Chernobyl | Metal tadı alıyor musun?

Craig Mazin’in HBO için hazırladığı beş bölümden oluşan Chernobyl 6 Mayıs’ta ilk bölümüyle yayın hayatına başladı. İsminden de anlaşılacağı gibi 1986 yılında meydana gelen Çernobil kazasını konu alan mini dizinin oyuncu kadrosunda Jared Harris, Stellan Skarsgård, Paul Ritter, Jessie Buckley ve Adam Nagaitis gibi isimler yer alıyor. Dizinin beş bölümünde de yönetmen koltuğunda Johan Renck oturuyor.

Diziyle ilgili düşüncelerime gelmeden önce hatırlamayanlar için Çernobil’de yaşanan kazayla ilgili kısa bir bilgi vereyim. 26 Nisan 1986 günü o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna’nın Çernobil kentinde bakımda olan nükleer santralin dördüncü reaktöründe patlama meydana geldi. Patlamanın etkisiyle o gece vardiyada bulunan 31 çalışan hayatını kaybetti. Patlamayla ortaya çıkan radyasyon nedeniyle santraldeki yangını söndürme çalışmalarına katılan ekiplerden de çok kişi hayatını kaybetti. İlk etapta bu patlama sonucu ortaya çıkan tehdit SSCB tarafından saklanmaya çalışılsa da ülkemizin de aralarında olduğu birçok ülke bu patlamanın etkilerine maruz kaldı. O dönem ülkemizde bu patlama çok ciddiye alınmadı. Hatta dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral kameralar karşısına geçip çay içerek radyasyonlu çayın daha lezzetli olduğunu söylerken, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı radyasyonun Türkiye’ye ulaşsa bile etkilemeyeceğini söyledi. Aynı dönemde Ukrayna’ya kilometrelerce uzakta olan ülkeler bu durumdan en az zararla kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Sonuç olarak bu kaza sonucu ortaya çıkan radyasyona maruz kalan ülkelerde kanser vakaları kat kat arttı. Günümüzde bile etkilerinin sürdüğü biliniyor.

Gelelim diziye. İlk bölüm kazanın yaşandığı geceden iki sene sonrasını gösteren bir sahneyle açıldı. O gece yaşananları kasetlere kaydedildiğini gördük. Kaldı ki bu olayların iç yüzünün ortaya çıkmasını sağlayan şey de mahkemede ortaya çıkan bu kasetler olmuştu. Sonrasında kaza gecesine döndük. Herkesin sıradan bir gece olduğunu düşündüğü anlarda patlama meydana geldi. O sırada uyumakta olan itfaiye çalışanı Vasily göreve çağrıldı ve biz olayların yaşandığı nükleer santrale göz atma imkanı bulduk. Patlamanın olağandışı olduğunu bilen santral çalışanları panik halinde ne olup bittiğini anlamaya çalışırken vardiyanın baş mühendisi Dyatlov ilginç bir şekilde olayı ciddiye almayarak belki de kısa sürede önüne geçilebilecek bir olayın gerçek bir felakete dönüşmesine sebep oldu. Yönetim kurulu gece yarısı acil bir toplantı düzenledi. Koskoca kuruldan bir kişi dışında kimse olayın boyutlarının farkında değildi. Daha doğrusu yazının başında da değindiğim gibi olayın büyütülmemesi gerektiğine inanıyorlardı.O bir kişiyi susturmaları da haliyle zor olmadı.

İşin halk tarafına gelecek olursam bölgede yaşayan insanlar bir nükleer santralde meydana gelen patlamanın ne gibi sonuçları olacağından bihaberdi. Öyle ki gecenin bir yarısı çoluk çocuk yangını izlemeye santrali daha yakından görebilecekleri bir yere toplandılar. Burada izlediğimiz o teatral sahne çok etkileyiciydi. Düşünün, yakınlarda bir yerde bir yangın çıkmış ve siz bebeğinizi, eşinizi yanınıza alıp o yangını daha yakından izleyebilmek için çabalıyorsunuz. O yangınla beraber radyasyona maruz kaldığınızdan haberiniz yok. Çok acı bir durum. Bir diğer taraftaysa yangını söndürmek için olay yerine giden itfaiyeciler var. Onlar da tıpkı halk gibi olayın boyutlarını bilmiyor. Bu sebeple de standart korunma dışında herhangi bir önlemleri yok. Bu insanların öleceklerini bilerek o sahneleri izlemek bana çok acı verdi. Zaten genel olarak karanlık bir havanın hakim olduğu dizide bunları izlerken içim daha da karardı ama bundan asla şikayetçi değilim. Aksine yaşananları anlatmak için bundan daha etkileyici bir yöntem gelmiyor aklıma.

İlk bölüm radyasyona maruz kaldıktan sonra bir okul bahçesine düşen kuş görüntüleriyle sona erdi. Açılış olarak meydana gelen olayı anlatmak bence iyi bir seçim olmuş. Kalan dört bölümde sonuçları ve yetkililerin nelerden sorumlu tutulacağını izleyeceğimizi umuyorum. Yaşanmış olayların anlatıldığı dizileri severim. Son olarak The Looming Tower’ı böyle ağzım yüzüm çarpılarak izlemiş, o dönemi yaşamış biri olarak unuttuklarımı hatırladıkça şok olmuştum. Çernobil faciası ben doğmadan birkaç ay evvel meydana gelmişti ve bildiklerim sadece okuduklarımdan ibaretti. Dizide bizim görmediğimiz kısımlar çokça işleniyor. Bu açıdan da Chernobyl’i etkileyici buldum.

Bildiğiniz gibi şu an Mersin’de yapımı süren bir nükleer santral inşaatı var. Birçok insan bu santralin yeni bir felakete yol açacağını söyleyerek bu inşaatın durdurulması gerektiğini söylüyor. Fakat bu konuyla ilgili geri adım atan kimse yok. Üstelik geçtiğimiz günlerde inşaatın temelinde çatlaklar oluştuğu ve kapatıldığı yönünde haberler okuduk. Sorun daha temelden başlıyor anlayacağınız. Hazır böyle bir dönemden geçerken keşke bu projeye izin veren, yapan, destekleyen herkese Chernobyl’i izletme şansımız olsa. Açıkçası bundan 35-40 yıl sonra birilerinin Akkuyu isimli bir mini dizi yapmasını istemem. Dizinin ilk bölümünde radyasyona maruz kalan kişilerin diğerlerine sorduğu “Metal tadı alıyor musun?” sorusu halen kulaklarımı tırmalıyor.

Bora Yıldırım

1986 yılında İstanbul'da doğdum. 2008 yılından beri Bodrum'da yaşıyorum. Gezmeyi ve kitap okumayı severim. Çok konuşur, çok gülerim. Vakit buldukça yazarlığa kabul edilme sebebim olan yerli dizileri izlemeye çalışıyorum. Yabancı dizileri izledikçe yerli dizilerin geldiği noktaya üzülsem de bir gün eskisi gibi tadı ağızda kalan dizilerin televizyonlarda daha çok yer bulacağına inanıyorum.

Önceki Yazı

Bir Aile Hikayesi’nin 10. bölümünden ikinci tanıtım yayınlandı

Sonraki Yazı

Dead to Me | İnsan Gerçekten Ne Zaman Ölür?