Good Omens | Cennet ve Cehennem Arasındaki Son Savaş

2019’un sabırsızlıkla beklediğim dizilerinden Good Omens, 31 Mayıs’ta Amazon Prime Video aracılığıyla izleyiciyle buluştu. Bu fantastik komedi, Terry Pratchett ve Neil Gaiman’ın 1990 yılında yayımlanan kitabı Good Omens: The Nice and Accurate Prophecies of Agnes Nutter’dan esinleniyor. Göz kamaştırıcı kadrosuyla dikkatleri, yayınlanmadan çok önce üzerine çekmeyi başaran dizi, ilk sezonunun ardından izleyiciyi tamamen memnun etmiş görünüyor.

“Ben kendi koyduğum kurallarla, tarifi olmayan bir oyun oynuyorum. Başkaları bunu, karanlık bir odada kuralları açıklamayan ve sürekli gülümseyen bir krupiye ve sınırsız parayla poker oynamaya benzetebilir.”

Good Omens’ın konusu, Yahudi kültüründe gelişen ve Hristiyanlarda da popülaritesi gittikçe artan Cennet ile Cehennem arasındaki son savaşa dayanıyor. İlk bölüm, yabancı dizi sevenlerin aşina olduğunu düşündüğüm Adem, Havva, Cennet Bahçesi, elma ağacı ve onun yasak meyvesinin oluşturduğu yaratılış hikayesiyle başlıyor. Bizzat Tanrı’dan dinlediğimiz hikayenin başrolünde Crowley adında bir iblisle Aziraphale adında bir melek bulunuyor.

Yaşananların üstünden binlerce yıl geçmiş ve kıyametin 11 yıl öncesinde, hava şartları nedeniyle olmasa da karanlık bir gecede kötülük yükselmeye başlamıştır. Şeytan oğlunu Dünya’ya gönderir ve zamanını orada geçirmiş olan Crowley aracılığıyla çocuğunun Amerikan Büyükelçisinin doğacak çocuğuyla değiştirilmesini ister. Böylece hükmünü sürecek yaşa gelene kadar rahat bir yaşam sürmesi planlanmıştır. Çocuklar o gece görevli şeytanlar tarafından değiştirilir fakat işler pek de yolunda gitmez. Aradan geçen yıllarda Crowley ile Aziraphale Deccal’in büyürken davranışlarında etkili olup böylelikle kıyametin gerçekleşmesini engellemeyi düşünmektedirler. Çünkü ikisi de dünyadaki yaşamlarından vazgeçmeyi istememektedirler.

Sonunda cehennem ahalisinin sabırsızlıkla beklediği gün gelir çatar. Crowley ve Aziraphale’in Deccal’le ilgili planları hakkında ne kadar yanıldıkları konusunda haberleri yoktur. Dünyadaki hayatı çok seven ikilimiz için artık çok geçtir.

“İblisler birbirine güvenecek olsa dünyanın hali ne olurdu?”

Konudan biraz detaylı olarak bahsettikten sonra dizinin muhteşem kadrosuna değinecek olursam, ilk olarak Good Omens’ın iki lokomotif karakteri Crowley ve Aziraphale’den bahsetmek gerekir. Havva’yı elmayı yemesi için kandıran, yaratılışın başlangıcından beri Dünya’da yaşayan ve başlangıçta “Crawly” olarak adlandırılan iblis Crowley’i David Tennant (Doctor Who, Jessica Jones, Broadchurch), İngiltere’de kullanılmış bir kitapçıya sahip olmak gibi dünyevi zevkleri olan ve Crowley kadar uzun süre Dünya’da yaşayan melek Aziraphale’i ise Michael Sheen (Masters of Sex) canlandırıyor.

Romanda sadece bir kez bahsedildiği için rolü genişletilen, Cennet güçlerinin lideri Başmelek Gabriel’ı Jon Hamm (Mad Men), Deccal’in verilmesi gereken Amerikan Büyükelçisi Thaddeus Dowling’i Nick Offerman (Parks and Recreation, Fargo) oynuyor. Ayrıca dizide anlatıcı ve tanrı rolüyle Frances McDormand (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri-2017, Fargo-2016) karşımıza çıkıyor. Hem ilk hem de ilerleyen bölümlerde birçok oyuncuyla karşılaşıyoruz ki bunlara şeytanı seslendiren Benedict Cumberbatch dahil olduğunu hemen belirteyim. Ama onların karakterlerinden bahsetmek ciddi spoiler yaratabileceği için burada bahsetmeyeceğim. Good Omens’ın senarist koltuğunda Neil Gaiman (Lucifer, American Gods) oturuyor. Burada “peki Terry Pratchett’ niye yazmadın” diye soranlara söylemek gerekirse, Pratchett 2015 yılında 66 yaşında Alzeimer yüzünden hayatını kaybetti. Dizinin yönetmenliğini ise Douglas Mackinnon (Doctor Who, Sherlock, Outlander) üstleniyor.

“Bir iblisin doğru şeyi yapması başını epey belaya sokabilir. İkimiz de yanıldıysak ne komik olur ama. Ben doğru şeyi yaptıysam, sen de yanlış olanı.”

Sosyal medyadaki yorumlara göre Good Omens’ın izleyici tarafından çok beğenildiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Dizinin içerdiği mizah çok övgü aldığı gibi oyuncu performansları ve dizi-kitap uyumu hakkında birçok olumlu eleştiriye rastladım. Ben de mizah ve oyuncu performanslarına hayran kaldım. İlk bölümdeki az sayıda görsel efektin de diziyi beğenmemde büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Sadece bu sezonun altı bölümden oluşması beni biraz üzdü. Umarım daha fazla bölümle ikinci bir sezona onay alabilir.

Son olarak fantastik yapımlarla aranız yoksa Good Omens’ın ilginizi çekeceğini düşünmüyorum. Fakat bu grubun dışındaysanız mutlaka Good Omens’ı izleyin. Dizi harika oyuncu performansları, muazzam görsel efektler ve zekice bir mizahın birleşimi olmuş. Zaten şöyle bir düşününce iyi ve kötünün savaşında işin içine ilahi güçlerle dünyevi yetersizlikler girince mizah konusunda malzeme bol oluyor.

Good Omens hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler buraya bakabilir. Ve tabi ki izleyicinin aklındaki malum soru, “ikinci bir sezon olacak mı?”. Express’in haberine göre bu soru Neil Gaiman’a sorulduğunda: “Good Omens, Terry [Pratchett] ‘e yapacağım sözü verdiğimden beri dört ya da beş yıl aldı. O beş yıldır roman yazmıyorum. Benim için geri dönüp roman yazarı olma zamanı geldi. Ayrıca, son birkaç yıldır beni yeterince görmeyen ve evde olmamı dört gözle bekleyen bir eşim [kült şarkıcı-söz yazarı Amanda Palmer] var.” Fakat tüm bunlara rağmen Good Omens’ın ikinci sezonu için umutlar tamamıyla tükenmiş değil. Zira aynı soru dizinin yapımcısı Rob Wilkins’e sorulunca herhangi bir cevap vermemiş. Biliyorum oldukça küçük bir umut ama daha azına neler görmedik ki dizi dünyasında.

Utku Ertem

Yabancı dizi denilince meraklı kelimesinin asla karşılamaya yetmeyeceği, her kategoriden birçok dizi takip edebilen, diziler üzerine yazmayı, konuşmayı seven ve son on yılı baz alırsak, tam bir yerli dizi karşıtı. Hayat felsefesi, Gregory David Roberts’ın Shantaram’ında dediği gibi “Kader seni güldürmüyorsa espiriyi anlayamadın demektir.”

Önceki Yazı

Hayaller Paris, Hayatlar Öyle mi? | Yerli Dizilere Göre Biz

Sonraki Yazı

Big Little Lies 2. sezonuyla Digiturk’te!