Warrior | Mafya Dizilerimizde Olmayan Her Şey

Mafya dizileri yazarın hatırlayabildiği kadarıyla bu toprakların televizyonlarında neredeyse çeyrek asırdır olmazsa olmaz konumunda. Bu konuda aklımdan geçenleri daha önce bir yazımda paylaştığım için fazla detaya girmeyeceğim ama özellikle son 10 yıldır gittikçe artan RTÜK kuralları ve cezaları sonucu her yerde çay kahve içip duran ergen “ağır abi”ler ekranın ayrılmaz bir parçası oldu.Bölüm başı beş on kişiye “sıkan” bu delikanlı yığınlarının kadınlarla ilişkilerinde yaşanan trajikomik “ne yapacağını bilememe” durumları maalesef hala kabul gören bir yaklaşım. Sadece bununla kalsa iyi, içkileri yok, sigaraları yok, uyuşturucuya karşılar sadece silah ticareti yapıyorlar gibi cici çocuk imajları falan söz konusu. Kısacası senaryolarımızda saçmalık diz boyu, inandırıcılık rakım sıfır hikayeler klavyelenmekte. Buradan memleketimizdeki senaristlere laf çaktığım sanılmasın, sadece yerli ve milli değerlerimize uygun bir mafya yaratma çabasının absürdlüğünün altını çizmeye çalışıyorum. Eminim yazdıkları tek satırdan keyif almıyor senaristlerimiz de ama yapacak bir şey yok memleket “yiğit muhtaç oldu kuru soğana” günlerden geçiyor.

Ülkemizde bu işin becerilemeyiş sebeplerinden bir diğeri de şüphesiz oyuncularımızın yetersizliği. İki karın kası yapanın, tekme atarken azıcık bacağını kaldırabilenin yere göğe sığdırılamadığı memleketimizde aksiyon sahneleri de müsamere düzeyinin çok üzerine çıkamıyor haliyle. Şöyle güzel kareografisi yapılmış bir dövüş sahnesi, arabaların 50 km saatin üzerine çıktığı bir kovalamaca sahnesi falan hatırlayanınız var mı?

Toparlarsak kabaca oto sansür yaratan RTÜK cezaları, kameraya sadece uzun ve pis bakmakla hayatları geçen oyuncularımız ve teknik yetersizliklerle bezeli setlerimiz sayesinde bu ülkede aksiyonu bol doğru düzgün bir mafya dizisi çekilmiyor, çekilemiyor.

İşte bu yukarıda özetlemeye çalıştığım eksiklerin yaşanmadığı ortamlarda ise suç dünyasına göz atan diziler seyrettiğinize, vaktinizi harcadığınıza değecek öyküler anlatıyorlar.Bahsettiğim konsepte dair en yeni örnek ise Warrior. Cinemax yapımcılığında izleyicisiyle buluşan dizi, konusunun fikir babalığını Bruce Lee’nin yaptığı ( evet bildiğimiz Bruce Lee, kung fu dünyasının en büyük yıldızı ) ve yıllar sonra onun notlarından esinlenerek kaleme alınmış olan senaryosuyla Nisan başında ekranlara merhaba dedi. Ekranlar derken bizim ekranlar değil elbette, izlemek için bilgisayar ekranınız an itibariyle daha münasip gibi duruyor. Başrollerinde yıldız diyebileceğimiz isimlerle karşılaşılmayan Warrior’da esas oğlanı belki Hızlı ve Öfkeli 6’dan gözünüzün ısıracağı Andrew Koji canlandırırken Olivia Cheng ve Dianne Doan güçlü kadın karakterlere hayat veriyor.

Hepimizin derdi ahanda winter geldi nihayet diye gün saymakken yayın hayatına başlayan Warrior 1800’lerin sonunda Amerika’da geçen bir hikaye anlatıyor. San Fransisco’ya gelen Çinli göçmenlerin başrolde olduğu öyküde seyirci o dönem San Fransisco’da değişen dengeleri, farklı etnik grupların yasa dışı örgütlenmelerini, çete savaşlarını ve kirli polislerden tutun da çirkin valilere kadar uzanan devlet erkanındaki kirlenmeyi izleme şansı yakalıyor. Tarihe de Tong Savaşları olarak geçen ve San Fransisco başta olmak üzere dönemin bir çok yüksek nüfuslu Amerikan şehrinde Çinli grupların birbiriyle savaşlarını tanımlayan süreç dizinin yakaladığı dramatik güçle keyifli bir izlenceliğe dönüşüyor.Warrior hikayesini Çin’den Amerika’ya kız kardeşinin peşinden gelen genç bir kung fu ustasının başından geçenler çerçevesinde anlatıyor. Karaya ayak basar basmaz limanda dövdüğü bir kaç polis sayesinde dikkatleri üzerine çekerek kendini bir anda Çin mafyasının içinde bulan kahramanımız Ah Sahm’ın yaşadıklarının arka planında ise Çinli çeteler arası uyuşturucu savaşları ve İrlandalılar ile Çinliler arasındaki bölge savaşları izleyiciyle buluşuyor. İrlandalıların Çinlilere “işimizi elimizden alıyor bu çekik gözlüler halbuki biz iç savaşta bu topraklar için kanımızı akıttık” diye çemkirmelerinin izlenebildiği dizi bunu hedeflememiş olsa da günümüz Türkiyesi ve Suriyeli göçmenler sorununu da akla getiriyor. Tabi o noktada artık mezhebinize göre İrlandalılara hak verebileceğiniz gibi, “demek ki şapşal faşist canlısı zaman ve mekan bağımsız hep aynı gerizekalı cümleleri kuruyor” deme şansınız da oluyor.Genel olarak Warrior uçan tekmeler kadar cinsellik içeren sahnelerin de cesurca yer aldığı bölümleriyle IMDb’den aldığı 8.2’lik puanla da kanıtladığı üzere  oldukça sürükleyici bir tempoya sahip. Zaten yapımcı şirket Cinemax’i daha önce altına imza attığı Banshee’den anımsayanlar için şaşırtıcı olmayan bu tarz acaba dedirtiyor yeni bir Banshee doğuyor olabilir mi, lütfen doğsun çünkü….

Ozan Kayahan

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Önceki Yazı

Pose 2. sezonuyla dönüyor

Sonraki Yazı

Designated Survivor | Geliyor Gönlümün Efendisi (3.Sezon)