Orange Is the New Black | Artık her şey değişti

Gençlik hatası, macera arayışı, kimlik bunalımı… Adına ne derseniz deyin hepimizin hayatının bir döneminde normal şartlarda asla yapmayacağı şeyler yaptığı olmuştur. Bu bir hata mıdır yoksa karakterinizin doğal gelişimi için atılması gereken bir adım mıdır bilmiyorum. Sanırım bu yaptığınız ya da yaşadığınız şeyin sonucunu nasıl değerlendirdiğimize bağlı.

Orange Is the New Black de esasen bu durumdan yola çıkarak izleyenler için yepyeni bir dünya yarattı. Gençliğin ve farklı hissetmenin verdiği heyecanla yaptığı bir şeyin seneler sonra hayatı toz pembeyken karşısına çıkması sonucu Piper ceza evine girdi. Aslında buraya kadar her şey sıradan denebilir. Bir hapishane dizisi çekecekseniz ana karakterinizin ceza evine girmeden önceki yaşantısının mükemmel olmasa bile mükemmele yakın olması yazılı olmayan bir kanun gibidir. Ana karakter hapishaneye girer, dünyası başına yıkılır, başına gelmeyen olay kalmaz ve bir bakarsınız artık başka bir karakter izliyorsunuzdur. İlk bölümde izlediğiniz o masum insan gitmiş, yerine zalim bir insan gelmiştir. Müthiş bir karakter gelişimi…

Oysa Piper hiç değişmedi. Yani neredeyse hiç değişmedi. Hala aptallık derecesinde saf, heyecanlı, şaşkın ve korkak. Bu özelliklerini bir yana bırakmadan yeni karakteristik özellikler kazandı. Bir şeyi korkmasına rağmen yapmayı öğrendi mesela. Sonra başını belaya sokacağını bile bile intikam almaya başladı, dik durmayı öğrendi. Yediği her kazıktan sonra o kazığı karşısındakine saplamak için çabaladı. Yapamadı belki ama denediğini izledik.

Şimdi Piper, Alex, Suzanne, Red, Taystee, Nicole, Gloria, Dayanara, Luscheck, Maria ve diğer tüm karakterlere veda vakti. Orange Ishe New Black yedi sezonluk macerasını tamamladı. Netflix her sezon yaptığı gibi final sezonunun da tamamını yayınladı. Vakit sıkıntısı sebebiyle şu an için sadece ilk bölümü izleyebildim. Fakat bölümün sonunda geçen ve başlıkta kullandığım cümle tüm bölüm için geçerliydi. İzleyici olarak her sezon değişiklikler yaşanmasına alışmıştık. Buna  rağmen bu kez işin içine karakterlerin iç seslerinin girmesiyle olsun, eski dostlukların yerini düşmanlık olmasa da yabancılaşmaya bırakmış olmasıyla olsun farklı bir sezon izleyeceğimizin sinyallerini aldık. Üstelik bulundukları durumlardan mütevellit eski düşmanların arkadaşlıklar kurduklarına da şahit olduk. Gerçi bu diğer sezonlardan da alışık olduğumuz bir şey ama bu kez karakterler sürprizli.

İki üst paragrafın sonunda “müthiş bir karakter gelişimi” demiştim ya, onun bir ironi olduğunu anladığınızı varsayıyorum. Asıl müthiş karakter değişimlerine bu dizide şahit olduk. Evet, Piper değişmedi belki ama onun gelişiminin yanında diğer karakterlerin de gelişimlerine şahitlik ettik. İlk altı sezonu ve bu sezonun ilk bölümünü göz önüne aldığımda başladığı yerde duran tek bir karakter ismi veremem. Fakat Red, Gloria, Penstucky ve özellikle de Taystee’nin geldikleri noktalar benim açımdan inanılmaz keyifli.

Burada Taystee için ayrı birkaç cümle kurmak isterim. Tüm sezonlar içinde ölümüyle beni yıkan Poussey’den sonra favori karakterimdir kendisi. Evet dizide yer alan her karakterin alt metni çok iyi yazılmış. Hatta dizideki güncel hallerini gördükten sonra yerden yere vurmak isteyip hikayesini izlediğimdeyse aramızda bağ kurduğum karakterler oldu. Fakat Taystee’nin hem geçmişi, hem sezonlar arasındaki gelişimi hem de şu an geldiği nokta beni inanılmaz üzüyor. Gerçi dizinin en başından beri adaletin hiçbir zaman sağlanmadığını hep gördük. Yine de bu sefer bir şey olacak ve Taystee temize çıkacak diye umuyordum. Şu an içinde bulunduğu durumda yarım akıllı, sempatik karakterimiz Suzanne kendisi için en güzel tanımı yaptı; Gülmemeye mahkum, müebbetlik bir katil… Ah Tasha ah…

Final sezonunun ilk bölümü hafif antolojik bir yapıya sahipti. Seçili karakterlerin nereden nereye geldiğini gördük. Muhtemelen sezon boyunca bu düzen böyle gidecek ve Orange Is the New Black giderayak bize yine bir hayatı yaşama tavsiyesi vererek ayrılacak aramızdan. Bu bölüm IMDb’den 8.0 puan alarak dizinin ortalama puanının altında kalmış. Fakat ilerleyen bölümlerde 9.2 puan almış bölümler var ve bu beni inanılmaz heyecanlandırıyor.

Bora Yıldırım

1986 yılında İstanbul'da doğdum. 2008 yılından beri Bodrum'da yaşıyorum. Gezmeyi ve kitap okumayı severim. Çok konuşur, çok gülerim. Vakit buldukça yazarlığa kabul edilme sebebim olan yerli dizileri izlemeye çalışıyorum. Yabancı dizileri izledikçe yerli dizilerin geldiği noktaya üzülsem de bir gün eskisi gibi tadı ağızda kalan dizilerin televizyonlarda daha çok yer bulacağına inanıyorum.

Önceki Yazı

Yukon Veterineri yeni bölümleriyle Nat Geo People’da

Sonraki Yazı

The Boys | Böyle Süper Kahramanlar Varken Süper Kötüye Ne Hacet