Her zaman Kalbimizdesin…

Bizler dizihaber yazarları olarak çok sevdiğimiz arkadaşımız Eda’ya söylemek istediklerimizi bir yazıda toplamaya karar verdik. Biliyoruz ki bu yazıyı okuyacak ve ona olan sevgimizi hissedecek. Umarım yazdıklarımızı beğenirsin Eda. Her zaman kalbimizde olacaksın…

Umut

Ayrılıklar benim için her zaman zordu. Bir anda gerçekleşip bitiyor… Daha 1 hafta öncesinde yaptığımız yemek muhabbetlerini hatırlıyorum. Benim için sohbet etmesi en keyifli insanlardan birisiydin Eda. Supernatural’i her ne kadar kötü bir dizi olsa da seninle yorumlamak çok eğlenceliydi. 14 sezon sürmüş bu lanet dizinin finalini seninle izlemek ve kötülemek isterdim. Birlikte yazacağımız çok yazı vardı. Keşke bilseydim hastalığını. Keşke bütün bunlar birer kabus olsaydı. Keşke hayalini kurduğumuz kafeyi açıp huzurlu bir şekilde tatlılar ve kahveler servis etseydik insanlara.

Ölüm her ne kadar korkunç bir şey gibi olsa da şimdi daha iyi bir yerde olduğunu hayal ediyorum. Tatlılarla ve yemeklerle dolu bir cennettesin biliyorum. Supernatural’in her sezon finalinde çalan bu ikonik şarkıyı senin için paylaşıyorum.

Mustafa

Bunca yıldır sitemizde olsan da ben seni aslında Bora’nın röportajıyla tanımıştım. Keşke seni daha önce tanısaymışım, hayatıma kattığın her şey için ne kadar teşekkür etsem azdır. Sayende küçük yemekler yapmayı öğrendim. Bundan sonra her Supernatural ve Chuck izlediğimde seni hatırlayacağım. Her zaman kalbimin bir köşesinde yer alacaksın tatlı kız. Hoşçakal…

Batuhan

Ne yazacağım bilmiyorum… Kelimeler kafamın içinde dolaşıyor ama cümle oluşturamıyorum… olmuyor! Daha Gazap Üzümleri’ni bitirmedik Eda. Damızlık Kızın Öyküsü’nü… Birlikte Kral Lear’a gidecektik. Ne bu acele? Arada birbirimize alınıp gruptan ayrılırdım sonra sen bana mesaj atardın “Neden çıktın gruptan?” diye. Geceleri hep yemek konuşurduk sonra acıkırdık… Sen bize yemek yapmak istediğini söylerdin. Ozan’ın yazdığı dizihaber ofisli yazıları okurken senin ofis için yemek yaptığını hayal ederdim… Yüz yüze hiç gelemedik ama İstanbul’a geldiğim zamanlarda yolumu kaybederdim ve önce seni arardım bana yolu tarif ederdin… Şimdi kim bana kaybolmamam için yol tarif edecek Eda? Söyleyecek çok şeyim var ama tıkanıyorum bunları yazarken… Umarım artık acı çekmiyorsundur… Umarım artık mutlusundur… Seni tanıdığım için çok mutluyum Eda keşke daha çok zamanımız olsaydı… keşke… Bizi hep böyle hatırlayacağım… Kendine iyi bak meleğim.

Arzu

Hayatı doya doya, kana kana yaşamak gerektiğini senden öğrendim Eda. Unsuz, yağsız, şekersiz ama yine de kendi elinle yaptığın küçücük bir kurabiyenin, damakta dünyalarla değer bir lezzet bırakabileceğini de. Yaşamda birbirinin zıttı iki şeyin bir araya gelebileceğini, turşunun çikolatayla bir arada durabileceğini, yemek yapan birini izlemenin Mars’a iniş yapan aracı izlemek kadar büyüleyici olabileceğini… En çok da başına ne gelirse gelsin, son ana kadar her şeyden bir gülümseyiş, bir mutluluk çıkarabileceğini. İşte bu sonuncusunu çok acı bir şekilde öğrendim. Son yazışmamıza baktım az önce. Dolapta kornişon var, bir parça da Damak çikolata. Nasıl elim gidecek bilmiyorum. Seni hep bu ikilinin genzimde bıraktığı lezzetle hatırlamak istedim. Seni, tüm keşkelerime rağmen, en azından artık acılarının dindiği düşüncesini bağrıma basarak uğurlamak istedim. Umarım gittiğin yer bize hep gösterdiğin yaşama sevincinin cennetidir…

Utku

Bazen bir şeyler karalamak içimden gelmez, düşüncelerimi en iyi şekilde anlatabilmek için hep ertelerim birkaç saat sonraya. Fakat şu anda hissettiğim üzüntüyü anlatabilmenin pek mümkün olduğunu sanmıyorum Eda. Ne kadar zaman geçerse geçsin, sayfalar dolusu yazsam bile pırlanta gibi bir arkadaşımı kaybetmemin ne demek olduğunu anlatamam. Biliyorum her ölüm zamansızdır ama bu erken veda çok acı be arkadaşım. Seninle birçok defa çalıştım ve bu zamanlarda kurduğumuz diyaloglarda iyi kalbin, parlak zekan ve hayata bakış açın benim açımdan çok dikkat çekiciydi. Senin gittiğin yere gelebilirsem eğer tekrar görüşeceğiz Eda.

Şebnem

Haberi duyduğumdan beri derin bir üzüntü içindeyim. Maalesef seninle çok geç tanıştık ancak daha sonrasında keşfettik ki birçok ortak ilgi alanımız varmış. Hep dalga geçerdik yoksa biz birbirini kaybetmiş iki kardeş miyiz diye. Ah Eda ah… Daha Chuck’ın filmini izleyip Zac ve Yvonne ile tanışacaktık. Birlikte Chuck hikayeleri okuyup tartışacaktık. Keşke daha fazla zamanımız olsaydı. Keşke seni daha önce tanısaydım. Seni hiç unutmayacağım, her zaman kalbimde bir yerin olacak güzel kalpli Chuckster.

Ozan

22 muhteşem bir yaştır.

Mesela üniversiteden mezun olacak kadar büyümüşsündür ama okulu uzatacak kadar da “haylaz” olabilirsin.

Gelecek planlarından konuşurken cümlelerinin arasına hayallerin kaçar 22 yaşında.

Kocaman başarılar da yakışır 22ye, en büyüğünden en afilisinden “hatalar” da…

Hatta turşu çukulataya bile yakışır  22ndeysen de,

Bir  ölüm yakışmaz işte.

Olmaz yani, yazsan anla(tı)m bozukluğudur.

Yeminle olmaz… Sadece kulağını değil ruhunu tırmalar, kalbini yırtar insanın..

Ah be kuzucuk,

Hiç bilmediğim yerden sordun bu sabah.

Saatler geçti.

Bu kadar erken nasıl veda edilir bulamadım.

Hala bilmiyorum…

Bora 

Hastalığını öğrendiğim akşamdan sonra çok daha yakın iki arkadaş olduk seninle. Zaman zaman sağlıksız beslendiğin konusunda sana takıldığında biri hep “Onlar böyle söyledikçe ben bu hastalıktan kendimi sorumlu tutuyorum” derdin. “Kimseye söyleme Ozan ve Hafize dışında ama onlar da bildiklerini belli etmesinler” demiştin. Dediğin şeyi yaptığımı söylediğimde artık birisi sana bu konuda şaka yaparsa arkanda çok güçlü bir ekip olduğunu söyleyip gülmüştün. Ozan ve Hafize parçalardı onları. Sen yaşasaydın, biri sana o cipslerin hep tekinsiz olduğunu söyleseydi ve biz seni savunabilseydik keşke. Dünden beri keşke dolu cümleler kurmaktan yorgun düştüm arkadaşım. Hayat nasıl olağan akışında devam ediyor anlamıyorum. Bir yerlerde durmalıydı zaman. Ben bu haberi hiç almamalı, kimseye bu haberi vermemeliydim. Siteyle ilgili en büyük korkun bir gün Ayça’nın seni arayıp niye yazmadığını sormasıydı. Sen bizim sitemizin daimi yazarı olarak kalacaksın. 22 senelik kısa sürede her birimizin hayatına kattığın tüm güzellikler için sana minnettarız. Kim duysa “Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun” diyor. Aksi mümkün değil ki… Şu an bu satırları sana eve dönüş yolunda bir otobüste yazıyorum ve radyoda Aşkın Nur Yengi tüm gücüyle bağırıyor “Gitme, hemen gitme, kal. Biraz dur, daha erken…” Çok erken gittin Eda. Ben şimdi kime “Edaaağğğğ!” diye bağıracağım?

Yağmur

Genelde böyle şeylerle ilgili düşüncelerimi ifade etmekte çok zorlanırım. Ne diyeceğimi bilemem. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Şu anda tek bildiğim bunun çok erken bir ayrılık olduğu. Keşke seninle yüz yüze tanışabilseydim. Keşke seninle daha çok konuşabilseydim. Seni tanıdığım bu kısacık bu kısa sürede hayatıma kocaman bir iz bıraktın Eda. Şu anda daha iyi bir yerde olduğunu bilmeye ihtiyacım var. Huzur içinde uyu.

Kamil

Eda ile 2015 yılının ocak ayında tanıştık. Kendisi yazar alımına istinaden çok naif bir o kadar da mütevazi bir başvuru yollamıştı. Editörümüz Ayça ile telefonla görüşmesi gerektiğini söylediğimde bu konuda bile çekingen davranmıştı. Bu kabul edilebilirdi zira henüz 19 yaşındaydı. O günden itibaren ekibimiz içerisindeki en cana yakın, en ilham verici ve açık ara en mutlu karakterdi. Oysa hayatında güzel yaşının aksine yaşadığı ağır hastalıktan hiç haberimiz yoktu. Sitedeki pek çok kişi gibi kardeşim olarak görüyordum Eda’yı ve aldığım bu yıkıcı haberden sonra ayağa dahi kalkamadım. Bizlere her fırsatta ilham veren, melek gibi ruhuyla sürekli ayağa kalkıp harekete geçmemizi tembihleyen kız şimdi sonsuz uykuda. Bunu kabul etmem imkansız ve hayata eskisi gibi bakamıyorum. Kesinlikle bizim yaşadığımız acının milyarlarca katını yaşayan ailesine sabır diliyorum öncelikle. Daha sonra geride kalan biz arkadaşlarına da Eda’yı unutmamak ve onun anısını yaşatmak görevi düşüyor.

Ekipte ne zaman yeni bir işe kalkışsak her zaman en önde gider, sorumluluktan hiç korkmazdı. Haziran 2016 yılında “sen boşver yazıyı, sağlığına odaklan” dediğimde bile “o zaman boş durmayayım” diyen birisiydi. Kendisini son sözleriyle uğurlamak istiyorum. Huzur içinde uyu Eda, seni asla unutmayacağız. Umarım gittiğin yerde istediğin kadar yeni dizi izleme fırsatı bulursun Eda. Biz burada sonsuza kadar seni anmaya devam edeceğiz.

Hafize

Ölüm kimseye yakışmaz, ama sana hiç yakışmadı Eda. Gençliğinin, hayata yeni başlıyor oluşunun neşesini paylaşmamız gerekirken bugün senin aramızdan ayrılışına üzülüyoruz. İşin garip tarafı da ne biliyor musun? Ne yazarsam yazayım asla doğru cümle, doğru ifade olmayacak. Güya yazarım değil mi? İzlediğim şeyleri inceliyor değerlendiriyorum, anlatıyorum. Ama şu an hissettiklerimi anlatmanın doğru bir yolunu asla bulamayacağım. Gerçi çok da önemli değil sanırım bu, çünkü seninle hiç karşılaşmamama rağmen ben seni çok sevdim. Samimiyetini ve neşeni kilometrelerce öteden karşındakine ulaştıracak kadar güzel bir insansın çünkü. Yazılarını keyifle okudum, podcastlerini keyifle dinledim, yemeğe olan ilgini ve alakanı keyifle izledim. Yarım bıraktığın şeyleri düşününce hayatın acımasızlığını bir kere daha fark ediyorum Eda. Ve ölümün olduğu yerde daha ciddi hiç bir şeyin olmadığını bir kez daha anlıyorum.

Nisan

Herkesin yazdığı en zor yazıdır bu büyük ihtimalle ama bir gündür hissettiklerimi kelimelere aktarmaya çalışıp yapamıyorum. Siteye aynı zamanda başladığım, benimle aynı yaşta ve birçok konuda da benzediğim birisiydi Eda. Aramızdaki en neşeli görünen ve her konuda az çok bilgisi olan birisiydi. Hatta bir şey konuşuyorsak illa ki o konuda da bilgisiyle şaşırtıp ‘Bunu da takip edip biliyordun Eda?’ dedirtiyordu insana. Erken gidişiyle hepimizi üzse de bir yerlerden huzurla bizi izlediğini düşünerek hayata devam edeceğim.