Ayça Özbay

Önümüzdeki yolculuğun bir sonu olduğunu bilmek güzel. Nihayetinde önemli olan, yolculuğun kendisi.” Ursula Le Guin

Hayali dünyaların en ünlü yaratıcıların biri olan Ursula Le Guin’e tam da bugün katılmamak mümkün değil. Game of Thrones’un (GoT) on sene süren yolculuğunun bize hissettirdiklerini bir kenara bırakıp, belki de globalleşen dünyanın birlikte izleyeceğimiz son projesi olduğu gerçeğini de göz ardı etmeyerek, sabaha karşı izlediğimiz final bölümünü eleştirmek için biraz bekleyebiliriz. Bunun için yeterince vaktimiz olacak. Ancak GoT’un bu on senede bizlerde yarattığı çeşitli duyguları tek bir bölüme hatta sezona sığdırarak değerlendirmenin haksızlık olacağını söylemeden geçmeyelim.

Final sezonunun yeniden çekilmesi için imza kampanyaları yapılır, George R. R. Martin’e romanları vaktinde bitiremediği için ağır laflar edilirken, geçen gün Stephen King’in tam da bu konuda söylediklerini hatırlatmak lazım.

“Dani’nin Kral Topraklarında yaptıkları da dahil olmak üzere GoT’un bu sezonunu sevdim. Gelinen nokta konusunda çok olumsuz yorum var ama bence insanlar hiçbir “SON”u sevmiyor. Ama ne derler bilirsiniz: Tüm güzel şeyler…”

Final bölümünde GoT’un Demir Adalarında ünlü olan “ölen gerçekte ölmeyebilir” sözüne oldukça yakışır biçimde sonraki nesillerin yıllarca konuşacağı sahnelere şahit olduk.

Benim merak ettiğim yüzyıllardır farklı versiyonlarıyla ulusların kaderini değiştiren hamlenin bir benzerini yapan Jon, artık “Altı Krallık ve Winterfell” olarak anılacak topraklar için Dani’yi öldürdüğünde, Kralını öldüren Jaimie’nin hissettiklerine benzer duygulara kapıldı mı? Neredeyse iki sezona yakın süredir sadakatle hizmet ettiği Kraliçe’sini öldürmek, onurunu yok saymak, verdiği sözü tutmamak onda nasıl bir etki yarattı? Yanıtını alamadığım bu sorular, bu sezondaki ölümleri ucuz, hızlı ve yeterince şaşalı bulmayan izleyicilere ne ifade eder bilemiyorum. Ancak oradan oraya savrulup, nereye ait olduğunu bir türlü çözemeyen Jon’un hikâyenin sonunda yaptığı seçimin yerinde olduğu konusunda bana katılacaklarını düşünüyorum.

Jon ait olmadığı bir aileden, ait olmadığı Gece Nöbeti’ne giderken başına tüm bunların geleceğini tahmin edememişti. Tıpkı hayatını bekâr geçireceğine dair ettiği yemini birden çok defa bozacağını, ailesini birlikte büyümediği bir halkta bulacağını, hak etmediği bir tahta oturtulup, hak ettiği tahta oturmak istemeyeceğini ve ailesinin kalan tek üyesinin hayatına kendi elleriyle son vereceğini öngöremediği gibi. İçinde büyüdüğü dünyanın kendisine öğrettiği tüm kuralları o dünyayı ve içindekileri korumak için yıkan Jon’la Jamie arasındaki benzerlik benim için neden kaçınılmazdı, sanırım siz de görebiliyorsunuz.

İç huzuru asıl bozan şey korku ve güvensizliktir. Korku hayal kırıklığına, hayal kırıklığı kızgınlığa, kızgınlıksa şiddete dönüşür. Dalai Lama

Dani’ye tam olarak bunun olmadığını iddia etmek mümkün mü? Ailesinin bir halkın tamamı tarafından terk edilmesini hatırlamasa da, ihanet konusunda iktidar hırsıyla gözü kararan ağabeyinden çok şey öğrenmişti. Khal Drogo’nun korumasından çıktığı an itibarıyla başına gelenler, ejderlerinin ardından herkesin kendisini kandırma veya ondan yararlanma çabası ve sonunda ilk defa kendi kendine kazandığı iktidarı ve onu seven yegâne halkı geride bırakarak bilinmeyene yelken açışı… Dani’nin Yedi Krallık’a gelmeden çok önce halkı – ve ister istemez kendi gözünde – ilahlaştığı muhakkak. İlahlaşırken yalnızlaştığı ve sonradan edindiği “kendisine mucizevi sıfatlar yakıştırmayan” eşlikçileri tarafından da sürekli tenkit edilmesinin bu yalnızlığı derinleştirdiği kesin.

Tyrion’ın bize son dakikalarda hatırlattığı gibi, köle tüccarlarını öldürdüğünde kimse Dani’ye ses çıkarmadı çünkü onlar kötüydü. Köle sahiplerini kazıklara geçirdiğinde kimse sesini çıkarmadı çünkü bu gerekliydi… Ve bakın tüm sessizlik bizi nerelere getirdi. Varys’in haklılığının yanı sıra kendi körlüğünü de fark eden Tyrion, dizi boyunca karakter gelişimini tamamlamasına izin verilen yegâne kişiydi. Kendini korumak, yaşamına devam edebilmek için yapmayı kabul ettikleri düşünüldüğünde Kraliçesine doğruyu söylemenin kellesine bedel olacağını bile bile attığı adımlar bunu ispatladı. Ama nafile… Dani’nin “dünyayı ne pahasına olursa olsun değiştireceğine” olan inancı ve bu yolda feda edeceklerini ufak bedeller olarak görme eğilimi, her geçen gün en yakınındakilerden birinin kendisini “terk etmesine” ve onun biraz daha “yalnızlaşmasına neden oldu.

“Tüm hikayeler nihayetinde düşüşle ilgilidir.” ― J.R.R. Tolkien

Fakat bana sorarsanız bölümün baskın biçimde anlatmak istediği; kimin kime ihanet ettiği, kimin tahta oturduğu falan değildi. Nihayetinde bir ejderhanın bile anladığı üzere tahtın, tahta oturma ihtirasının, koltuktan kalkmak istememenin insana neler yaptırdığıydı. Tüm öfkesiyle tahta saldıran Drogon’un Jon’a zarar vermeye yeltenmeyişinin “eski tanrılar bu tahtın belasını versin” diye okunabileceğini fark ettiniz değil mi?

Geriye sadece tahtı istemeyenlerin kaldığı bir dünyayı tabii ki tercih ederdik fakat son toplantıda gördüğümüz üzere halen kendini hükmetmeye layık görenlerle dolu bir dünyadayız. Bunun binlerce yıldır hiç değişmeyişine olan isyanıyla tek mantıklı önerinin Sam’den gelmesi kadar doğal bir şey yoktu. Hayatını kendinden daha iyi olduğunu düşünen erkeklerin ayakları altında ezilerek geçiren Samwell, bizim cumhuriyet olarak tanımlayabileceğimiz halkın kendi liderini kendi seçtiği bir sistemi önerirken, yüzlerde oluşan o alaycı şaşkınlığa dikkatinizi çekerim.

Bu pazarlıktan kim kârlı çıktı derseniz, Sansa başta olmak üzere Starklar’ın hikâyeleri henüz sonlanmamış gibi. Sansa Winterfell’in bağımsızlığı ilan ederken, Bran tahta çıktı ve Kral oldu. Arya denizlere açıldı ve kendi hikâyelerini yazıyor. Jon’sa sürgüne gönderildiği Gece Bekçiliği’nden Özgür Halka katılarak bir daha dönmemek üzere ayrıldı.

Bir önceki bölümün sonunda bu Bran neden yaşıyor diyenlere dizi yanıtını verirken, Bran’in “Buraya kadar neden geldim sanıyorsun?” sorusu, bence kendi içinde birçok çelişki taşıyor. Fakat bu konunun üzerinde çok da durmayacağım. Bu karakterin hikâyesinin arkasındaki boşlukları bir iki saatte dolduramayacağımız bir noktaya varmıştık ve benim de çok bir beklentim yoktu. Belki GoT’un hazırlanan ve Ormanın Çocukları’nı anlatacak spin-off’u eksik bazı bilgileri ilerleyen dönemde tamamlar. Kim bilir…

Arya konusunda beklentilerin büyük olduğunu ve onun da final bölümüyle birlikte “kaderini gerçekleştiremeyen karakterler” listesine eklendiğini biliyorum. Arya’nın geçtiği yoldan neden geçtiğini anlayamadığımızı ve burada yanıtlanmamış çok soru -ve bir spin-off potansiyeli – olduğunun farkındayım. Diğer yandan, tüm bunların sorumluluğunu yapımcılara yüklemiyorum.

“Halen bir unicorn sürebilen insanlarda bir şey var, bu başka hiç bir tecrübeye benzemez: canlandırıcı ve sarhoş edici ve güzeldir.― Neil Gaiman, Stardust

Bana sorarsanız, kendi de hikâyeyi nereye bağlayacağına henüz karar veremediğinden bir türlü ilerleyip yeni romanları yayınlayamayan George, finalin ardından oluşan bu büyük hayal kırıklığının tek sorumlusu. Bu kadar güzel bir dünya yaratıp, onu daha hazır olmadan televizyona satarak, hikâyedeki bazı karakterleri diziye hiç ekletmeyerek ve nihayetinde yedi sezon boyunca anlatılanların yanıtlarını yapımcılara veremeyerek hayranların gece gece hissettikleri o öfkeye tek başına neden oldu.

Şunu da anlamak lazım, fantastik kitapların çok azı hayranlarını tam manasıyla tatmin etmiştir. Onlarda her zaman masalımsı bir tat vardır. Bu masalımsı tat yazara özgürlük sunduğu kadar okuyucunun da kendini başka bir gerçekliğe adamasına yardımcı olur. Fakat olağanüstü unsurlar içeren her hikâye bir yerde sıradanlaşma riski taşır. GoT da yazarının dünyasına sahip çıkmaması nedeniyle bu sıradanlaşmaya mahkûm edilmiş gibi görünüyor. Fakat bir gecede milyonlarca insanın aynı anda ekranı açıp heyecanla beklediği belki de son dizi olduğunu sizlere tekrar tekrar hatırlatma ihtiyacı hissediyorum.

Özellikle finalden hoşlanmayanlara söylemek istediklerim var. GoT’un 73 bölüm süren macerasında çok parlak ve televizyonda daha önce hiç görmediğimiz anlar yaşattığını unutmayın. Kısaca Neil’in yukarıda dediği gibi sizler bir unicorn sürdünüz ve biraz sarhoş oldunuz. Şimdi sabah mahmurluğunu ve o baş ağrısını kaçınılmaz olarak çekeceksiniz. Pişmanlığınız geçtikten sonra bunu yeniden yapacağınızı hepimiz biliyoruz.

Aceleye gelen son sezonla birlikte ortaya çıkan hüsranınızı Dani gibi öfke ve vahşete dönüştürmeden, güzel bir anı olarak hatırlamanız dileğiyle…

Ayca Ozbay

birdizihaber baş editörü

Önceki Yazı

Kim Ne Seyrediyor? | Diziler İçin Davranışsal Psikoloji Analizi

Sonraki Yazı

His Dark Materials’dan ilk tanıtım videosu geldi!