Watchmen 3. Bölüm | Uzay Çöpünden Öldü

Off, bu bölüm hakkında çok söyleyeceklerim var. Dünyayı genişletmesi diziye hayat kattı resmen. Blake’in fıkrası da bölümün parçalarını birbirine tutkal gibi bağladı. (Agent Blake steals the fucking show.)

Bölümün başında gördüğümüz kabindeki telefonla Dr. Manhattan’a ulaşabiliyormuşuz. Tanrı-dua-kul bağlantısı hoşuma gitti. Bakalım dualar yerine ulaşıyor muymuş? Bu bağlantıyı sağlayan şirket de Trieu. Leydi Trieu diye biri var başında. Üç bölümdür arkaplanda gördüğümüz büyük kule Milenyum Saati’nin sahibi. Veidt’ın öldüğü ilan edilince şirketini satın almış. İsmi Vietnamlı bir savaşçıdan geliyor. Gelecek bölümlerde Vietnam bağlantısını görürüz. 

Blake nefret ettiği babasının soyadını almış. Çizgi romanın sonundaki olaylardan sonra Dan ile birlikte hapse atılmış, anlaşma yaparak FBI’a katılmış ve kahramanları avlamaya başlamış. Soygunu engellemeye gelen çakma Batman’i vurduğunda kahramanların artık umurunda olmadığını anlıyoruz.

Baykuş sahibi olduğundan Silk Spectre’ın Nite Owl’u unutmadığını anlıyoruz. Odasının kapısı çaldığında gizemli bir çantayı açıyor ve hayal kırıklığıyla kapatmak zorunda kalıyor. (Aynı hayal kırıklığını hepimiz yaşamışızdır. :d ) Gördüğüm an Pulp Fiction’daki çanta aklıma geldi. Kapıda Senatör varmış. Blake’in sürekli iğneleyen, rahatsız edici kişiliği çok hoşuma gitti. Burada Who-Whoo esprisinde kitlendim, itiraf edeyim. Bu sahnede birçok şeyi öğrenmiş olduk. Senatör’ün polislere maske takma iznini getiren kişi olduğunu, Judd’ı asanın kahramanlardan biri olabileceğini. Dizinin akışı bayağı bir değişecek bu sayede. Nite Owl’un hapiste olduğunu da öğreniyoruz böylece. Blake onu çıkarabilecek olan Senatör’ün teklifini kabul edip Tulsa’ya, Judd’ın cinayetini araştırmaya gidiyor.

Üç kahramanın öldüğü yeni fıkrada Rorschach’tan bahsedilmemesi ve FBI’ın bile günlüklerini takmaması ama Manhattan’a tapmaları dünyanın bakış açısını gösterir nitelikte. Peteypedia’yı yazan FBI Ajanı Petey’yi de gördük. Blake, Petey’yi de yanına alıp Tulsa’ya uçuyor. Judd’ın evini araştırıyor ve Ayna’yı sorguluyor. Otopsisinde toksikoloji raporu yapılmamış. Muhtemelen kokain bağımlısı olduğunu bildikleri için yapmadılar. Ama benim uçuk bir teorim var. İleride anlatacağım.

Judd’ın cenazesindeyiz. Mezarlığın adı Tartarus. Yunan mitolojisindeki Cehennem. Mezarlığın girişinde silahları topluyorlar. Laurie yedek silahını vermiyor elbette. (Just in case.) Angela’nın kocasından aşırı kıllanıyorum. Bir tuhaflıklar var. Laurie’ye “Tanışıyor muyuz?” falan deyince Dr. Manhattan’ın olabileceği teorisine inanmaya başladım hafiften. İnsan kılığına girebilir mi diye önceki bölümde tartışma dönüyordu. Çizgi romanın sonunda insan yaratacağını söylemişti. Acaba insan olmayı hatırlamak için hafızasını silip kendini Dünya’ya mı gönderdi? Göreceğiz.

İntihar bombacısının sahnesinde Senatör=Nite Owl III teorisi yıkıldı. Reddit’te de paylaştığım teorim: Senatör’ün kampanyasını yürüten Judd’ın karısının Senatör’le ilişkisi var. İkisi de Yedinci Süvari Alayı üyesi. Dolapta gördüğümüz KKK cübbesi aslında karısına ait olabilir. Sonuçta aynı dolabı kullanıyorlar. Judd’ın ölüm sebebi asılma değil de karısı tarafından zehirlenmesiydi. Toksikoloji raporunu geçiştirmek için cenazeyi erkenden yapıyorlar. Girişte silah toplatılması bombacıya kimse karşılık veremesin diye. 7S’nin apar topar düzenlenilmiş, FBI’ın bile yeni haberi olan bir cenazede mezarlığın altından tünel kazmayı becerebileceğini sanmıyorum. Senatör başkan seçilebilmek için kahraman ilan edilmeli. Bunun için de bombacıyı kullanıyor. Bölümün başında Laurie’nin bir ajanı yalandan esir alması=Senatör’ün esir alınması.

Veidt’ın Malikanesi’ndeyiz. Veidt olduğu artık su götürmez bir gerçek. Manhattan tarafından esir tutulduğu teorisi güçlendi. Mancınık tarzı aletler tasarlıyor. Kaçmaya çalışıyor. Hizmetkârları da Manhattan’ın yaratacağını söylediği insanlar. İnsan olmayı bilmediği için insanlıktan yoksunlar. Doğum günü kutlamasında her bölüm pastadaki mum sayısının bir mum artması Veidt’ın hikâyesinin birer yıl aralıkla olduğunu gösteriyor. Av Bekçisi diye birini de gördük. Av Bekçisi de bir klon. Bu yüzden mektupta hizmetkârı gibi konuşuyor. Görevi diğerlerinin aksine Veidt’ı hapishanenin içinde tutmak, kaçma girişimlerini engellemek. Manhattan değilse bile esir tutan kişinin şirketini satın alan kadın olması muhtemel.

Angela tüneli inceledikten sonra Laurie’yle kaynaşıyor. Blake çoğu şeyi çözmüş ve dominant bir tavır sergiliyor. Angela’ya her şeyi anlattıracak. Ama Angela yer mi bunu. Sanırım ilk iki bölümde Blake’i görmeme sebebimiz buydu. Angela’yı tanıtmak için iki bölüm geçirdiler. Böylece ana karakter de tanıdığımız, bildiğimiz karakter kadar güçlü görünecek, adil bir mücadele olacaktı. Gayet de başardılar bunu.

Sonunda çantanın içeriğini öğreniyoruz. Unutamadığı tek kişi Nite Owl değilmiş. Göğe yükselen araba gökten düşüveriyor. (Havaya attıktan sonra yere düşen tuğla) Manhattan attı diyorlar, göreceğiz. Bölümün adının üç anlamını da öğreniyoruz böylece:

1- Bölümün başında çalan Devo’nun böyle bir şarkısı var.
2- Manhattan dildosu. (junk)
3- Gökten düşen araba. (space junk)

Trampetler çalar. Perde iner. Güzel espriydi.

Kamil Akar

Önceki Yazı

Rick And Morty – 4. Sezon Açılışı

Sonraki Yazı

You’nun 2. Sezon Tarihi Açıklandı