Yeni Başlayanlar İçin The Blacklist | Verilerle Konuşacağım

İzleyenler biliyor, The Blacklist altıncı sezonunu çok fena bir bölümle tamamladı ve bizi hüzünlü bir bekleyişe sürükleyip arkasına bile bakmadan çekti gitti… Böyle başlamak istedim çünkü son sahnede ağlayasım geldi. Bunca yıldır hayran hayran izlediğim, müziklerini ezberlediğim The Blacklist’in karizmatik Red’ini öyle görmeyi nasıl diyeyim “hiç içim almeyy.”

Yanlış anlaşılmasın, diziyi çok seviyorum. Altıncı sezon sonundan da oldukça memnunum. Hatta ilk beş sezonda “tamam artık, bu konu daha ileri gitmez” minvalinde laf çakan eleştirmenlere inat, öyle bir altıncı sezon oldu ki yedincide neler olacağını tahmin bile edemiyor insan (meraklandırma loading…) Beni üzen, son sahnenin ardından yedinci sezonu beklemek zorunda kalmak. Bu da yapılır mı ama? (meraklandırma overload…) Dizinin hayranları biliyor da yeni başlayacak olanlar varsa spoiler vermeden bilgi vermek maksadıyla bir özet sunayım ve ekibi tanıtayım.

Fedoralı Centilmenin Yeni Nesille İmtihanı

Her bölüm başında siyah zeminde önce dizinin yaratıcısı Jon Bokenkamp’in adı ve sonra o bölümdeki Kara Liste üyesinin ad ve liste numarası yer alıyor. Nedir bu Kara Liste derseniz, ana karakterimiz olan yılların aranan kaçağı, suçluların dünya çapında eli kolu, vücuttaki damar ağı gibi zilyonlarca ticari ve kriminal bağlantıya sahip Raymond Reddington kendisini uzun yıllardır kovalayan FBI ekibine bir teklifle gelip (açık ol Arzu resmen nanik yaparcasına bir yöntemle teslim olup) bazı şartlar karşılığında birçoğu uluslararası arenada aranan suçluyu yakalamalarını sağlayabileceğini söylüyor. Plan net. Ben bilgiyi vericem sen kelepçeyi takıcan. Karşılığında ben de selbes gezicem.

White Collar esintisi taşıyor bu ilk dakikalar. Ama karşımızda Neal Caffrey kadar atılgan biri yok, yaşı gelmiş altmışlara. Ağır adımlarla yürüyor, hiçbir şey için acelesi yok ve kentin yarısını havaya uçuracak bir bombanın etkisiz hale getirilmesi için önce bulunması gerekiyor. Raymond Reddington 80’li yıllarda bıraktığı istihbarat teşkilatının son model sistemine kısa sürede uyum sağlıyor ve çarkları kendisi için döndürmeyi başarıyor.

Kim bu suçlular derseniz, oh mondiyö kimler yok ki! Spoiler olmasın ama o listeye hiç ummadığımız isimler de girecek. Tabii FBI ekibinin müdürü o naif tavrıyla (kendisi dizi boyunca bu görünümüyle sağ gösterip sol vuracaktır) “Redciğim olmaz öyle, kim bu kötü çocuklar haydi haydi söyle” deyince Red başlıyor anlatmaya. Hayır hayır, yazılı liste ekinde değil, tamamen Red’in zihninde ve onun belirlediği bir sıra ile kovalanacak bu suçlular. O yüzden Red listeyi deyim yerindeyse gıdım gıdım, beraberinde tatlı tatlı hikâyeler anlatarak veriyor.

7/24 Mükemmel Bir Suç Dehası

Zaman içinde anlıyoruz ki bu Kara Liste’de sadece FBI’ın kovaladığı kaçaklar ve korkunç adamlar yok. FBI’ın varlığından haberinin olmadığı insanlar var, bazıları dudak uçuklatan suçlar işliyor ve Red tüm bu insanları, secerelerini, tarih, yer, kişi adı ve diğer detaylarıyla biliyor. Bildiği her şeyi anlatıyor mu bunu zaman içinde öğreniyoruz. Kesin olan bir şey var ki Red tam bir suç dehası. Başlarda Raymond Reddington kimdir bildiğinizi sanıyorsunuz ya altıncı sezona gelin öyle görüşelim. Red insanın aklını alıyor.

FBI ile arasında köprü olması için suçlu profili uzmanı (hiç yıllık deneyime sahip uzman) ajan Elizabeth Keen‘de ısrar eden Red, sezonlar boyunca ajan Keen ile arasındaki bağı sık sık sorgulatıyor (bu spoiler sayılmasın ama lütfen). Liz olmadan çıkmam diyor. Bir de şapkasız çıkmam diyor. Öyle ki dizi yayına girdikten sonra Amerika’da Fedora stokları tükenmiş diyorlar. Ama nasıl bir fedora… Derim ki bir fedora bir insana ancak bu kadar yakışabilir.

Fedoralı Red ve güzel yüzlü sempatik ünlü ajan Liz, FBI’ın bu konuyla ilgili bilinmez bir adreste oluşturduğu Görev Gücü (Task Force) ekibiyle birlikte her bölüm ayrı bir numaranın peşine düşüyorlar. Olaylar buradan başlıyor ve tam altı sezondur devam ediyor. Yedinci sezonu da onay aldı. Biraz da karakterlerimizi tanıyalım:

FBI Task Force | Sen Ben Bizimoğlan

Raymond Reddington (James Spader): Has adamımız, eski bir CIA ajanı iken bir karışık işler mişler olmuş, birden hoop bir bakmışsın suçluların aracısı/sorun çözeni olup çıkmış. Kimbilir naaptınız adama! Aforizmalarıyla House of Cards Frank Underwood’u andırsa da Amerikan ellerinin Ramiz Dayısı gibi sabaha kadar anlatsa dinleyebilirsin. Red çok zeki ve bunu belli ediyor.

Ajan Elizabeth (Liz) Keen (Megan Boone): Aslında profil uzmanı ama başına gelmedik kalmadığı için sahadan ofise bir türlü gelemiyor. Öğretmen ve tabiikiside çok yakışıklı olan bir eşi (Tom Keen – Ryan Eggold) var ve tabiikiside bu jön eş siyah çerçeveli bir gözlük takıyor. Yakışıklılığın ve güzelliğin mutluluk için “onpar’etmediğini” Keen çiftinde adım adım görüyoruz. Daha sonra bu Tom arkadaşa başka yerlerde de (The Blacklist: Redemption) rastlayacağız. Elizabeth Keen denince Masha adını da bir yere not almak lazım. Hayır yani nedir, “Amerikalı görünümlü Rus” klişesi Ajan Salt ile bitti sanıyorduk biz. Unutmadan, Ajan Keen çok zeki ama bunu belli edemiyor.

Harold Cooper (Harry Lennix): FBI Görev Gücünün tatlış amiri. Sanırsın anaokulunda müdür. Sevimli mi sevimli, nazik mi nazik. Ama sinirlendirme. Ama damarına basma. Zımbığı öyle bir indiriyor ki Adalet Bakanından CIA ve FBI başkanlarına hatta ABD başkanına bile posta koymuşluğu var, gerisini siz anlayın. Red ile aynı jenerasyondan sayılırlar, birbirlerinin çok nazını çekecekler, kanka olmasalar da birbirlerine saygı ve hayranlık duyuyor, arkalarını kolluyorlar. Amir Cooper çok zeki ve bunu ne kadar çabuk anlarsanız o kadar iyi. Gözünüzü ondan ayırmayın.

Donald Ressler (Diego Klattenhoff): Bir suçlunun peşinden yeterince uzun süre koşarsan ona benzersin diye bir atasözü olsa, ajan Ressler bunun kanıtı olurdu. Raymond Reddington’ı en uzun süre kovalamış, ona asla inanmayan ve kanmayan ama en az onun kadar suça bulaşan bir arkadaşımız (spoilerimsi). Şaka şaka. Ajan Ressler soğukkanlı ve tecrübeli bir ajan. Ekibin ağır ağabeyi. Çok zeki ve bunu belli etmiyor. Bir de soğuk nevale olmayaydı…

Samar Navabi (Mozhan Marno): Adından da anlaşılamadığı üzere kendisi MOSSAD’ın izniyle FBI Görev Gücüne katılmış, esmer güzeli aşırı karizmatik bir abla. Sert mizacı, erkeksi tavırları ile etrafına korku salabilen, sevmeyi bilen ama koşturmacalı ajan işlerinden buna vakit bulamayan, sonunda gönlünü olmadık kişilere kaptıran ve beni benden alan bir karakter. Reddington’a güvenmeme konusunda iki numara. Ay bu Samar’ın başına neler gelmeyecek ki… (dur Arzu, o Elizabeth olacaktı, baş başrolden rol çalma).

İlerleyen bölümlerde Samar’ın MOSSAD’tan bir arkadaşıyla (Levi Shur) tanışacağız, arada görünüp kaybolacak, işte ben o arkadaşın hastasıyım. Buradan sesleniyorum: Oded Fher sen nasıl bir insansın! Ajan Navabi zeki değil akıllı, hem de çok fena. Boşuna MOSSAD ajanı olmamış yani.

Aram Mojtabai (Amir Arison): Kendisi FBI ekibinin bilgisayar dehası. Bilgisayarda attığı taklaların hızıyla konuşmayı başarıyor ve hep kıl payı kurtarıyor. Saha ajanı olması biraz zor. Yahu panik atak sahibi, nasıl ajan olsun? Ama sonunda turnayı gözünden vuruyor. İkisinden birden hem de. Hele beş ve altıncı sezonlarda Aram beni çok ağlattı (buraya Seven Ne Yapmaz şarkısı gelsin.) Ajan Mojtabai aşırı zeki ama bunu ancak plaza çalışanları gibi eziyet altında ortaya çıkarabiliyor.

Dembe Zuma (Hisham Tawfiq): Afrikanın bağlarından kopup gelmiş iri kıyım bir abimiz. Bir çocuk ruhuna sahip, çok düşünür az konuşur, güldüğünde tüm dünya güldü zannedersin. Reddington’un sağ kolu, manevi evladı, canı ciğeri. Onu korumak için yapmayacağı şey yok. Dembe bir ara bizi üzer gibi oldu ama sonra geçti. Dembe güçlü, Dembe sabırlı ve Dembe çok zeki. Tabii bunu anladığınızda iş işten geçmiş olacak…

Mr.Kaplan: Hakkında hiçbir şey söylemeyeceğim, görünce anlayacaksınız. Ben böyle başarılı karakter görmedim yalnız… Mr.Kaplan zeki mi? Çamaşır suyunu aşırı tüketmese olabilirdi diye düşünmekteyim.

Bonus: Susan Scott Hargrave. Kendisi hakkında söyleyebileceğim onlarca şeyden yalnızca birini buraya bırakıyorum: Famke Janssen sen bizim her şeyimizsin!

Kadınlar vs Erkekler | Kim Kazanır?

The Blacklist, suçluların sıra numarası aldığı ve teker teker avlandığı, haklının haksıza suçlunun masuma karıştığı, o toz bulutu içinde heyecanı ve temposu çok yüksek bir dizi. Tabii altı sezon sonunda henüz Kara Listenin tamamının yakalanıp yakalanmadığını bilmiyoruz. Çünkü bu liste hep güncelleniyor. Dolayısıyla Arka Sokaklar kadar olmasa da en az on sezon gider bu dizi. Suçun sona ermediği bir dünyada ne Kara Listeler biter ne Raymond Reddington’ın hayatta kalma mücadelesi. Peki, yüzlerce diyebileceğimiz bu Kara Listeliler ile ilgili ne tür istatistikler var? Yazımın sonunda sizleri sayılarla başbaşa bırakıyorum. Buradan çıkarımlar yapabilir, benim gibi “vay be erkekler daha kötü işte İsviçroyalı bilimadamları ispatladı” şeklinde aforizmaları sosyal medya hesabınızdan paylaşabilirsiniz. Lütfen birdizihaber hesabını etiketlemeyi, beni sosyal medyada bulmayı ve takip etmeyi, kanalıma (bir gün açınca) abone olmayı unutmayınız.

Kara Liste Üyeleri (tam liste)

İsmi Açıklananlar (yüzdeler bu sayıya göredir)103
Toplam Kara Listeli Sayısı200 (şimdilik)
Hayatta Olanlar%19,4
Ölenler%49,5
Tutuklananlar%34

Liste Başarısı (tam liste)

Kim YaptıTutuklama%Öldürme %
Ajan Donald Ressler238
Ajan Elizabeth Keen11,23,1
FBI/SWAT167
Raymond Reddington516
Samar Navabi122
Aram Mojtabai11
Dembe Zuma11

Cinsiyetlerine Göre Kara Liste (tam liste)

Kadın%18
Erkek%73
Diğer (listedeki örgütler)%8

*İstatistik veriler www.fandom.com sayfasının The Blacklist bölümünden alınmıştır.

BONUS TRACK:

BONUS VIDEO: The Best of Raymond Reddington I

 

Arzu Kayhan

Hayatın üçüncü sayfa polisiyesini yazıyor. Yabancılaşma temalı polisiye bir romanı var (YAD). Ayrıca çevirmen. Aslında bu bilgiler arama motorlarında zaten var. Sen Birdizihaber'den ve şuradan takip et yeter: www.sanahaber.blogspot.com

Önceki Yazı

The Angel of Darkness’ın kadrosu genişliyor

Sonraki Yazı

Her Yerde Sen’in 1. bölümünden basın özeti ve bölüm içi görseller yayınlandı