The Witcher | 1. Sezon İncelemesi

Duyurulduğu andan itibaren birçok tartışmaya sebep olan The Witcher, sonunda Netflix’te yayınlandı. Özellikle oyuncu seçimlerinde fazlasıyla eleştirilen dizinin, hayranları için hayal kırıklığı olacağına kesin gözüyle bakılıyordu çünkü gösterilen ilk birkaç fragman da pek bir şey vaat etmiyordu ama bütün bunlar ön yargıdan öteye gidemedi çünkü The Witcher, bütün eleştirilere birbirinden güzel sekiz bölüm ile yanıt verdi. 

Dizi, hayali bir Orta Çağ Avrupa’sında üç ana karakterin hikayesini anlatıyor. Bunlar; bir “witcher” olan Geralt, bir sahire olan Yennefer ve küçük prenses Cirilla. Üç farklı karakter için üç farklı zaman çizgisinde geçen hikayeyi takip etmek başta zor olsa da dizi parçaları yerine koymamıza yardım ediyor. Flashback sahneler yerine farklı zaman çizgileri kullanmalarını daha mantıklı buldum, bu şekilde dizinin akıcılığı kaybolmuyor ve her şey düzenli şekilde ilerliyor fakat evreni, kitapları veya oyunları bilmeyenlerin kafasının karıştığı bir nokta var, o da Geralt ve Yennefer’in zaman ilerledikçe yaşlanmaması. Geralt bir witcher olarak yetişirken mutasyonlar geçirdiği için, Yennefer ise bir büyücü olduğu olduğu için yaşlanmıyor. Bu yüzden bütün zaman çizgilerinde aynı görünüyorlar. 

Andrzej Sapkowski’nin yazdığı altı kitaplık The Witcher serisinin ilk birkaç kitabı kısa kısa hikayelerden oluşurken devamı uzun ve tek bir ana hikayeye odaklanıyor. Dizi de aynı yolu izleyerek ilk sezonunda farklı birkaç hikayeye yer vermiş. Blaviken Kasabı, Renfri, Kral Foltest, Pavetta ve Duny, altın ejderha… Bu hikayelerin bazen kesilerek bazen de biraz genişletilerek bölümlere işlenmesini ben çok beğendim. Elbette diziyi hiç izlemeden önce derli toplu ve tek bir hikaye izlemeyi tercih ederdim ama sekiz bölümün tamamını izledikten sonra dizinin seçtiği yolun neden daha iyi olduğunu anlıyorum. 1. sezonun asıl amacı evreni, karakterleri tanıtmaktı ve bu konuda oldukça başarılı olmuşlar.

Biraz da Henry Cavill’in Geralt’ından bahsetmek istiyorum. İlk duyduğumda bu kararı ne kadar eleştirsem de paylaşılan her görsel ve fragman Henry Cavill’in iyi bir Geralt olacağına inandırmıştı beni. Kitapları okumuş, oyunları oynamış ve “geek” kültürüne hayran biri olduğunu da öğrenince kafamdaki Geralt resmine daha da uymuştu. Herhangi bir sahnede dublör kullanmamış olmasıysa gerçekten takdir edilesi çünkü ciddi anlamda zor sahneler var. Henry Cavill kendini rolüne gayet güzel kaptırmış yani. Özellikle birinci bölümün sonundan itibaren kendisini Geralt olarak benimsedim ve kalan yedi bölümde gözüme battığı tek bir sahne olmadı. Yine başlarda çok eleştirilen Freya Allan da Ciri’nin hakkını vermiş. Karakteri kitaplarda olduğundan biraz daha hanım hanımcık, sakin biri olarak aktarmışlar ama onu da kolayca Ciri olarak benimsedim. Yennefer ise ayrı bir konu çünkü tıpkı Ciri ve Geralt seçimleri gibi eleştirildi ama büyük çoğunluğun diziyi izledikten sonra bile Anya Chalotra’yı Yennefer olarak göremediklerini okuyorum ve bunun haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bence gayet başarılı bir Yennefer izledik. Gücünü hissettirdi, bulunduğu her ortama hakimdi. Ayrıca dizide karakter gelişimine sahip tek karakter olduğu ve bu gelişimi çok iyi yansıttığı da ortada. Triss ise tartışılamaz şekilde fiyasko ama zaten sahne süresi çok az ve pek de önemli bir karakter olmadığı için isyan etmenin anlamı yok. Jaskier’e gelince, dizinin en güçlü yanlarından biri kesinlikle. Çok önemli bir karakter olmamasına rağmen yer aldığı her sahneyi birkaç seviye yukarı taşımayı başarmış, sesi ve Geralt için yazdığı şarkılar da harikaydı.

Dizinin aksiyon sahneleri beklediğimden çok daha iyiydi. Netflix’in son zamanlardaki orijinal dizilerine bakıldığında bir kalitesizliğin olduğu aşikar, durum böyle olunca The Witcher için birçok konuda beklentimi düşük tutmuştum. Özellikle kılıç dövüşleri ve animasyonlar beni bu diziyle ilgili en çok korkutan iki şeydi ama daha ilk bölümden bu korkumun yersiz olduğunu gördüm. Dizi ilk sahnesinde canavarları ne kadar iyi sunacağını kanıtlamıştı ve ilk bölümün sonunda da kusursuz bir kılıç dövüşü izletti. Kitaplarda geçen, Geralt’ın dövüşürken dans eden birini andırmasını mükemmel yansıtmışlar. Sonraki bölümlerde bu kadar iyi bir sahne görememek beni üzdü ama yine de dizi bu konuda oldukça başarılıydı. Tekrar söylemekte fayda var, Henry Cavill bu sahnelerin tamamında dublör kullanmadan rol alıyor. Dediğim gibi ilk bölümün ilk sahnesinde gördüğümüz örümcek görsel açıdan oldukça başarılıydı ve genel olarak sonraki bölümlerde de aynı kalite korunmuştu. Özellikle striga ile dövüştüğü üçüncü bölümde bu kalite, seviye arşa yükseldi diyebilirim, Aard işaretini kullandığı sahneyi onlarca kez izledim sanırım. Evet işaretler demişken, eleştirilecek en büyük şey bu sanırım. Koskoca witcher beyimiz Geralt, işaretlere sadece birkaç kez başvuruyor maalesef.

Bu üç zaman çizgisi sezonun sonunda birleşiyor ve daha ilk bölümden sinyalleri verilen Ciri-Geralt buluşması gerçekleşiyor. Yukarıda bahsettiğim gibi, dizi kitaplara paralel bir şekilde ilerliyor. Bütün sezon boyunca Geralt’ın kısa hikayeleri ile Yennefer ve Ciri’nin orijin hikayelerini izlemiştik. Gelecek sezon ise tıpkı kitapların devamı gibi tek bir hikayeye odaklanacak, Ciri ile Geralt’ın hikayesine. Yennefer de işin içinde olacak tabii ki çünkü Geralt ne kadar Ciri’nin manevi babasıysa Yennefer de manevi annesi olacak. Şimdiden 2021’de yayınlanacak ikinci sezonu için heyecanlıyım çünkü Ciri’nin geleceği o kadar karmaşık ki bunu ekrana nasıl taşıyacaklarını çok merak ediyorum. Ayrıca henüz o denli bir etki yaratmamış olsa da The Witcher, Game of Thrones’tan boşalan fantastik tür tahtını dolduracak gibi görünüyor.

Salih Çiftçi

Çizgi roman, dizi, basketbol, oyun.

Önceki Yazı

Vikings yeni bölümü ile sadece DMAX ve dmax.com.tr’de

Sonraki Yazı

The Mandalorian | 1. Sezon İncelemesi