Benim Tatlı Yalanım | Bin düşün, bir söyle, asla yazma

Sene 1999. Silivri’de anneannemdeyiz. Okul kapanmış, ilköğretimden mezun olmuşum. Balkonda katlanır bir masa, etrafında katlandığında masanın altına sığan ahşap sandalyeler, masanın üzerinde şeffaf plastikten bir masa örtüsü, örtünün üzerinde sivrisinekleri uzak tutmak için orada duran mis kokulu fesleğen, karpuz, kavun, peynir ve biz. Biz dediğim de en az on kişi, eğer misafir yoksa. Herkes sıcaktan bunalmış, oramızdan buramızdan şıpır şıpır ter damlıyor. Evdeki tek banyo umumi hamam görevi görüyor. Sohbet, muhabbet, saatin kaç olduğundan kimsenin haberi yok. İçerideki televizyonda Kral TV açık, o senenin hit şarkıları birer birer çalınıyor kulağımıza. Kimse televizyona bakmıyor, kanal değiştirmek istemiyor. Çünkü bu mevsimde televizyonda hiçbir şey olmuyor. Yayın gününe denk geldiyseniz İbo Show’u izlersiniz en fazla.

Neden böyle bir giriş yaptım? Çünkü artık yaz dizisi denen bir şey var ve yukarıda okuduğunuz şeyleri yapmak neredeyse imkansız. Her şeyi yapsanız bile Kral TV ve İbo Show yok. E imkansız dedim ama. Şimdi yaz dönemi geldi mi daya ekrana fresh dizileri, çoluk-çocuk, genç, yaşlı herkes izlesin. Bir de formül tutturulmuş, yap benzer bir şey tamam işte. Seyirci niye zap yapsın ki? Diğer kanalda da aynı diziyi farklı isimlerden izliyor sonuçta. Hele bu sene yaz dizisi tutturmak çok daha kolay. Çünkü herkes seçim gündeminden bezmiş halde. Düşünün, gündüz kuşağında Aşk-ı Memnu yayınlanıyor ve kaçıncı tekrarı bilmem ama hala izleniyor.

Bilen bilir, ben bu yaz dizisi oluşumuna antipatiyle bakıyorum. Benim Tatlı Yalanım’ı ilk duyduğumda da diğer dizilere verdiğim tepkilerle neredeyse aynı tepkiyi vermiştim. Çünkü başrollerde Aslı Bekiroğlu ve Furkan Palalı vardı. İkisini de oyunculukta başarılı bulmam. Hatta zamanında bir podcastte Furkan Palalı’ya sağlam giydirmişliğim var. Sonra bu dizinin diğer oyuncuları açıklanmaya başladı, aldı beni bir merak. Aslı İnandık, Sadi Celil Cengiz, Ahmet Saraçoğlu gibi sevdiğim isimlerin yanında bir de Ufak Tefek Cinayetler’de Merve Aksak’a rağmen hayatta kalmayı başarmış Mila karakterini canlandıran çocuk oyuncu Lavinya Ünlüer vardı.

Dizinin senaryosu Deniz Dargı ve Murat Taşkent tarafından yazılıyor. Barış Erçetin ve Cihan Vural ikilisiyse yönetmenliği paylaşıyorlar. İlk bölüm özelinde iki yönetmenin bir uyum problemi yaşadığını düşündüm. Fakat bu konuda derinlemesine girmeme gerek yok. Çünkü çok bariz farklar yok ve muhtemelen onlar da ilk bölümü izledikten sonra nerede ayrıştıklarını fark etmişlerdir.

Gelelim dizinin konusuna. Furkan Palalı’nın canlandırdığı Nejat hayatını kızına adamış bir adam. Bir reklam ajansını yakın iki arkadaşıyla işletiyor. Eski eşi Aylin sırra kadem basmış ama kızı Kayra’ya bunu söyleyememiş. Bunun yerine annesinin Afrika’daki çocuklara yardıma gittiğini, bu yüzden gelemediğini anlatmış. Annesinin ağzından yazdığı minik mektupları kızına okuyup onun mutsuz olmaması için elinden geleni yapıyor. Diğer ana karakter Suna’yı Aslı Bekiroğlu canlandırıyor. Suna babası, ablası ve abisiyle yaşıyor. Ailece bir kahve işletiyorlar ama bir yandan da bir mekanda garsonluk yapıyor. En yakın arkadaşı Burcu’yla her şeylerini paylaşıyorlar.

Her yaz dizisinde olan klişe Benim Tatlı Yalanım’da da tekrarlanıyor ve Suna’yla Nejat bir yanlış anlaşılmayla tanışıyorlar. Suna bu yanlış anlaşılmanın sonucunda işinden oluyor, ailesi zaten zor durumda. Nejat tarafındaysa Kayra konusunda sıkıntı var. Kayra geçen sene annesinin doğum gününden önce gönderdiği kartpostalda bir sonraki yaş gününde yanında olacağını söylemesine inanmış ve onu bekliyor. Nejat’ın Aylin’i bulması için üç günü var ama Aylin’in nerede olduğunu bilen yok. Aylin’in çıkıp geleceğini biliyoruz tabii ama öncesinde Nejat ve Suna’nın önce itişip sonra aşık olmaları gerek. Doğum günü sabahı uyanan Kayra salonda yatan Suna’yı hiç görmediği annesi Aylin sanınca işler karışıyor.

Suna’nın babası Şevket’i Ahmet Saraçoğlu, ablası Saniye’yi Aslı İnandık, abisi Rafet’i Sadi Celil Cengiz, Burcu’yu da Seda Türkmen canlandırıyor. Kayra’nın bakıcısı Hayri’yi Cem Zeynel Kılıç canlandırırken Nejat’ın ortakları Serkan ve Hande rollerinde Ali Yoğurtcuoğlu ve Gonca Sarıyıldız var. Bu kadroda olduğuna en sevindiğim isimlerden birisi olan Sadi Celil Cengiz’in Rafet karakterini çok sevdiğimi söyleyemem. Oyuncuyu bu tip rollerde daha önce çok defa izledik ve artık bir fark arıyorum kendimce. Fakat Cengiz bu tip rollerde oynayarak benim gözümde Ege dizilerinin olmazsa olmazı Lemi Filozof’a dönüşüyor.

Diğer yandan yazımın başlarında bahsettiğim iki başrol oyuncusunun performanslarını sevdim. Furkan Palalı ve Aslı Bekiroğlu’nun yaş farkından dolayı Nejat ve Suna’nın baba-kızı canlandıracağını düşünmüştüm isimlerini ilk duyduğumda. Bu tabii ki abartı bir yorumdu fakat arada bariz bir fark olduğunu da kabul edelim. Yine de hikayedeki yerleri gözümü tırmalamadı. Özellikle Nejat-Kayra sahneleri çok keyifliydi ya da ben artık baba olmak istiyorum, bilemedim. Fakat Lavinya Ünlüer’in oyunculuğa yeteneği olduğu çok belli. Bu gidişle önümüzdeki yıllarda “Ben senin kısa pantolonlu zamanlarını bilirim” temalı bir yazımın konusu olacak kendisi.

Nejat’ın çaresiz hissettiği zamanlarda takındığı tavır açısından Furkan Palalı’yı çok beğendim. Yaşadığı pişmanlık gerçekten elle tutulacak cinstendi. Rolü mü çok sevdi, yoksa ekranda olmadığı süre boyunca oyunculuk dersleri mi aldı bilmiyorum ama farklı bir adam izlediğimiz aşikar. Esasında yine zengin bir adamı canlandırıyor, yine bir romantik komedide oynuyor. Sanıyorum işin içine dram girdiğinde ortaya daha şık bir şey çıkıyor. Kendisini tebrik etmezsem olmaz.

Diziye gelince, çok beğendim, bayıldım dersem yalan olur. Yine de benim gözümdeki yaz dizisi temasıyla ayrıştığı noktalar sebebiyle Benim Tatlı Yalanım geçer puanı aldı. Fırsat bulduğum akşamlar balkonda oturmak yerine televizyon karşısında oturmama değecek kalitede bir iş.

Star TV yaz döneminde başarı elde ettiği dizileri Eylül sezonunda da ekranda tutma düsturuna sahip bir kanal. Geçen yaz çok iyi reytingler alan Erkenci Kuş bu konudaki örneklerinden birisi. Ben sevmesem de dizinin belli bir seyirci kitlesi var ve kanalı memnun etmeyi başarıyor. Benim Tatlı Yalanım da yeni sezonda ekranda kalmayı başaracakmış gibi bir his uyandırıyor.

Tüm ekibin ellerine, emeklerine sağlık. Reytingleri bol olsun.

Bora Yıldırım

1986 yılında İstanbul'da doğdum. 2008 yılından beri Bodrum'da yaşıyorum. Gezmeyi ve kitap okumayı severim. Çok konuşur, çok gülerim. Vakit buldukça yazarlığa kabul edilme sebebim olan yerli dizileri izlemeye çalışıyorum. Yabancı dizileri izledikçe yerli dizilerin geldiği noktaya üzülsem de bir gün eskisi gibi tadı ağızda kalan dizilerin televizyonlarda daha çok yer bulacağına inanıyorum.

Önceki Yazı

Avlu, Netflix’e transfer oldu

Sonraki Yazı

Final yapan Orphan Black’ten 10 yeni bölüm daha geliyor, ama nasıl?