Underwood vs Kirkmanoğlu | Oyunuz Kime? (Zamanlaması Manidar Dizi Yazısı)

Amerikalılar iki tip diziyi çok seviyor; içinde Beyaz Saray geçenler ve Beyaz Saray’da geçenler. Bu diziler dünya izleyicisi tarafından da seviliyor. Bakınız Homeland, The Good Wife, The Good Fight ve hatta The Blacklist bahsettiğim ilk grupta, West Wing, Veep, House of Cards ve Designated Survivor ikinci grupta yer alıyor. Doğrudan ABD başkanına odaklanan dizi sayısı az. Bunların da çizdiği başkanlık ve başkan çerçevesi profili birbirinden oldukça farklı.

Daha sert mizaçlı ve gizli gündemlere sahip bir başkanı, bürokrasi içinde yetişip hırslarıyla kendine kişisel bir gelecek kuran Frank Underwood ve en az onun kadar kötücül eşi Claire Underwood’u işleyen House of Cards final yaptı. Zorunluluktan başkan olan ve sonra elde ettiği bu gücü iyilik uğruna kullanmak için yeniden başkanlık yarışına giren akademisyen geçmişli naif Tom Kirkman’ı konu alan Designated Survivor ise tam iptal edilecekken adeta melek kanatlı Netflix tarafından kutsandı.

Üçüncü sezonuyla 10 bölümlük Designated Survivor’u sizler için bir oturuşta izledim ve kuzenim Ozan Kayahan’ın buralarda bir yerdeki son yazısında diziyi yerden yere vurmalarının aksine, beğendim. Zaten “Amerika’da yaşasaydım başkan Frank Underwood mu Tom Kirkman mı olsun isterdim” sorusuna “kesinlikle Trump değil” yanıtını verecek durumdayız. Bir başka metropol kentin başkanının seçilmesine saatler kalmışken, oradan 700 kilometre uzakta, sizlere iki ABD başkanı örneğinden, her şey çok güzel olacak tadındaki Tom Kirkman’dan ve “savaşta ve barışta her yolu mübah gören” Frank Underwood’tan bahsetmek istiyorum.

O Kadar Da Kurgu Değil

Amerikan suç dramalarının çoğunda Mistır Presidınt’ın “sayın Rus başkanı, bana yapacak başka bir şey bırakmadınız” sözleriyle başlayan uluslararası bir kriz son saniyede kahramanlarımızca engellenir. Başkanlık dizilerinde ise sabah akşam Beyaz Saray’ın Oval Ofis ve Durum Odasının (situation room) bulunduğu Batı Kanadı koridorlarında gezinip daima ve sadece Amerika’nın başına gelen vahim olayları, hep Amerika’ya atılan kazıkları, iç politikada dönen dolapları ve başkanın bunlara verdiği haklı ve güçlü tepkileri izleriz.

“Yok canım, kurgu hep bunlar” dedirten bu sahneler, yerini gerçek hayatta “baktım çok kişi ölecek, saldırıyı erteledim” ya da “uzaylı da olsa insandır” türünden Twitter mesajlarına bırakır ve biz dizilerin imdb puanlarıyla kadro değişikliklerini takip ederken gerçeğe dönüşürler. Underwoodların Durum Odasında (Situation Room) saldırı emri verdikleri anı her izlediğimde, Obama ve H.Clinton’un gerçek Durum Odasında saldırı anını izleyişlerini hatırlarım.

Bizde olsa böyle dizi çekilemez dedirten uçuk Beyaz Saray dizilerinden ilki olan House of Cards, Underwoodların tiranıyla bizi yerden yere vurup hunharca silkeledikten sonra, Claire Underwood’un vahşi dişi yumruğunu suratımıza indirmesiyle sona erdi. Designated Survivor ise çok daha naif, sevgi dolu ve itidalli devlet adamı yorumuyla ideal başkan tiplemesi olan Tom Kirkman’ı hayatımıza soktu.

Kuzenim Ozan Kayahan da dâhil birçok izleyici için vasat ya da Netflix’e geçtikten sonra vasatlaşmış bulunan Designated Survivor, bana göre Kiefer Sutherland’in 24’ten sonraki en başarılı işlerinden. Kuzenimin, diziye eklemlenen LGBT+ çift, biyoterör konusunun başarısız bilimsel açıklamaları ve benzeri eleştirilerini tek tek ele almaktansa Tom Kirkman yorumlarımın içine sindirmeyi tercih edeceğim (dayanamamış olabilirim lakin spoiler endişesi de var tabii.)

Survivor Ama Dominik’te Değil

Öncelikle bu Kirkmanoğlu pardon Tom Kirkman nereden çıktı, nasıl başkan oldu, ona bir bakalım. Tom Kirkman kendi halinde bir bakandır ve akademisyen kimliğiyle sessiz-sakin, vatanına milletine hayırlı bir bürokrat olarak yaşamak istemektedir. Herhangi bir bildirgeye imza atmışlığı yoktur, sadece kentin yoksul mahallelerine yerinde kentsel dönüşüm götürmeyi istemektedir ama seçim vaadi olarak verdiği sözü sonra başka bir söz yüzünden yerine getiremeyecektir. Kongre tarafından designated survivor olarak seçildiğini öğrenir. Bu kavramı biraz açalım. Amerikan devlet yönetiminde paranoid bir anlayış var. Ya bize bir şey olursa… Aslında bir bakıma iyi bir şey, emniyet sübabı da diyebiliriz.

Elli eyaletin senato temsilcileri, başkan ve yardımcısı, kısaca devletin en üst düzeyindeki temsilcileri Capitol Hill (meclis) binasında toplandıklarında aralarından bir kişiyi bu toplantıya almıyorlar. Coca Cola’nın formülünü bilen beş kişinin ayrı uçaklarla seyahat etmesi gibi, bu devletin “bize bir şey olursa çocuklar sana emanet, ocaktaki yemeğin altını kısmayı, bahçedeki kedileri besleyip posta kutusunu boşaltmayı unutma” deme şekli.

İşte Tom Kirkman her zamanki gibi toplantının bitmesini beklerken, olanlar olur. Sanki Nuh Tufanı yaşanır ve devlet üst düzeyi bir bombalama sonucu ortadan kalkar. Halk perişan, insanlar panik, Beyaz Saray’da koşuşturmaca sürerken Tom, eşi Alex ve iki çocukları, birdenbire ortalama kentli bürokrat hayatlarından aşırı güvenlikli Beyaz Saray First Class hayata geçiş yaparlar.

Evrensel Kalp Hırsızları: Trudeau & Kirkman

Peki ama Amerikalılar alışmış geniş omuzlu, sert mizaçlı gözü kara başkana, şöyle yumruğunu masaya vuracak ve make America great again diyerek insanları düştükleri panik çukurundan çıkarıverecek. Üstelik bir yanda muhafazakar, diğer yanda Cumhuriyetçi geleneğin içinden gelmesi ve alışılan teammüllere uygun davranması da beklentiler arasında. Ama Tom öyle mi? Afetin ertesi sabahı, Tom çıkarır kalın çerçeveli akademisyen gözlüğünü, çıkarır kravatını, Capitol Hill yıkıntıları arasında bir beton bloğun üstüne çıkıp insanlara birlik çağrısı yapar: Umudunuzu Yitirmeyin. Umudumuz Var. Gençliğimiz Var. Her Şey Çok Güzel Olacak.

Designated Survivor’a yeni başladıysanız benim gibi sizin de içinizde bir yerde böyle bir kıvılcım uyanacaktır. Ülkeyi Tom Kirkman yönetse ne güzel olurdu diyesi geliyor insanın. Frank Underwood’un tam tersi bir ruhla karakterize edilen Tom Kirkman, bize tam da böyle bir devlet adamı profili çizdi. Amerikan paranoyalarından birinin kurgusuyla başlayan dizide Kirkman, koca bir meclisi ve tepeden aşağı yönetim anlayışını sıfırdan inşa ederek Amerikan halkına birbirinden umutlu birçok mesaj vermeyi başardı. (Size de Justin Trudeau’yu hatırlatmıyor mu diye soracağım ama aklıma hep başkası takılıyor hep! Onun da gözlüğü var. O da hep gülüyor.)

İlk iki sezonunda Tom Kirkman başganın ele aldığı meseleler uluslararasıyken son sezonda seçim yılı geldiğinden elbette içe döndü. Özlenen başgan karakterinin eksikleri üçüncü sezonla giderildi. Ayrıca Kirkman’ın, Alex’in kardeşi Sasha (Jamie Clayton) üzerinden LGBT+ topluluk hakları konusundaki tavrı eklenmiş, daha da önemlisi, üçüncü sezonda belgesel tadında gerçek yorum ve görüntüler de kullanılmış. İşte global söylem işte teknoloji işte yirmibirinci yüzyıl Amerikası. Daha naapsınlar! Netflix #iyiki #şükür senaryoya müdahale etti, bak çok güzel oldu. Zaten her şey de çok güzel olacak. Herkesin dizisine kimse karışamaz. Kuzene cevap hakkı doğdu iyi mi…

Kirkman İlkeleri | Underwood vs Kirkman

Aile önemlidir. Frank Underwood politik bir malzeme olmadıkça ailesini, eşini asla başkanlığının bir parçası olarak görmezken, Tom Kirkman eşi ve çocuklarını neredeyse başkanlığının önünde tuttu. Aile meselelerinin gözler önünde yaşanmasını engellemedi. Yasını da sevincini de herkesle paylaştı. Örnek olarak Claire Underwood ile Alex Kirkman’ın evlilik dışı çocuk meselesinde yaşadıklarına, Frank ve Tom’un bu konuya yaklaşımına bakılabilir.

Bağımsızlık önemlidir. Tom Kirkman’ın halk tarafından sevilip kabullenilmesinin bir nedeni de ülkenin en yetkili ve güçlü insanı olmasına rağmen aynı zamanda sade bir vatandaş olduğunu unutmaması, olaylara halkın gözünden bakabilmesi. Tabii bu yönüyle halkçı olduğunu söyleyebiliriz. Yine de Kirkman partili değil. Tabii kazara başkan olunca olağan seçim dönemine girildi ve Kirkman görevlendirmeyle devraldığı başkanlığı seçilecek kişiye teslim etmeyi düşünürken, tarihsel bir çılgınlığa imza atıp iki partiden de sıyrılarak bağımsız başkan adayı olarak seçimlere girdi. Underwood ise her zaman iki partinin ortasında durup onları birbirine düşürür.

Adalet önemlidir. Tom Kirkman eşi Alex’in hukukçu ve kendisinin de akademisyen olması nedeniyle adalet terazisinin dengede durması konusunda hassas biri. Kullandığı dil, aldığı kararlar ve söylem bakımından “kifayetsiz ve zamanında müdahale konusunda kararsız” görülse de adil olmak konusundaki ısrarı sayesinde Frank Underwood başkanlığıyla karşılaştırıldığında oldukça makul bir başkan çerçevesi çizdi. Tabii Kirkman’ın bu başarısında, kendisi gibi seçilerek değil kazara göreve gelen ekibinin de payı büyük. Gerek basın sözcüsü gerek Özel Kalemi onun daima adil ve temkinli olması için çaba harcadılar. (İki dizide de basın sözcüsü Seth ve çizdikleri karakterler de en az başkanlar kadar dikkat çekici derecede zıt.)

Eşitlik önemlidir. Tom Kirkman insanların her konuda eşit haklara sahip olması, toplumun farklı kesimleri arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi, devletin kaynaklarının halk için kullanılması gibi konularda açık söylemleriyle ideal başkan tipine uygun eylemlerde bulunuyor. Frank Underwood ise kendi çıkarına olmayan herhangi bir eyleme imza atmayıp ne yaptıysa o makamda kalabilmek için yapıyor. Örnek olsun, “uzaylı da olsa insandır” türünden bir lafı Underwood’tan duyabilirsiniz, Tom başgandan asla.

Dürüstlük önemlidir. Tom Kirkman kimi zaman halka açıklamasının doğru bulunmadığı bilgileri yine de açıklayabilmek için taklalar atıyor. İnsanlara karşı sorumluluğunun bilincinden bir an olsun çıkamıyor, hatta bu yüzden de ani kararlar almaması, yetersiz kalmasıyla suçlanıyor. Dürüst olmak Kirkman için o kadar önemli ki LGBT+ hakları üzerine bir konuşmasında, meseleyi bir başkan olarak adil ve eşit biçimde ele alabilse de birey olarak kabullenme sürecini henüz tamamlamadığını itiraf edebiliyor. Underwood ise itiraf görünümlü her sözünü politik bir kazanca evriltmesiyle meşhur.

Sonra bir yerde bir şeyler değişiyor. Üçüncü sezonu izleyenler, “yoksa Kirkman yeni Underwood mu olacak” diye sorabilir. Nitekim soruldu da. Üçüncü sezon, başkanlık yarışına giren ve seçim kampanyası denen fırtınanın içinden geçen herkes aynı şekilde değişir mi sorusunu ortaya bırakarak bitiyor. Dördüncü sezonda Tom Kirkman’ın seçilmiş başkan olarak neler yapacağını izleyeceğiz. Üçüncü sezonun bitişinden umutsuz değilim ben. Kuzim Ozan sıkılarak izlemiş Designated Survivor’u, buna üzüldüm. Ama allasen kuzi, acting president Trump’ı hatırlatan Underwood mu Justin Trudeau’yu hatırlatan Kirkman mı deseler ne derdin? (Aa du bak ben böyle birini daha tanıyorum!)

Yarından Sonra

Tom Kirkman’ın da diğer başkanlar gibi dönüştüğünü, Frank Underwood gibi kendi çıkarını düşünen bir başkan haline geleceğini, her şeyin aynı tas aynı hamam olacağını, bunların hep Amerikan oyunu olduğunu, Kirkman gibi insanların sadece kurguda var olabileceğini ve onların da işte böyle iki seçim kampanyasında ortalamaya yaklaşacağını, makam sahibi olanın geldiği yeri hemen unuttuğunu, koltuk denen şeyin insan kimyasını değiştirdiğini… ve bunların benzeri daha birçok şeyi ardı ardına düşünebilirsiniz. Ben öyle düşünmüyorum. Kanıksanmışa inanabilirsiniz. Ben inanmıyorum.

Designated Survivor izlerken de evimden 700 kilometre uzaktaki reel seçime bakarken de, Tom Kirkman’ın Frank Underwood’a dönüşeceğini düşünmüyorum, burnumun dibinde her şeyin çok güzel olacağını söyleyen insanın “diğerleri gibi” olacağını da. Frank Underwood hiç kimseye hesap vermiyordu. Tom Kirkman ise bütün bir halka hizmet edip onlara hesap verdiğini her fırsatta dile getirdi.

Ben içimde bir yerde, tıpkı Designated Survivor’da olduğu gibi bir kırılma yaşandığına, bu kırılmadan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına, büyük balığın hep küçük balıkları yutamayacağına, kısacası kahraman olmak için ille de büyük olmak gerekmediğine inanıyorum (Christopher Walken’a saygıyla).

Şuraya, yazıda geçen iki başkan karakterinin konuşmalarından birer örnek bırakıyorum. Şimdi son düzlükte siz karar verin; oyunuz kime? Ben, gecenin bir yarısında uyku tutmadığından çay koymaya gidiyorum ve biliyorum ki yeterince umudunuz varsa her şey çok güzel olur… Benim oyum Tom Kirkman’a…

Designated Survivor, 1.sezon sonunda başkan Tom Kirkman’ın konuşmasından. İhtiyacımız olan şey sevgi. Vatan sevgisi ve insan sevgisi:

House of Cards, Frank Underwood’un “herkes hak ettiği gibi yönetilir” sözüne yorumu (konuşma arası görüntüler Underwood’un eylemlerinden hatırlatma):

Arzu Kayhan

Hayatın üçüncü sayfa polisiyesini yazıyor. Yabancılaşma temalı polisiye bir romanı var (YAD). Ayrıca çevirmen. Aslında bu bilgiler arama motorlarında zaten var. Sen Birdizihaber'den ve şuradan takip et yeter: www.sanahaber.blogspot.com

Önceki Yazı

Seyretmeseniz de Olur Yaz Dizileri ve Bağzı Yeni Sezonlar

Sonraki Yazı

Hristiyan Dünyasını İkiye Bölen Dizi: Good Omens | Neler Oluyor?