Fleabag | Komedinin Altındaki Drama

Efendim Fleabag ile 2016 yılında tanıştık aslında. Komedi ve dram birleşimi yaklaşık 30 dakikalık ve toplam altışar bölüm olmak üzere iki sezondan oluşan bu dizi bir İngiliz yapımı. Sizlere özellikle tanıtmak istememin sebebi ise hem bu seneki Emmy adaylıkları hem de böyle efsane bir dizinin sitemizde bir tanıtımının olmasıydı açıkçası… İngilterede BBC Three, Amerikada Amazon Prime ile izleyici karşısına çıkan Fleabag ülkemizde de Amazon Prime aracılığıyla izlenebilir.
Dizinin en önemli ismi Phoebe Waller-Bridge. Zira kendisi hem dizinin yaratıcısı, hem senaristi hem de başrol oyuncusu. Zaten dizi de aslında 2013 yılında sergilediği tek kişilik tiyatro oyunundan uyarlama. Phoebe Waller-Bridge’in aynı zamanda iki sezondur büyük ilgi ve beğeni toplayan Killing Eve’in de yaratıcı olduğunu belirtmeden edemeyeceğim. Dizinin aynı zamanda Oscar ödüllü Olivia Colman gibi bir de artısı var, ki kendisini gelecek iki sezon boyunca The Crown’da II. Elizabeth olarak izleyeceğiz. 2016’da altı bölüm olarak ilk sezonunu izlediğimiz dizinin ikinci sezonunu bu yıl izleyebildik. Geri dönüşü de muhteşem olan dizi bu yıl ikinci sezonuyla Emmy’de En İyi Komedi, En İyi Kadın Oyuncu (Komedi) ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Komedi) gibi sonuna kadar hak ettiği adaylıkları var.
Konusuna değinelim o zaman; Londra’da tek başına yaşayan, küçük bir dükkanı olan ama ailesiyle pek yolunda olmayan ilişkileri olan bir kadın karakterimiz var. Yakın zamanda en yakın arkadaşını kaybetmiş ve bununla başa çıkmakta biraz zorlanıyor belli ki… Zaten ilk sezonda da bu kayıptan sonra karakterimizin hayatında neler olduğunu izliyoruz. Dizi ismini karakterimize de dizide Fleabag denmesinden alıyor, Türkçeleştirirsek “pire torbası” gibi bir anlamı var.
Dram ve komedi diyoruz, Emmy’e de komedi kategorisinden aday ama aslında dizinin draması daha ağır basıyor bence. Her ne kadar karakterimiz komik ve eğlenceli olsa da, yaşananlar zaman zaman duygusal ağırlıkta olabiliyor, trajikomik bir şekilde anlatılan hikaye İngiliz kültürüyle birleşince ortaya izlemesi oldukça keyifli ama bir o kadar da cesur ve gerçekçi bir yapım çıkıyor. Fakat dizinin en önemli özelliği aslında bu değil. Karakterimiz zaman zaman öyle noktalara geliyor ki, dördüncü duvarı aşarak tv şovlarında pek alışık olmadığımız bir şey yapıyor ve izleyiciyle konuşuyor. Bu konuşmalardaki doğallığı ve gerçekçiliğinin yanında, tekrar sahneye döndüğünde söylediği repliklerin sahteliği öyle güzel kontrast oluşturuyor ki, izleyiciye “ne düşünüyoruz ama belli mecburiyetler yüzünden nasıl davranıyoruz”u çok güzel düşündürüyor. Yani dizi gücünü mockumentary* ile ingiliz dark humor** yapısından alıyor. İkisi birleşince ortaya gerçekten çok başarılı bir iş çıkmış.
Fakat dizinin benim için (eminim bir çok kadın için de öyledir) en önemli yanı, kelimenin tam anlamıyla bir “kadın” dizisi, ama bunu erkeklere de anlatabilen bir “kadın dizisi olması. Eksisi, doğrusu, yanlışı, fazlasıyla tam bir kadın dizisi bence. Başrolümüzün kadın olmasından ziyade yaşadıklarını anlatırkenki sadeliği bazen can acıtsa da, gerçekçi yapısı ve seyirciyle konuşurken tamamen kendisi olması yapımı sadece kadın dizisi yapmıyor, aynı zamanda ismini bunu başarılı yapan diziler arasına yazdırmayı da başarıyor. Eğlenceli ve yer yer komik ama alttaki tüm acıtıcı hikayeyi de gösteriyor izleyiciye.
İlk sezonuyla underrated kaldı ama yine de kendi kitlesini oluşturmayı başaracak kadar dikkat çektiğini düşünüyorum. Yapım ikinci sezonuyla, en azından Emmy adaylıkları sayesinde biraz daha fazla dikkat çekecek ve daha çok insana ulaşıp dizinin hak ettiği yere gelmesini gerçekten çok istiyorum. Zira ikinci sezonunda da bizi ilginç hikayeler bekliyor. Bir rahiple tanışan karakterimizin hayata bakışının nasıl etkilendiğini izliyoruz mesela ikinci sezonda da…
Sanırım biraz uzattım, ama bu dizi üzerine methiyeler düzmek istediğim yapımlardan birisi. O yüzden yeri biraz ayrı. Velhasıl izleyiniz efendim.
—————————————————————————–
Mockumentary: Belgesel izlenimi vermeye çalışan kurgu.
Dark humor: Tabular da dahil olmak üzere her şeyle dalga geçen şakalar. Genellikle insanları kızdırdığı için keskin hatları yoktur ve herkes tarafından sevilmez.

Hafize Mutlu

Bazen hayatımın kalanını sadece anime, dizi ya da film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.

Önceki Yazı

The Boys | Böyle Süper Kahramanlar Varken Süper Kötüye Ne Hacet

Sonraki Yazı

American Horror Story’nin 9. sezonundan ilk tanıtım