The Mandalorian | 1. Sezon İncelemesi

Star Wars markası Disney’in eline geçtikten sonra çıkan filmler birçok SW hayranı için maalesef hayal kırıklığıydı. Buna rağmen sinemada hasılat ve izlenme rekorları gelmeye devam etti. Yani içerik ne kadar kötü olursa olsun SW’un çok güçlü bir isim olduğu ve bu isim altında ne çıkarsa çıksın izleneceği ortadaydı. Neyse ki Disney+ ekibi bunu bir fırsat olarak görmemiş ve kaliteli bir yapım ortaya koymak için çalışmışlar. Sonunda da bizi Mandalorian gibi kaliteli bir diziyle ve özlediğimiz SW atmosferiyle buluşturmuşlar. 

Mandalorian’ın hikayesi, çok uzak bir galakside ve Star Wars: Return of the Jedi’ın sonrasında geçiyor. Gezegenleri yıkılan Mandalorlular, galaksinin dört bir yanına yayılıyor ve hayatlarına paralı asker olarak devam ediyor. Dizi de bu paralı askerlerden birinin hikayesini konu alıyor. Tek derdi para kazanıp zırhını geliştirmek olan karakterimizin, aldığı bir kontrat ile hayatı değişiyor. Bu kontrat, bir çocuğu ele geçirip teslim etmek fakat Mando çocuğu vermekten vazgeçiyor ve asıl macera tam da burada başlıyor çünkü herkesin ele geçirmek istediği bu çocuk oldukça önemli biri. SW filmlerinde usta bellediğimiz Yoda’nın ırkından geliyor ve tabii ki güç onda çok yoğun…

Sosyal medyada Baby Yoda olarak adlandırılan bu çocuğu ele geçirmek isteyen başka paralı askerler veya kelle avcıları da var tabii. Mando, Baby Yoda’yı bu insanlardan ve diğer çeşitli tehlikelerden korumayı amaç olarak belirliyor ve bir yandan da kendi işine odaklanıp kontratlar almaya devam ediyor. Yani dizi Baby Yoda gizemini çözmenin üstünde durmaktansa onu tatlı ve eğlenceli bir yan karakter yapıp Mando’nun hikayesine odaklanıyor aslında. Bu yüzden de bölümler tıpkı bir kısa film gibi. Mando, her bölümde aldığı bir kontrat ya da karşılaştığı bir tehlikeyle uğraşıyor ve bölüm sonunda da bu olayı çözmüş oluyor. Bölümler birbirlerinden büyük oranda bağımsız. Baby Yoda’nın arkasından ne çıkacağını merak etsem de bu gidişat ilk dört-beş bölüm ilgimi çekmişti çünkü resmen Western temalı bir SW dizisi izliyordum ve bir şikayetim yoktu. Ayrıca dizi teknik açıdan orijinal üçlemeye çok benziyordu. Sinematografi, sahne geçişleri ve diyaloglar beni o filmlere götürüyordu resmen. Ayrıca bölüm bölüm verilen bu hikayeler zorlama değildi, çok güçlü bir arkaplan veya ana fikir yoktu ama izlemesi inanılmaz keyifliydi. Bölüm sonlarında sonraki bölümü merak ettirecek hiçbir şey olmamasına rağmen yeni bölümü iple çekiyordum. Ama bu durum dediğim gibi 5. bölümden sonra beni biraz rahatsız etmeye başladı çünkü Baby Yoda’nın gizeminin çözülmesini istiyordum. En azından hikaye olarak biraz ilerleyelim, ufak tefek de olsa bir şeyler öğrenelim ama yok. Sezon finali olan sekizinci bölüme kadar ana hikayede bir ilerleme olmadı ve bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Sezon finalindeki ilerleme de çok kayda değer değildi aslında, yani Baby Yoda’yla ilgili hiçbir şey bilmez durumda bitirdik ilk sezonu.

Dizinin müziklerini çok beğendim. Western temasını iliklerimize işleyen müzikler Mandalorian’ın atmosferine inanılmaz katkıda bulunmuş bence. Mando’yu seslendiren Pedro Pascal da kusursuz bir iş çıkarmış. Söylediği her cümlenin bu karaktere ait olduğunu hissettirmeyi başarmış. Baby Yoda’yı ise herkes gibi ben de aşırı tatlı buldum tabii ki. Hatta SW evreninin en tatlısı oldu bile. Evren demişken, dizi sezon boyunca SW evrenine gayet güzel göndermeler yapıyor ama bunu fazla abartmamayı seçmişler çünkü Mandalorian, Disney+’ın en popüler dizisi ve hiç SW filmi izlemeyen biri için bile anlaşılabilir olması önemli.

Mandalorian aksiyon sahnelerinde de oldukça başarılı. İlk bölümden son bölüme kadar hiçbir sahne sırıtmıyor, neredeyse filmlerin kalitesinde. Zaten yazının başında bahsettiğim gibi dizi ekibi kaliteli bir iş ortaya koymak için oldukça uğraşmış. Bu konuda en büyük kredi Marvel Sinematik Evrenini de başlatan John Favreau’ya verilmeli. Bu diziyi modern SW filmlerinden ayıran dokunuşta onun büyük payı olduğu çok belli. 

Son bölümden anladığım kadarıyla ikinci sezon da bölüm bölüm hikayeler işlemeye devam edecek ama bu kez ana hikayeye daha çok odaklanacaktır çünkü artık Moff Gideon gibi oldukça havalı ve sert bir kötü adamımız var. İlk sezonun eksiği belki de böyle birinin olmamasıydı. Yıllar önce Breaking Bad gibi büyük bir dizide kalbimizde yer edinen Giancarlo Esposito’yu Mandalorian’a fazlasıyla yakıştırdım, zaten kötü adamı oynamakta ustalaşmış birinin diziye fazlasıyla katkısı olacaktır. İkinci sezonun 2020’nin sonbaharında çıkacağı doğrulandı ve söylentilere göre ikinci sezonda orijinal üçlemeden bir karakteri de göreceğiz. Sadece bu söylenti bile ikinci sezon için heyecanlanmama yetiyor.

Salih Çiftçi

Çizgi roman, dizi, basketbol, oyun.

Önceki Yazı

The Witcher | 1. Sezon İncelemesi

Sonraki Yazı

Atiye | 1. Sezon İncelemesi