The Missing | Suç ve Dramın Gerilimle Buluşması

Sıkı bir yabancı dizi izleyicisi olduğum için izlemediğim ya da adını duymadığım iyi bir dizi olduğuna pek ihtimal vermem. Bundan dolayı böyle bir diziyle karşılaşmak benim için çok önemli. Diziye bir an önce başlamak ve hakkında duyduklarım kadar varsa yabancı dizi hayranlarıyla bunu paylaşmak birinci önceliğim. Bu yazıda da daha önce dikkatimi çekmemiş dizilerden biri The Missing’le karşınızdayım. 2014 yapımı bu İngiliz antoloji dizisi İngiltere’de BBC One Amerika’da Starz ekranlarında izleyiciyle buluştu. İki sezonu da sekiz bölümden oluşan psikolojik drama, suç, gizem ve gerilim türündeki The Missing’in, 2019 yılında Baptiste isimli bir de devam dizisi yayınlandı. İşte hakkında edindiğim bilgilerle The Missing’in ilk bölümüne dair yorumlarım;

Kimler Oynuyor

The Missing, yabancı dizi ve sinema sevenlerin ilk bakışta kolaylıkla fark edeceği kaliteli isimlerden oluşan bir oyuncu kadrosuna sahip. Dizide hayran kaldığım özelliklerin başında gelen gerçekçiliğin ve bir an olsun sıkılmama izin vermeyen akıcılığın mimarı kuşkusuz bu kadronun performansı. Ayrıca hikayenin içerdiği ağır dramın ve gerilimin bu kadar iyi hissedilmesinde yardımcı oyuncuların payını da unutmamam gerek. Ana kadrodan ve canlandırdıkları karakterlerden bahsedecek olursam; oğlu Oliver’ın ortadan kaybolmasında kendini sorumlu hisseden ve bu nedenle oğlunu bulmaya hayatını adayan bir baba Tony Hughes (James Nesbitt), Oliver’ın kaybolmasıyla harap olan ve kocası Tony’le boşanmak durumunda kalan anne Emily Hughes (Frances O’Connor), Oliver’ın davasında dedektif olan ve 2014’te daha fazla kanıt bulduklarında Tony’ye yeniden katılan Julien Baptiste (Tchéky Karyo), Oliver kaybolduğu sırada tatilini aynı kasabada geçirmekte olan bir İngiliz dedektifi Mark Walsh (Jason Flemyng) ve gerçeğe ulaşmak için pek de sınır tanımayan bir İngiliz gazeteci Malik Suri (Arsher Ali). The Missing’in senarist koltuğunda Harry Williams ve Jack Williams oturuyor. Dizinin arka planında ise prodüksiyon şirketleri New Pictures, Company Pictures, Two Brothers Pictures ve Playground Entertainment bulunuyor.

Konusu Neymiş

Bal arılarım hala bir nektar akışı olduğunu düşünürse kışı ancak atlatır. Bu soğukta hayatta kalmak için dışarıdaki dünyanın hala sıcak olduğuna inanmalılar. Besin olduğuna, hiçbir şeyin değişmediğine inanmalılar. Tony, Châlons du Bois’de çünkü orada oğlunun kaybolmadığına, şu anda bir yerlerde 13 yaşında olduğuna, futbol oynayıp kızları düşünmeye başladığına inanabilir.

Sekiz yıl önce Fransa’da tatilini, beş yaşındaki çocukları Oliver’la birlikte geçiren Tony ve Emily çifti arabalarının bozulmasıyla Châlons du Bois (kurgu bir kasaba) isimli küçük bir kasabada konaklamak zorunda kalırlar. Fransa o yaz çok sıcaktır fakat o 1 Temmuz akşamının bir özelliği daha vardır. 2006 Dünya Kupası çeyrek finalinde Fransa ve Brezilya karşı karşıya gelecektir.

Oğluyla birlikte serinlemek için bir havuza giden Tony, dönüşte ekranlara kilitlenmiş kalabalığı görür ve belki bir şeyler içmek için belki de sadece meraktan onlara yanaşır. Thierry Henry’nin golüyle adeta çılgına dönen kalabalık Tony’i şaşkına çevirir ama unuttuğu bir şey vardır. Dünya tatlısı oğlunun yanında olmadığını anlaması çok uzun sürmez ama iş işten geçmiştir. Oliver kayıplara karışmıştır. Günlerce aramalar devam eder. Hatta Fransa polisi için efsane olan dedektif Julien Baptiste de davaya müdahil olur ama bir sonuç alınamaz. Aradan sekiz koca yıl geçer. Her şey, her yer ve herkes değişmiştir. Emily bile… Tony için değişmeyen tek şey kalmıştır. Oliver’ı bulma arzusu. Yıllar sonra ufacık da olsa bir kanıt bulan Tony, karanlıkta da olsa yürümeye devam etmeye kararlıdır. Bu yoldan asla dönmeyi düşünmemektedir ve kendisine eşlik eden birilerini bulabilirse ilerlemesi daha kolay olacaktır.

Ne Umdum Ne Buldum

The Missing’le başka bir dizi için yazı hazırlarken karşılaştım. Meğer yazmayı düşündüğüm dizi onun devam dizisiymiş. Bunun üzerine bir göz atmak istedim. Bir İngiliz antoloji dizisi olması, yüksek IMDb puanı ve hakkında yapılan olumlu eleştiriler dikkatimi çekti. Konusu klişe gibi görünüyordu fakat neden bu kadar övülüyordu ki? Aklımda bu soruyla yazma önceliğimi The Missing’den yana kullanmaya karar verdim. Dolayısıyla ilk bölümü hemen izledim. Dizideki dramın beni bu kadar etkilemesine çok şaşırdım. Haklıydım konu tam bir klişe örneğiydi. Klasik bir kaybolma hikayesi üstelik dizinin ismi bile olacakları adeta bağırıyordu. Peki neden bu kadar etkilenmiştim. Cevap basitti aslında. Muazzam oyunculuklar ve başarılı çekimler. Bu iki özellik birleşince vasat olabilecek bir dizi yerine gerilim dolu harika bir dramayla karşılaştım.

Sosyal Medya Bu Dizi İçin Ne Diyor

The Missing izleyici tarafından çok beğenilmiş. Dizinin mutlaka izlenilmesini tavsiye eden birçok yorum okudum.

Kimler Bunu İzlemeli

Oyunculukların kalite koktuğu ve aksiyondan uzak yoğun bir gerilimin hakim olduğu etkileyici dramalardan hoşlanıyorsanız The Missing tam size göre. Ayrıca parçaların her bölüm birleşerek bütünü oluşturduğu ve bunu yaparken de sizi derinden sarsan bir dizi ilginizi çekiyorsa The Missing’i mutlaka izlemelisiniz. Özellikle bir diziye benzetemedim ama Broadchurch, The Fall, Luther ve The Killing’e benzer tatlar aldığımı söyleyebilirim.

Ben Beğendim Çünkü

Beklediğimden çok daha etkileyici bir dramla karşılaştım. Üstelik bu dram, tırnak yedirten bir gerilimle de sıkı sıkıya sarmalanmış. Başarılı oyuncu performansları, ustalık kokan çekimler… Daha önce adını bile duymadığım için büyük üzüntü yaşadım. Aynı zamanda da neslinin tükenme noktasına geldiğini düşündüğüm kaliteli diziler listeme bir yenisini daha eklemekten dolayı gayet mutlu oldum.

Utku Ertem

Önceki Yazı

The Good Place | Sonu Bahar mı?

Sonraki Yazı

Zengin ve Yoksul ekibinden Otizm farkındalığı