Hanna | Yeni Bir Televizyon Fenomeni

Amazon, dizi dünyasına girdikten çok kısa bir süre sonra belli bir kaliteyi yakalamayı başardı. Hanna da o kalitede tutmayı başardıkları dizilerden biri. Aynı adlı 2011 yapımı filmin televizyona uyarlanmasıyla başlayan süreç diziyi bir uyarlamadan fazlası haline getirmiş çünkü hem filmin hem dizinin yazar ekibinde bulunan Daivd Farr, istediklerini anlatmak için sekiz saatin çok daha iyi olduğuna karar vermiş. Yani filmden çok farklı ve çok daha ayrıntılı bir dizi çıkmış ortaya.

Dizinin başrollerinde Esme Creed-Miles, Joel Kinnaman ve Mireille Enos var. Üçü de rollerine çok iyi oturmuş ve karakterlerini taşıyabilmiş bence. Özellikle Altered Carbon ile oldukça ünlenen Joel Kinnaman’ın performansını beğendim. Esme Creed-Miles ise ne kadar iyi bir oyuncu olacağının sinyallerini veriyor sezon boyunca, tecrübesizliğine rağmen dizinin parlayan yıldızı diyebilirim onun için.

Hanna, konusu bakımından çok ilginç bir şey sunmuyor aslında. Daha önce filmlerde, dizilerde ve hatta oyunlarda bolca karşımıza çıkan süper asker yetiştirme olayını işliyor. Bu konunun derinliğini bölümler ilerledikçe flashback sahnelerle ortaya çıkardılar ama her şeyin belirsiz kaldığı ilk iki bölümde diziyi bırakacak noktaya gelmiştim çünkü hiçbir merakımın karşılığını alamıyordum. Geçmişte yaşananları yavaş yavaş izleyince dizi daha zevkli hale geldi, özellikle kan dondurucu bazı sahneler dizinin şimdiki zamanında geçen olayların temeli olduğu için izlemeyi ve anlamayı kesinlikle kolaylaştırdı.

Hanna ile Erik’in ilişkisi, çok sevdiğim bir Playstation oyunu olan Last of Us’ı hatırlattı bana. Sert ama önemseyen bir baba figürü, kırılgan ama savaşçı genç kız. Bu iki karakterin inişli çıkışlı ilişkisi dizinin en özel yanlarından. Yapılan fedakarlıklar ve birbirlerinden hiçbir şekilde vazgeçmemeleri, ikisini dizinin kötüsü Marissa’ya karşı neredeyse yenilmez yaptı. Yolculukları çok uzun süre ayrı geçti aslında ama benim en beğendiğim sahneler Hanna ile Erik’in beraber çalıştığı sahneler kesinlikle.

Ayrı geçen yolculuklar sırasındaysa Erik’in yaşadıkları ne kadar sıkıcıysa Hanna’nınkiler bir o kadar ilgi çekiciydi. Dış dünyadan tamamen izole olarak geçirdiği çocukluktan sonra hayatı için savaşmak zorundayken aynı zamanda sosyal yaşama adapte olmak zorunda. Bu adaptasyon sürecini oğlanlarla öpüşmesi ya da giyinip süslenip dans etmesiyle geçiştirmeselerdi çok daha iyi olurdu tabii, hatta gerçekten diğer her şey daha iyi olurdu bence. Bunun aksine Hanna’nın yaptığı bütün şeyleri gösterirken, diğer birçok yapımın aksine, vücudunu öne sürmemeleri önemli ve güzel bir detay. Hanna dövüyor, öldürüyor ve bunları yaparken seksi olmuyor.

Dizinin gerilimi, aksiyonu ve ilginçliği bölüm bölüm tırmanıyor. Bu beni diziye çeken şey oldu çünkü yavaş ilerleyen sahneler bile diziye yakışmazken komple durgun bir bölüm olay örgüsünü mahvederdi. Elbette senaryo boşlukları, gereksiz diyaloglar var ama dizinin verdiği aksiyon bunları göz ardı etmeye yardımcı oluyor. Dizinin kötüsü diyebileceğimiz Marissa karakterini çok beğendim. Geçmişte yaptığı inanılmaz şeytani hatalardan duyduğu pişmanlıklara rağmen mecburiyetten Hanna’nın peşinde koşarken öte yandan ailesiyle yaşadığı sorunlar onu sevilebilir bir karakter yapıyor. Tabii bunda aktörün de payı var çünkü Mireille Enos şüphesiz çok iyi iş çıkarmış. 

Sezon finaline kadar tırmanan aksiyondan dolayı daha iyi bir son beklerdim ama dizinin sunduğu son da gayet makul ve kabul edilebilir. Erik’in bir şekilde kurtulmasını bekliyordum çünkü dizinin onaylanmış ikinci sezonunda Joel Kinnaman’ın olmaması büyük bir eksiklik demek. Şimdi filmin senaryosu da bittiği için yepyeni bir hikayeyle karşımıza çıkacak ikinci sezon. Hanna ile kurtulan kızın hikayesini izleyeceğimiz kesin. Marissa da bir yerlerde dahil olacaktır tabii, bekleyip göreceğiz. İkinci sezonun muhtemel çıkış tarihi ise Nisan 2020.

Salih Çiftçi

Çizgi roman, dizi, basketbol, oyun.

Önceki Yazı

Too Old to Die Young | Genç Ölebilirdik Belki Çok Yaşlanmasaydık Eğer

Sonraki Yazı

RTÜK, Güney Kore ile televizyon yapımları için anlaştı