Black Mirror | Striking Vipers | DM’den yürümeye son verecek icat

Netflix’e transfer olduktan sonra eleştiri oklarının hedefi olan Black Mirror beşinci sezonuyla geçtiğimiz günlerde izleyenlerinin karşısına çıktı. Hem de bu kez alıştığımız haliyle; üç bölümden oluşan yeni sezonuyla. Yazar ekibinden Hafize ve Batuhan’la kendimize birer bölüm seçerek incelemeye karar verdik ve benim seçtiğim bölüm “Striking Vipers” oldu. Diğer iki bölümü henüz izlemedim ama bu bölüm için konuşacak olursam iyi olduğunu kabul etmekle birlikte dizinin genel havasından oldukça uzak olduğunu söyleyebilirim.

Charlie Brooker’ın yazdığı bölümün yönetmenliğini Owen Harris yaptı. Bölümdeki üç ana karaktere Anthony Mackie, Yahya Abdul-Mateen II ve Nicole Beharie hayat verdi. Bölüm iki eski arkadaşın en sevdikleri oyunun yeni sürümünü oynarken oyunda istedikleri her şeyi yapabildiklerini fark etmeleri ve olayların gerçek yaşamları üzerindeki etkilerini konu alıyor.

Street Fighter’ı hepimiz biliriz. Çoğumuz oynamıştır, en kötü ihtimalle ismini duymuşsunuzdur. Bu oyunu sanal gerçeklik eklentisiyle oynadığınızı ve tüm kontrolün elinizde olduğunu düşünün. Bir arkadaşınızla bu oyunu oynuyorsunuz, aldığınız darbeleri vücudunuzda hissediyorsunuz ama öte yandan arkadaşınız da sizin darbelerinizi hissediyor. Adamı yerden yere vuruyorsunuz, o da sizi aynı şekilde. Sonra oyunu kapatıyorsunuz ve sanki az önce dayak yiyen siz değilmişsiniz gibi hayatınıza kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz. Çok etkileyici değil mi?

Şimdi bir de bu oyunda karakterler üzerinden karşınızdaki kişiyle sevişebildiğinizi düşünmenizi istiyorum. Mesela siz Ryu’sunuz, eskiden aynı evi paylaştığınız adam da Chun-Li. Siz bu ikisini dövüştürürken bir anda işin rengi değişiyor ve sevişiyorsunuz. Bence muazzam aktivite. Fakat işin içine taraflardan birinin evli biri olduğu gerçeği girince bu aktivite bir miktar Aşk-ı Memnu’ya bağlıyor. Üstelik eşinizle daha önce ikinci çocuğu yapmaya karar vermişsiniz ve siz bu oyunda bütün cinsel performansınızı harcadığınız için gerçek dünyada sizi arzulayan kadına bir türlü olumlu yanıt veremiyorsunuz.

İşin teknolojik tarafını bir kenara bırakıp etik ya da ahlaki yönünü ele aldığımda karşımdaki tablo iç burkuyor. Evlisiniz, heteroseksüelsiniz, oyunda birlikte olduğunuz karakter kadın olsa da onun gerçekte erkek olduğunu biliyorsunuz. Kendinizi eşinize ve çocuğunuza karşı sorumlu hissediyor ama bu durumdan da bir türlü kopamıyorsunuz. “Acaba gay miyim?” sorusu ister istemez aklınızı kurcalıyor. Üstelik hayat arkadaşınız bu durumdan habersiz olduğu için sizin artık onu arzulamadığınızı hatta hayatınızda başka bir kadın olduğunu düşünüyor. Bu Danny’nin tarafından baktığımda gördüklerim. Bir de bekar tarafta yer alan Karl var. Onun bir aile hayatı olmasa da hayatına girip çıkan birçok kadın var. Yani baktığımızda esasen her iki tarafın da bu oyundaki sekse ihtiyacı yok gibi görünüyor. Ancak Karl’ın bu deneyim sayesinde hissettiği şeyler bambaşka. Hissettiklerini Danny’ye anlattığı bir sahnede şöyle diyor; “Bir taraf solo gitarken, bir taraf orkestra.” Tabii bu durum bir erkeğin gözünden kadın hisleri. Neyse ki bölüm sadece bu durumu sorgulamakla kalmıyor.

İnsan içgüdülerinin ön planda tutulduğu bir bölüm var karşımızda. Cinsel yönden sadece kadınların erkeklere, erkeklerin de kadınlara karşı bir şeyler hissetmesinin normal karşılandığı genel dünya düzeninde bana göre bu bölüm bize şu soruyu soruyor: “Elinde bir fırsat olsa denemek istemez misin?” Bu soruya cevap vermeden önce oyunu tanımadığınız ve hayatınıza girme ihtimali olmayan kişilerle oynayabileceğinizi de göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum. Yani Karl ve Danny gibi yakın bir arkadaşınızla değil, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kişiyle bu oyunu oynayabileceksiniz. Neden olmasın ki? Böyle bir teknoloji gerçek olsa dünyada satış rekoru kırar. Tabii satışların büyük kısmı faturasız ya da açık fatura halinde yapılır, gizli saklı oynanır. Şimdi birbirimizi kandırmanın alemi yok.

Zaten bölüm sonuna doğru oyunda hissettikleriyle gerçek hislerinin örtüşüp örtüşmediğini merak eden bu iki arkadaş gerçek bir deneyim yaşamaya çalışıyor. Verilen cevapların samimiyetine izleyici olarak pek inanmasam da sanal gerçekliğin çok da gerçek olmadığını görüyoruz. Yine de çağımızın tanışma şekli olan DM’den yürüme olayları muhtemelen tarihe karışır. En kötü ihtimalle DM’den gelen mesaj “Merhaba, oynayalım mı?” seviyelerine düşer. Ha, bu durum her mesajı taciz gibi ifşa eden kişiler için sıkıntı verici olacaktır. Düşünsenize gelen kutunuzda “Merhaba, oynayalım mı?” şeklinde bir mesaj var. Ne diyeceksin? Adam belki de sadece dövüşmek istiyor.

Striking Vipers hakkında genel bir yorum yapayım; başta da söylediğim gibi başka bir dizinin herhangi bir bölümü olsa çok başarılı bulabilirdim. Çünkü izlerken insanı düşündürmeyi, sorgulatmayı başarıyor. Fakat Black Mirror bölümleri içinde kıyasladığımda o alışık olduğumuz kafaya soru çakma kısmında çuvallıyor. Bölüm bittiğinde kısa bir hikayeyi okuyup bitirmiş, sonunu görmüş gibi hissettim kendimi. Üstelik final sırf bölüm bitsin diye yazılmış gibiydi. Ferah feza kafalar, rahatlıktan ölmeler… Eee, nerede aile hayatı, nerede sadakat, fedakarlık?

Bana sorsanız bende mide geniş olduğundan makul bir final diyebilirdim. Hatta keşke hayat böyle bir şey olsa. Fakat bölüm içinde yaşanan gelgitlere bakınca izlediğim final beni tatmin etmedi. Black Mirror’ın dördüncü sezonu Netflix’te yayınlandığında bozulduğunu iddia edenlere karşı gelmiştim. Fakat geldiğimiz noktada o güruha hak vermekten başka çarem yok. Ayrıca bu sezondaki bölümlerden birinde Miley Cyrus’ın yer aldığını bilmek içimi acıtıyor. Neyse ki o bölümü size Batuhan yorumlayacak.

Bölümle ilgili yorumlarınızı bize iletmeniz halinde benim atlamış olduğum noktalar hakkında konuşabiliriz.

Bora Yıldırım

Bön Türk.

Önceki Yazı

Swamp Thing | Bataklıktan Kahraman Çıkar mı?

Sonraki Yazı

“Dune” hakkında ilk detaylar