Jessica Jones 3. Sezon | Sahip Olduğun Süper Güç Seni Bozmaması Süper Güç

Yıllar önce vizyona giren Star Wars serisinin yeni filmi Güç Uyanıyor için, bıraksaydınız da uyusaydı keşke diye yazan arkadaşın o çok haklı ve harika tespitinden sonra  sanırım “güç” kavramı üzerine yapılmış en sıkıcı kelime oyunlarından birisi yer alıyor yukarıda.

Lakin Jessica Jones’un son sezonunu seyrettiyseniz söz konusu cümleye hak vermişsinizdir diye düşünüyorum.

Başınız belaya girerse yanınızda isteyeceğiniz, gece barda karşınıza çıkar da içki ısmarlamanıza izin verirse çok şanslı hissedeceğiniz ama aşkından ölseniz de ailenizle tanıştırmaktan çekineceğiniz deli kızımız Jessica şimdilik son kez ekranlara döndü.

Şimdilik diyorum çünkü her ne kadar Krysten Ritter karakterin geldiği noktadan memnunum dese de, yeni sezon için kimseden bir açıklama gelmemiş olsa da, dizinin sonu mükemmel bir finali açık kapı bırakmak adına çok çirkin ıskalıyor. Bu sebeptendir ki belki Netflix çatısı altında olmaz ama ilerleyen zamanlarda Jessica bir kez daha karşımıza çıkarsa şaşırmamak lazım.

İkinci sezonunda sevenlerini hayal kırıklığına uğratan Jessica Jones üçüncü sezon için de bir çok yarım kalmış konu bırakmıştı izleyicisinin kucağına. Annem güzel annem diye geçen ikinci sezonun sonunda ALS hastası Jeri, süper güçlere kavuşan Trish, yeni bir kariyere başlayan Malcolm derken bütün bunların nasıl olup da derlenip toparlanacağı dizinin sevenleri için merak konusuydu.

Toparlamışlar.

Asla bir ilk sezon kalitesine yaklaşmasa da gene de başarılı bir öyküye sahip olan bu son 13 bölümde Jessica belanın kendisini bulması geleneğinden vazgeçmezken bir yandan da ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildiği tercihlerle başbaşa kalıyor.

Eğri oturup, doğru konuşalım. Bir süper kahraman filmini/dizisini başarılı kılan kahramanın sahip olduğu güçler değil kötü adamın kalitesidir. Killgrave gibi seyreden herkeşlere “bu güçten ben de istiyorum” dedirtebilen bir kötü adamdan sonra aynı tempoyu yakalayabilmek elbette mümkün olmayacaktı ama yine de çocuklar denemiş diyebilirim.

Canımcım okuyucum, buraya kadar spoiler dünyasının kıyısında zarif cümleler kurmaya çalıştım, eğer diziyi seyredeceksen bilmen gerekiyor ki aşağıda izlediklerimi ve aklıma takılanları yazmaya başlayacağım.

Kötü adam konusu. Esas kötü adamımız üç üniversite bitirmiş, daha önce defalarca cinayet işlemiş bir seri katil. Çıkış noktası da başarılı esasen. Canimiz hayatta emek vermeden çeşitli avantajlara sahip olmuş insanları, bir anlamda “ağzında gümüş kaşıkla doğanları” avlıyor. Bu da bence anlaşılabilir bir öfke, sonuçta hangimiz yıllardır çalıştığımız şirkette mezun olur olmaz başımıza müdür olarak atanan patron çocuklarından nefret etmedik değil mi? Şüphesiz burada nefret etmekle eyleme geçip öldürmek arasında dağlar kadar fark var ve ben sadece empati yaptım; onu da yanlış kişiye yaptım sanırım. Neyse, dizinin bir yerinde bu seri katilimizin, ki kendisi aynı zamanda güreş hocası, Jessica’yla güreşmeye çalıştığı bir sahne var. Yahu kötü adamlık 101, zekiysen fiziksel mücadeleden uzak duracaksın, bakınız Lex Luthor, hayatında Superman’a bir kez el kaldırmışlığı yok adamın. Kısacası çok daha başarılı işlenebilecek bir profili saçma sapan harcamış senaristler.

Bu caanım cani böyle çöpe gönderildiği için dizinin ikinci yarısı yazının başlığına da ilham veren Trish ve süper güçleri hikayesiyle devam ediyor. Trish sahip olduğu yeni yeteneklerle katilleri adalete teslim etmektense cezalarını kendi elleriyle vermeye başlıyor ki bu da “ay çok yanlış ama böyle olmaz ki”  bir durum yaratıyor senaristlerimize göre. Bu yüzden de Jessica en yakın arkadaşım olsa da öyle kendi kafasına göre adalet dağıtamaz diyerekten Trish’in peşine düşüyor falan. Üçüncü sezonumuzun yaklaşık yarısı da bu şekilde geçiyor.  Bu arada ekran başında benim gibi Marvel sinematik evrenine bir miktar hakim, ne bileyim bu Netflix/Marvel ortak yapımlarını izlemiş birisi varsa zannımca başlıyor kıvranmaya. Acı çekiyor o izleyici çünkü ortada The Punisher diye bir gerçek var. Karısıyla kızının intikamını almak için ortalama bir kasaba dolusu adam öldüren kahramanı ayıla bayıla izleyen kitleye annesinin intikamıyla başlayıp oradan devam ederek 3-4 kişi öldürmüş Trish’i kötü adam diye yutturabileceğini zanneden senarist zavallılığı izliyoruz. Jessica’yı bir anda ahlaki değerlerin tartışılmaz koruyucusu Superman mertebesine yükseltme saçmalığı da cabası. Başta da söylemiştim, JJ cici bir kız olmadı ki hiçbir zaman ve Trish’de azıcık sapıttıysa ve sonrasında da Güney Asya’ya kaçıp gidecekse, şimdi buna engel olmaya çalışan bir “kız kardeş/en iyi arkadaş” çizmeye çalışmanın anlamı ne?

Bitmedi. Bir de Malcolm konusu var.  Jeri’nin yanında, avukatlık bürosunun özel dedektifi olarak çalışmaya başlayan delikanlımız bir süre sonra Jeri’nin müşterilerinin yaptığı kötü şeyleri ört bas edip müvekkiller lehine şantaj malzemesi falan topladığı için kendisini kötü hissediyor.  Para için ruhunu satmış olmanın acısı birçok filmde birçok farklı karakterle defalarca işlenmiş bir klişe zaten ama yetmiyor burada da karşımıza çıkıyor. İlk sezonda karşımıza çıkan muhteşem anti-kahraman Jessica Jones’u bir de etrafına serpiştirdikleri pamuk prens ve prensesciklerle buduyor hikayeyi klavyeleyenler.

Jessica ve erkekler ise bildiğiniz gibi. O cephede de değişen bir şey yok, tüm hikayenin başlamasını sağlayan tatlı bir serseriyle yolları kesişiyor Jessica’nın bu sezonda. Enteresan bir süper gücü olan abimiz üçüncü sezonun en sevdiğim sürprizi aslında.  JJ’in yanına çok yakışan bu karakter mutlu bir sona imza atabiliyor mu peki? Hayır maalesef. Klavyeleri kırılasıca senaristler 527.846 klişeyi kağıda dökmekten çekinmiyor ama bir parça huzur bir parça mutluluktan imtina edip hunharca sevenlerin arasına giriyorlar.

Son olarak dizi finalinde başlarım böyle işe diyerek her şeyi geride bırakıp giden bir Jessica görüyoruz. İnsanın içinin yağları eriyor çünkü bu tam da JessicaStyla bir davranış. Aferin be kızım diyor izleyici, budur işte. Lakin senaristler yine boş durmamış. O son sahnenin dibinde, nasıl anlatsam hani Teoman’ın o eski şarkısında dediği gibi

“Yoktur üstüne senin, güzeli çirkin yapmakta
Suçuysa dünyaya atmakta
Neyin bildin ki değerini
Benimkini bileceksin?
Bunu da tabii mahvedeceksin “

JJ’cim ne olursa olsun ben senin o trene binip şehirden gittiğini düşünmek istiyorum, böyle hayal etmek istiyorum, umarım New York’da geçecek bir dördüncü sezonda karşılaşmayız.

Ozan Kayahan

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Önceki Yazı

The Loudest Voice | US of A Haber

Sonraki Yazı

Stranger Things | Tarihin En “Adult” Dizisi