerdi acaba? Daenerys ve Snow ne durumdaydı? Duvardan sağ kalan olmuş muydu? Bunlar ve daha birçoğu… Fakat beni cevaplardan önce ilk şaşırtan dizinin yedi sezondan sonra değişen girişi oldu. Müzik aynıydı ama görüntüler değişmişti. Tabi bu değişim heyecanımı ve beklentimi daha da arttırdı. Karşılaşacağım ummadığım sürprizleri düşündükçe bayağı keyiflendim.

Game of Thrones hayranları az beklemedi bu büyük birliktelik için. Daenerys ve Snow Winterfell kapılarından müttefikliklerine yakışacak bir görkemle girdiler. Snow’un dediği gibi Kuzeyliler pek sevmiyordu yabancıları. Bu yüzden de Daenerys’e ve görkemli ordusuna korkuyla ve şüpheyle bakıyorlardı. Fakat asıl korkuları ejderhalar gökyüzünde süzüldüklerinde ortaya çıktı. Kuzeyliler ejderhaların sesinden kaçışırken Daenerys’in yüzündeki sırıtış görülmeye değerdi gerçekten.

Yabancı dizilerde en nefret ettiğim konuların başında birilerinin anlamsız inatçılığı gelir. Snow’un yaklaşan Ak Gezen tehdidi karşısında, sadece bu tehdidin büyüklüğünü anlatmaya çalışmasını izlemek bile benim için çok can sıkıcıydı. Keşke bir tane Ak Gezen’i de Kuzeylileri ikna etmek için getirseydi. Onlar mı kalın kafalı yoksa Snow mu doğru kelimeleri seçemedi bilmiyorum ama hepsinin Lord, Kral, Kraliçe gibi mevzuları bırakmaları için sanırım tehdidi yakından görmeleri gerekiyor.

Snow’un Arya ve Bran’le karşılaşması duygu yüklüydü. Ayrıca kendisine bir Targaryen olduğunu söyleyenin Sam olması da çok anlamlıydı bence. Snow’un belki de artık Aegon’un demeliyim, çok şaşırdığını gördük görmesine de gerek kendi kanından birine aşık olmasını gerek onun için inanılmaz bir mücadele verdiği tahtı düşünüce acaba Daenerys’in buna tepkisi ne olacak çok merak ediyorum.

Kuzey’i bir kenara bırakıp Güney’de, King’s Landing’de neler yaşandığına bir bakalım; Cersei yeni müttefiki Euron Greyjoy’la iyice yakınlaştı. Bunda Euron’un beklemekten sıkılması ve onu müttefikliği bırakmakla tehdit etmesi büyük rol oynadı elbette ama Euron henüz kiminle dans ettiğini farkında değil. Eğer Cersei’yi istemediği bir şeyi yapmaya mecbur bırakırsanız size çıkardığı fatura çok kabarık olacaktır. Euron’a bunu pahalıya ödeteceği konusunda en ufak bir şüphem bile yok. Bu arada geçtiğimiz sezon Yara’yı kurtarma girişimini başlatan Theon’un görevini tamamladığını gördük. Topraklarını manyak amcalarından geri almak için hazır o yokken eve dönen Greyjoy kardeşlerden Theon Kuzey’e gitmek istediğini Yara’ya söyledi. Stark kardeşlerin ona nasıl bir tepki vereceğini de muhtemelen bir sonraki bölümde göreceğiz.

Beni şaşırtan bir diğer konu da Jaime Lannister’ın Kuzey’e daha ilk bölümden gelmesi oldu ki ben onu görmeyi biraz daha geç bekliyordum. Ve Kuzey’de göz göze geldiği ilk kişinin de Bran Stark olması onun için tam bir şanssızlıktı.

Tatlı, kötü  karşılaşmaların ve murada ermelerin hakim olduğu bölüme ejderhaların insanı hayretler içerisinde bırakan görüntüleri damga vurdu. Büyük savaşın ayak sesleri yaklaşırken son sahnede Night King’in verdiği mesaj tüyler ürperticiydi. Şimdi biz izleyiciye kalan bir hafta beklemek. Neredeyse iki yıl bekledik ve yeni bölümde beklentilerimi tam olarak karşılamadı. Peki neden bir hafta beklemek daha zor geliyor?

Utku Ertem

Önceki Yazı

Game of Thrones Hayranları İlk Bölümü Akmerkez’de İzledi

Sonraki Yazı

Kuzgun, 10. bölüm ikinci tanıtımı yayınlandı