Chernobyl | Yalanların bedeli nedir?

Game of Thrones’un final sezonunun yarattığı hayal kırıklığının ardından izleyicilerin HBO’yu affetmesi için ancak Watchmen’in yeterli olacağını düşünüyordum. Yayınlanan görseller ve fragmanlara baktığımızda dizinin çok büyük umut vaat ettiği ortadaydı ama Watchmen gelmeden önce başka ve belki de çok daha büyük bir rüzgar esti: Chernobyl. HBO’nun belgesel tadında yaptığı işlerde ne kadar başarılı olduğunu biliyoruz, bunun en güzel örneği Band of Brothers. Bu yüzden HBO’nun Çernobil ile ilgili bir dizi çektiğini duyduğumda inanılmaz heyecanlanmıştım çünkü bu konuyu işleyen büyük çaplı bir yapımı, olayın üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen izleyememiştik.

Chernobyl’e de belgesel tadında dememin tek sebebi her şeyin gerçeğe en yakın haliyle izleyiciye sunulmuş olması. Karakterler, mekanlar, diyaloglar ve olaylar inanılmaz ayrıntılı, inanılmaz gerçekçi. Ama bu, dizinin en başarılı olduğu nokta değil. Chernobyl’in en başarılı yönü yarattığı boğuk atmosfer. Öyle sahneler var ki izleyince nefes almakta zorlandım. Tamamen gri bir şehir, insanların yüzlerindeki korku ifadesi… Her konuda izleyiciyi içine çekmeyi başarıyor dizi. Sayısız sahne var kan donduracak kadar etkileyici olan. İtfaiyecilerin olayın ilk dakikalarında durumun tehlikesini anlamadan normal yangınmış gibi çalışması, vanaları açmak için gönüllü olan üç kişinin karanlıkta geiger sayacı seslerinde kaybolması, mezarlara beton dökülmesi, köpeklerin birer birer vurulması. Bu sahneleri izlemek ne kadar zorsa yapılan iş o kadar takdir edilesi, bu denli bir etki yaratabildiği için.

Göz açıp kapatıncaya kadar biten beş bölümde genellikle üç karakteri izliyoruz: Boris Shcherbina, Valery Legasov, Ulana Khomyuk. Boris ve Valery Çernobil’de çok büyük önemi olan insanlar zaten fakat Ulana Khomyuk kurgulanmış bir karakter, Valery Legasov’a yardımcı olan bütün bilim insanlarını temsil etmesi amacıyla yaratılmış. Her birinin karakteri ve diyalogları özenle yazılmış. Büyük olaylarla uğraşan öne çıkmış karakterlerin yanında bireysel olarak Lyudmilla Ignatenko’nun hikayesinin işlenmesi çok hoşuma gitti. Evet çok önemli sorunlar çok önemli karakterler tarafından çözülüyor ama halktan insanlar ne yaşıyor, neler görüyor, neler hissediyor sorularını Lyudmilla karakteriyle yanıtlamışlar. Tıpkı Ulana Khomyuk ile yaptıkları gibi Lyudmilla da halkı temsil ediyor. Boris ve Valery ise izlemesi acayip keyifli bir ikiliydi.

Beş bölüm boyunca sorunların aşama aşama çözülmesini izledik ve bu aşamaların sonu bizi mahkemeye götürdü. Final bölümünde Viyana’daki sahnelerin biraz da olsa gösterileceğini düşünmüştüm ancak senaristler direkt olarak mahkemeye atlamayı tercih etmiş. Bu sahneler o kadar iyiydi ki “Viyana’yı neden göstermediler?” sorumu hemen unutturdu. Zaten Viyana’yı izlememizin bir anlamı olmadığını açıkça söyledi Legasov mahkemede, oradaki her şey yalandı.

Sıra sıra Boris ve Ulana’nın konuşmaları çok iyiydi ama asıl bombanın Legasov olacağını herkes biliyordu. Aynı anda o gece 4. reaktörde yaşananları izlemek gerilimi sürekli arttırdı, sonunda ne olacağını bilmeme rağmen. Tecrübesiz çalışanlar birbirlerinin gözlerinin içine bakarken Dyatlov’un aklındaki tek şeyin terfi olması olayın dramatikliğini kat kat arttırıyor. O sahnelerde Dyatlov dizi tarihinin en nefret edilen karakterlerinden biri olmuştur sanırım. En azından benim için Joffrey seviyesine ulaştı. Legasov’un reaktörü patlamaya götüren aşamaları açıklama yöntemi çok akıllıcaydı ve nükleer santraller hakkında en ufak fikri olmayan birine bile açıklayıcı olacak kadar basitti. Defalarca izlediğim konuşmasının sonunu öyle güzel getirdi ki başka hiçbir söze gerek kalmadı. “Yüksek güçlü kanal tipi reaktörün çekirdeği işte böyle patlar. Yalanlarla.”

Legasov’un intiharıyla başlayıp aynı şekilde bitti dizi. Aslında onun intiharına yol açan olayları izledik ama arka plandaki ölüm bulutunu değil sadece onun etkilerini gördük. Dört binden doksan üç bine kadar ölünün olduğu tahmin ediliyor bu bulutun içinde. KGB ise bu sayıyı 31 olarak açıklamış… Bir şeylerin sadece “daha ucuz” olması binlerce insanın acı çekmesine yol açtı ve bugün hala etkilerini sürdürüyor.

Şüphesiz ki HBO, Chernobyl ile büyük bir başarıya ulaştı ve bu işi başarabildiğini tekrar gösterdi. Umarım gelecekte yine önemli tarihi olayların HBO tarafından televizyona aktarıldığına tanık oluruz.

“Olmayacak bir şey için neden endişeleneyim? Mükemmel. Bu cümleyi paramıza basmalılar.”

Salih Çiftçi

Önceki Yazı

FOX’un 2019-2020 sezonunda yayınlayacağı diziler

Sonraki Yazı

2019’dan beş etkileyici Kore Draması