Stranger Things 3 | Kapıyı 7 santim açık tut

Ülkemizde çokça sevilen ve Netflix’in elindeki en büyük yapımlardan biri olan Stranger Things’in üçüncü sezonu sonunda geldi. Benim için biraz hayal kırıklığı olan ikinci sezondan sonra üçüncü sezona heyecanlanmak oldukça zordu ama ilk bölüme başladığım an kendimi kaptırdım ve bir çırpıda sekiz bölümü de izleyiverdim. Yani kesinlikle sürükleyiciydi diyebilirim. Hikayenin gidişatı, karakterlerin ilişkileri ve gelişimleri gayet başarılıydı. Sezona genel olarak baktığımda olumsuz diyebileceğim birkaç nokta var ama o noktalardan bir tanesi çok kritik: Final.

Tabii finalden önce daha küçük sorunlardan bahsedeceğim. Dizi yine karakter grupları üzerinden ilerliyor, tıpkı geride bıraktığımız iki sezon gibi. Önceki sezonlarda Will’i hikaye gereği arkadaşlarıyla beraber çok fazla izleyemedik. Şimdiyse ekibe katılmış ve bütün macerada beraberler ama onun sürekli sırıttığını hissediyorum. Sanki bu ekibe dahil değilmiş gibi, ayrıca ensesini tutup tehlikenin geldiğini söylemekten başka pek bir işe yaradığı da yok maalesef. Will’in Byers Kalesi’ni yok etmesi de biraz bunun göstergesi bence. Ayrıca Will ile ilgili kapıldığım düşüncelerin sebebi yaşadığı travmalardan dolayı çocukluğundaki en güzel zamanları kaçırmış olması bence. Mesela Mike ile Lucas’ta karşı cins merakı oluşmuşken Will’in tüm aklı fikri Dungeons&Dragons’ta hala. Byers Kalesi’ni yok etmesi de büyümesiyle yüzleşmek aslında.

Dustin’i ekipten ayrı görmek biraz canımı sıksa da Steve ile olduğu sahneleri bayılarak izliyorum. Zaten ikinci sezonda mükemmel bir ikili olmuşlardı, bunu üçüncü sezona da sıçratmışlar. Erica karakterini ise hiç ama hiç sevemedim. Önceki sezonlarda tek tük görüyorduk ama bu sezonda çok fazla ekran süresi vardı. Çoğu kişi komik bulmuş ama ben uyuz oldum açıkçası. Jonathan ile Nancy’ye değinmeyi hiç istemiyorum, tadı kaçtı desem yeterlidir. Max ile Billy önceki sezona göre çok öne çıkmış ki Max için bunu bekliyordum ama Billy’yi neredeyse ana kötü rolüne koymaları beni çok şaşırttı. İlk iki sezonda insan formunda net bir kötü olmaması eksiklikmiş aslında, Billy’nin bu eksikliği başarıyla kapattığını düşünüyorum.

Uma Thurman ile Ethan Hawke’ın kızı Maya Hawke’ın canlandırdığı Robin karakteri ise diziye gelen en güzel yenilik olabilir. Maya, ebeveynlerinin yeteneklerini doğrudan almış gibi görünüyor. Canlandırdığı karaktere çok güzel oturmuş. Kill Bill filmine yaptığı gönderme benim için sezonun en iyi anlarından biriydi. Annesinin oynadığı filme bir dizide gönderme yapmak çok kral hareket değil mi? Bu gönderme biraz da Tarantino’ya belki çünkü Maya Hawke, bu yaz vizyona girecek Tarantino filmi Once Upon a Time in Hollywood’un kadrosunda da bulunuyor. Ayrıca Robin’in Steve ile olan ilişkisi de sezonun güzel yanlarındandı, sonunun klişe bir şekilde aşka bağlanmaması iyi oldu. Hooper olmasaydı üçüncü sezonun yıldızını Robin seçecektim ama Hopper… Sonunu bir yana bırakalım çünkü ona sonradan geleceğim, Hopper ilk bölümden son bölüme kadar izlemesi en zevkli karakterdi. Her şeye bağırması, sürekli sinirli halde olması, Eleven’ı koruması, Mike’a tepkisi, Joyce ile kapışmaları. Her saniyesi kısaca harikaydı.

Yazının geride bıraktığımız kısmında ilk iki sezonla ilgili birkaç karşılaştırma yaptığımın farkındayım ama işte bir tane daha geliyor. Üçüncü sezon, ilk iki sezona göre bambaşka bir dizi gibi geldi bana. Bunun sebebi biraz Hawkins Laboratuvarı’nın olmaması, biraz da önceki sezonlardaki etkinin kaybolması. Bob Newby’den sadece bir veya iki kez bahsedildi mesela. Ayrıca bu kasabaya değişik yaratıklar girmiş, ne badireler atlatılmış ama bunun etkilerini ana karakterler harici hiç göremiyoruz, hatta onlarda bile çok az görüyoruz. Yaşananlar olmuş bitmiş gibi. Hatta bitmeyenler bile umursanmıyor. Onlarca insan Mind Flayer’ın etkisi altında mesela, kimseyi bir aile üyesini veya bir arkadaşını arayıp soruştururken görmüyoruz. 

Dizinin bu kez yaz ayında geçmesi güzel olmuş. Daha renkli ve aydınlık sahneler olumlu şekilde göze çarpıyor. Çocukların okula gitmek gibi dertlerinin olmaması bazı sıkıcı sahneleri baştan elemiş. AVM’nin açılmasının etkileri, reklamlar, kıyafetler, takılar, filmler… Her biri dizinin o karanlık atmosferinin üstünü başarıyla örtmüş bence. Bunun üstüne bir de görsel olarak çok kaliteli sahneler izledik. Mind Flayer’ı alt etmek için havai fişek kullandıkları sahne harikaydı. Bu sezonun çok komik olması da dikkatimi çekti. Steve ile Robin’in uyuşturulduğu sahnelerde gülmekten öldüm ama beni en çok güldüren sezonun yıldızı Hopper oldu. 

Rus istilası konusunu sezonun olumsuz yönlerinden biri olarak görüyorum. Mind Flayer’ın önüne geçmiş olmasa bunu göz ardı ederdim. Tabii ki geçit kapanmadan Mind Flayer alt edilemez falan filan ama neden Ruslar, amaçları ne, planları ne, geçidi ne yapacaklar? Bu soruların hiçbirine doğru düzgün cevap bulamıyoruz. Sadece Ruslar kötü, Ruslar pis. Eğer böyle bir konuya yer veriliyorsa derinlerine de inilmeliydi.

Hopper mükemmel bir sezon geçirdikten sonra onun başına kötü bir şeylerin geleceğini tahmin etmiştim. Zaten sezon boyunca onun peşinde olan Rus Arnold Schwarzenegger ile her karşılaştığında kalbim sıkışmıştı. Yine de Hopper’ın öldüğünü düşünmüyorum. Bunun iki sebebi var: Birincisi, aynı ortamda bulunan bilim adamlarının kalıntılarını görmüşken Hopper’ın bulunduğu yerde herhangi bir kalıntı göremedik. İkinci sebep ise Eleven’ın güçlerinin kaybolmuş olması ki bunun sebebini de açıklamadılar. Eleven güçlerine sahip olsaydı ölmemesi ihtimaline karşın Hopper’ın izini sürebilirdi. Hopper’ın ölmediğini düşünsem de yazılar aktıktan sonraki kısa sahnede “American” diye seslenilen kişinin Hopper değil Brenner(Papa) olduğunu düşünüyorum çünkü Duffer Brothers verdikleri bir röportajda Brenner’ın ölmediğini söylemişlerdi. Böyle bir şey söylediklerine göre Brenner’ı hikayenin bir yerinde kullanacaklardır elbet. Zaten o “American” Hopper olursa çok klişe bir ters köşe olur.

Ne zaman geleceği belli olmayan 4. sezonda yine Ruslarla ilgili bir konuyu izleyeceğimizi düşünüyorum. Umarım bunun önüne geçecek başka yan bir hikaye olmaz. Final bölümünde Noel’den bahsedildi. İkinci sezon Cadılar Bayramı, üçüncü sezon 4 Temmuz temalıydı. 4. sezon da büyük ihtimalle Noel temalı olacak. Son olarak şunu söylemeliyim, dizi bir döngüye girmiş gibi hissediyorum. Yani artık zamanını doldurdu ve olası bir 5. sezon diziye olan sempatiyi kaybettirebilir. Bu sezon Hopper’ın ölümünü kesin olarak görsek dizinin finali olarak gayet kabul edilebilirdi ama Stranger Things büyük bir marka oldu ve Netflix bu markayı elinden geldiği kadar sürdürecektir.

Salih Çiftçi

Çizgi roman, dizi, basketbol, oyun.

Önceki Yazı

Yakusoku no Neverland | Bir Umuttu Yaşatan İnsanı

Sonraki Yazı

Sintonia 9 Ağustos’ta Netflix’te başlıyor