Ayça Özbay

“Mutlak güç mutlaka yozlaştırmaz, yozlaşmaya yatkın kişileri kendine çeker.” ― Frank Herbert

 

Bilim kurgunun en iyi yazarlarında Frank’in dediği gibi “Mutlak güç mutlaka yozlaştırmaz, yozlaşmaya yatkın kişileri kendine çeker.” Danny’nin durumunda ise havaya bozuk para fırlatan tanrılardan veya çocukluk travmalarından bahsedip türlü türlü bahaneler üretmek mümkün. Ama bu bir şehir dolusu insanı acımasızca öldürdüğü gerçeğinin üstünü örtebilir, Varys’in son dakikada dahi haklı olduğunu fark etmemizi engelleyebilir mi?

Diğer yandan, Machiavelli “iktidarını muhafaza etmek isteyen bir prensin iyi olmamayı ve duruma göre kötülük yapma kabiliyetini kullanıp kullanmamayı öğrenmesi gerekir” demiştir. Yani yönetirken, korku salmak gerekir ve bu belki de kaçınılmazdır ancak o korkuyu ne zaman ve nasıl kullanacağınız konusunda ustalaşmazsanız bir gün Çarlık Sarayı’ndaki gibi kellenizle futbol oynayabilirler. Eh Kadim Valerya dilinde prens kelimesi herhangi bir cinsiyete işaret etmediğine göre, Danny’nin korkuyu gereksiz kullanımının onu da kellesinden edeceğini düşünmemek için bir nedenimiz var mı?

Daha önce korkunç savaşlara girip çıkılan Game of Thrones’un bu bölümde savaşın çirkin yüzüne özellikle yer verdiği, savaşan askerler yerine sıradan insanların çektiği acıların altını çizdiği ve bu yanıyla yaşananların Starklar’da yarattığı öfkeyi iyi anlattığı görülüyor. Bir defa daha Machiavelli’ye dönersek; “Mücadele etmenin iki yolu olduğu bilinir: Biri yasalar yoluyla, diğeri de zor kullanarak. Birinci yol insana özgüdür, ikincisi hayvanlara; ama ilk yol genelde yetersiz kaldığı için ikincisine de başvurmak gerekir.” Jon’un Danny ortalığı ateşe vermişken gözlerinde sırayla beliren şaşkınlık, çaresizlik, bıkkınlık ve öfkenin O’nu hiç istemediği bir yere sürükleyeceği anlaşılıyor. Ned’in büyüttüğü Jon’un bu katliamdan sonra Danny’i hala sevmesi mümkün olmadığı gibi, onun saflarında yer alması ve iktidarını kabul etmesi de bir o kadar imkânsız görünüyor. En iyi ihtimalle Winterfell’e gidip hayatının kalanına kadar rahatıyla yaşar diyecektim ama bu durumda Danny’nin paranoya evresine ulaşan şüpheleriyle huzur bulması mümkün görünmüyor. Bu durumda yasaların (!) bir diktatör yarattığı Kralın Topraklarında, Jon ve ahalisi üçüncü bir savaşa mı girecekler?

Hemen burada bir parantez açıp final bölümü fragmanına değinmek isterim. Hemen hemen hiçbir şey anlatmayan fragmandaki fanatizmi sadece ben görmüş olamam değil mi? Danny’nin bir şehri yakmasından asla rahatsız olmayacak eşlikçileri olduğunu unutmuşum. Bu da bana dert olsun. Danny ve fanatik yardakçılarına ayıracak tek bölümümüz kalmasıysa çok can sıkıcı.

Bir diğer can sıkıcı gelişme, Cersei’yi öldürmeye Kral Topraklarına kadar gelen Arya’nın tüm o havalı söylemlerinin ardından “O zaman ben eve gideyim.” demesi. “Arya bir de Cersei’yi öldürsüncülerden” olmamama rağmen, ana karakterlerden birinin o kadar mesafe gelmesi ve bir şey yapmaması garip değil mi? Belki de değil? Dizide kaç yeşil gözlü kaldı, saydınız mı?

O yeşil gözlerin Cersei’ye ait olduğunu düşünenlerle bu bölümde yollarımızı ayırdık ve yeni yeşil gözler arıyoruz. Ama bu Cersei’in ölümünü anmamıza engel değil.  Game of Thrones tarihinin başından bu güne “korku” denilen teşviki en doğru kullanan, gizli kapaklı işlerin ve uzun vadeli planların efsanevi bükücüsü Cersei’in hayatının aşkıyla tüm sarayın altında kalacağını öngörememiştik. Cersei’i canlandıran aktrisin bu sondan pek memnun olmadığı bilinse de, Cersei’in büyük bir çarpışma ya da bir iki akıllı lafla etkileyici bir vedası olmaması belki de bu bölümün en doğal sonucuydu. Havada ejderler uçar, şehir yerle bir olur, Hound bir türlü ölmeyen kardeşiyle kendini kuleden aşağı atarken, Cersei’in kaçıp kurtulma çabası da son anlarında ölmek istemediğine dair yalvarmaları da çocuğu hakkındaki endişeleri de dizinin gerçekle olan bağının kopmamasını sağladı. Game of Thrones’un her daim “daha büyük kötüler” yaratabilme yeteneği bu son anlarında Cersei’ye bile sempati duyulabilmesini sağladı. Danny dışarda çoluk çocuk demeden yakarken, askerler etrafı yağmalayıp tecavüzlere başlamışken kaçış umutlarını yitiren ikizler kendilerine uygun bir sonla diziye veda etti.

Varys’in vedasıysa daha uzun süre etkilerini sürdürecek gibi görünüyor. Sun Tzu’nun dediği gibi “Kurnazlık ve gizlilik denilen kutsal sanat! Senin sayende görünmez olmayı; senin sayende duyulmaz olmayı öğrenip, düşmanın kaderini elimizde tutuyoruz.” Varys’in son anlarında dahi yazmaya devam ettiği o ufak notları sayesinde, Yedi Krallığın tümü şimdiden Jon’un tahtta Danny’den daha çok hakkı olan bir Targaryen olduğunu öğrenmiştir. Varys’in son sezonlarda ilk zamanlardaki kadar sahnesi olmasa ve onun iç dünyasına çok göz atma şansına erişemesek de halkı “gerçekten” düşünen tek karakter olduğunu biliyoruz. Onun “krallık” olarak tercüme edilen ama “devlet” olarak okunabilecek “realm” için mücadele ettiğini hala hatırlayanlar, Varys’in devlet anlayışının halkın refahı ve rahatı üzerine kurulu olduğunu da anımsayacaklardır.

Kim derdi ki, bunca yılın ardından görüp görebileceğimiz en şımarık karakter olan Sansa öngörüde herkesi geride bırakacak? Frank Herbert’a geri dönersek “İyi yönetim yasalara değil, yönetenlerin kişisel niteliklerine dayanır. Yönetimin dişlileri daima makineyi çalıştıranların iradesine tabidir. Dolayısıyla yönetimin en önemli ögesi, lider seçme yöntemidir.” Danny’nin iyi bir yönetici olmadığının kesinleşmesiyle, Varys’in gönderdiği ufak kuzgunların adreslerine de bağlı olarak dönmeye başlayacak bu çarklar kimi tahta çıkarır bilmiyorum ama bu bölümle iktidarın Danny’nin eline bırakılamayacağı, yalnız bir Targaryen’ın bir ejderhadan daha tehlikeli olduğu ispatlanmış oldu.

Eh ne demişler? Başarılı olursa ihtilal, başarısız olursa darbe olur! Son bölümde kaçınılmaz olduğunu düşündüğüm “kalkışmanın” bunlardan hangisine evrileceğini ve Demir Taht o koca yangından kurtulabildiyse, kimin oturacağını hep birlikte görelim.

Diğer yandan, Game of Thrones’un başından beri izleyicilere verdiği mesaj, tahta oturmasına kesin gözüyle bakılan aristokrasiye güvenmemek değil miydi? Bugüne kadar Deli Kral’dan Baratheon’lara ve ardından gelenlere, hatta tahta eşini dostunu torununu oturtmak isteyenlere, veya taht üzerinde etkisini hissettiren ruhban sınıfın yapacaklarına kadar onlarca örnekle üzerimize gelen Game of Thrones acaba izleyicisine bambaşka bir mesaj mı veriyordu? Kimin tahta oturacağını düşüneduralım, dizinin tarihi boyunca keyifle yaşayan veya bundan sonra da keyifle yaşama ihtimali olan tek halkın “Özgür İnsanlar” olması sizi de düşündürmüyor mu? Bu konudaki görüşlerinizi iletişim kanallarımızdan bize aktarır, yorumlar kısmına yazarsanız üzerinde tartışabiliriz. Final bölümüne kadar olan sürenin daha hızlı akmasını sağlayabilir. Ne dersiniz?

Ayca Ozbay

Önceki Yazı

ABC, 10 dizisine yeni sezon onayı verdi.

Sonraki Yazı

HBO’dan Game of Thrones için özel belgesel!